Yemek Yemeyiz

Yemek Yemeyiz
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 26 Mart 2018 17:36

alt

İsmi rakamlı olan bir kanal eskiden kalma, başka ülkelerden örnek alınma bir yemek yapma yarışması düzenlemiş. Sunucu diye renkli gözlü bir genç irisi işin başına getirilmiş. Dahası yakışıklı bulunmuş, ilgi çeksin, hayran toplasın denilircesine, kamera karşısına geçirtilmiş.  Dış ses dediği kamera arkasındaki kişiyle incir çekirdeğini doldurmaz sıradan sohbetler yapan bu sunucu, meğer programın tutulmasına vesile olmuş. Halkımızdan bazıları da ekranda gördüğü herkesi nedense kendinden çok sever, hayranlık duyduğuyla oyalanır, avunur, uğruna zamanı ve kendini heba eder, bazı kimseler…

Haftanın beş günü, beş ayrı insan, öncesinde destekçi olmuş bir marketten mutfak malzemelerini hoplaya zıplaya market arabasına dolduruyor. Kameranın çekiciliğine kaptırıyorlar kendilerini, bir günlük ünlü olmanın keyfini çıkarıyorlar. Sonra yarışmacı evine gelip üç saatlik sürede çorbasından, ara sıcağına, ana yemeği, pilavı, salatası, tatlısı derken beş altı çeşit yemeği hazırlayıp kendi turunu tamamlıyor. Sofra sunucu eliyle hazırlanıyor, sanılıyor. Görmediğimizden bilmiyoruz, öyle deniliyor. Oysa tam 25 kişi varmış kamera arkasında, ne iş yaptıkları bize bildirilmiyor.

Sanırım saçı tarayıcı, başı- bakışı ayarlayıcısı, ışıkçı, sesçi, falan filan… Her neyse; hayli kişinin bu işten ekmek yediği anlaşılıyor. Ve bir görevlide teker teker yarışmacıları eve yönlendiriyor. Sıralamaya göre birer birer eve geliyorlar. Kimi pikniğe gider gibi, kimi pazara, kimi de kokteyle katılır şıklıkta katılımda bulunuyorlar.  Gelen her kişi ev sahibince nezaketle karşılanıp sofraya buyur ediliyor, kısa bir kibar konuşmanın ardından çorba ikramıyla yemeğe başlanıyor. Birer kaşık tadımlığın ardından yediklerini yorumlamaya geçiyorlar. İşte o zaman curcuna başlıyor.  Kibarlık ortadan kayboluyor. Her kafadan bir ses, nefesler paslaşıyor, burunlar kıvrılıyor. Dudaklar eğriliyor. Nezaket nakavt oluyor.

 “Olmamış, beğenmedim, hiçbir tat alamadım, çok kötü olmuş. Böyle bir yemek çok basit, çok tatsız, kötü buldum…”  Herkeste bir negatiflik, herkeste bir bilgiçlik… Yarışma öncesi birbirini tanımayan insanlar, sonrasında da görüşmeleri muhtemel dışı bulunanlar beş gün içinde birbirleriyle nasıl düşman oluveriyorlar anlamış değilim.

Yahu neyi paylaşamıyorsun, ekrana çıkmışsın, önünde de yemek bulmuşsun; tebessümlü bir tavırla bir güzellik sunarak, gençliğe iyi örnek olmaya çalışsanız ya…

“Olmamış, beğenmedim, kuru olmuş, duru olmuş, yağı fazla, tuzu eksik” bu bahanelerle tabaktaki bonfile sarmalar, biftek kızartmalar, tavuklar, börekler, kısacası bütün yemekler mıncıklanıp mutfağa geri gidiyor.

“Lastik gibi diyorlar nimete, gereksiz bir şey olmuş, güzelliği yok” deniliyor. “Beğenmek görecelidir, beğenmedim, hoş bulmadım, çok kötü” diyorlar. Kaşıkla tabaklarını kurcalayıp “rengi, şekli hiç hoş değil” diyorlar. Resmen bulmuşlar, bunuyorlar.

Bu yemekler bir lokantada önlerine gelse tabaklarını silip süpürürler. Bedava bulduklarından mı, yoksa kameraların büyüsüne kapıldıklarından mı ne? Nimetleri burunlayıp, horluyorlar.

Format böyleymiş sanırım.  İlginç tipleri bulacaksın, bir araya getireceksin. Programdaki maksat; tartışma yapılacak, reytingler tavan yapacak, kanal reklam payını fazla kapacak.

Hep benzer cümlelerle yayını götüren renkli gözleriyle ilgi topladığı söylenen, durup bakmakla ve “üç saatte yapabilir mi, kazandığı parayla ne yapılacak, yatasım geldi, bana ne ikram hazırlandı?” sözleriyle, sözde samimi bulunan, hediyeleri kapmakla programı renklendirdiği düşünülen sunucu, güya sosyal medyadan takipçilerinin yorumlarına açıklık getirmek için diyor ki:  “Arkadaşlar bu yemeklerin çöpe gittiğini asla düşünmeyin. Masada yenilmeyen her şeyi sokaktaki dostlarımıza veriyoruz.” Çok inandık doğrusu, gözümüzün içine bakarak söylediğin saçmalığı ne güzel yedik yuttuk, ama hazmedemedik.

Renkli gözlü sunucunun o kadar çok hayranı varmış ki, program onun uğruna seyrediliyormuş. Dolayısıyla kimse de demiyordur “Salatayı, hangi sokaktaki patili dostun yiyor? Çiğ köfte hangi toynaklı dostunun kursağına gidiyor? Tatlıyı, ekşiyi, acıyı kimlere kakaklıyorsunuz. Ya bir sepet dolusu ekmeği hangi çöp bidonuna dolduruyorsunuz?”

Bal gibi her şeyi israf ediyorsunuz, bu yalan yayınlarınızla israfın günah olduğunu,  nimeti helak etmenin haram kılındığını, unutturmaya çalışıyorsunuz. Dünyalık belki kazanıyorsunuz, ama sizi izleyenlere çok değerleri kaybettiriyorsunuz.

Ben de bugün can sıkıntısından kanallar arasında dolaşırken, dikkatimi çekti şöyle bir bakmış bulundum. Elhamdülillah Müslümanız diyoruz, ama Müslümanlığın nasıl yaşanması gerektiğini bilmiyoruz. Nimetleri çöpe atarken, etraftaki yoksul insanları görmezden gelmemiz bir yana… Allah’ın buyruğu olan “Ey Âdemoğulları! Allah'a kulluk olsun diye, yapıp ettiğiniz her işte, kendinize çeki düzen verin, yiyip için, ama israf etmeyin, çünkü Allah savurganları sevmez.” A'RAF-31 Ayetine de muhaliflik etmiş oluyoruz Allah muhafaza…

Ayfer AYTAÇ – ayfeaytac.com