Birazda Hakikate Baksak

Birazda Hakikate Baksak
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 28 Kasım 2018 09:21
ALLAH  DAR GELİRLİLERİN YARDIMCISI OLSUN
altTürk-İş araştırması neticesi 4 kişilik ailede açlık sınırı 943 lira, yoksulluk sınırı 6 bin 328 lira olarak belirlenmiş. Ve Türk-İş yönetimi askeri ücret 2000 lira olsun demiş. Üyelerini açlıkla yoksulluk sınırı arasında yaşamaya layık görmüş. Kendileri tok olunca açın halinden ne bilsinler? Bu ülkede çoğunluk dar gelirli, işçi ve esnaf bir şekil değirmeni döndürüyor yine; ya işi gücü bulunmayanlar geçimlerini nasıl sağlıyorlar acaba? Eski yapı evlerin kirası bile 1000 liradan başlıyor, gerisini düşünün. Sanırım günübirlik iş bulanlar bir şişe yağ ve bir ekmek alıyorlar. Akşam sabah ekmeği yağa banıp banıp yiyorlar. 
 
"Sadece bağkur primi 500 lira ne kadar sıksam aylık gider 1000 liranın altına düşmez" diyor, Sebahat Terzi. 52 yaşında, adına yakışır gibi güzel ve sebat sahibi bir hanım... Mesleği terzilik değil. Terzi onun soyadı. 
 
Bizim ilin Ayazmana Mahallesinde bir sokak arasında, küçük bir dükkân kiralamış Sebahat Terzi, mahalleli kadınlara giysi satıyor. Müşterisi çoğunlukla kadınlar. Sattığı ürünler dar gelirliye yönelik kurulan Rus pazarındaki giysiler kalitesinde. Ama daha pahalı; Rus pazarında bir kazak 20 liraysa, Sabahat Hanım da aynı mal 35 lira.Sebahat Hanımın ürünlerindeki fiyat farkı, dükkânındaki malları veresiye vermesinden kaynaklanıyor.
 
Mahalle kadınları toptan alış veriş edip, aldıkları ürünlerin tutarını Sebahat Hanımın veresiye defterine ekletiyorlar. Sonrasında ellerine para geçtikçe, pazar alışverişlerinden kestikleri ve kocalarına duyurmadıkları üç- beş kuruşu getirip, borçlarını azar azar ödüyorlar. 
 
Sebahat Hanım da bu biriken paralarla evini geçindiriyor, bir kız, iki erkek çocuklarını okutuyor. Kocası 12 yıl önce ölmüş. O günden bu güne kendi ayakları üzerinde dikili durmaya çalışıyor. Fakat bugünlerde gidişattan şikâyetçi, iflas etmek üzere olduğunu söylüyor. Onu bu düşünceye iten neden müşterilerinin bir süredir kendisine ödeme yapmamaları...
 
Malı alan yazdırıp gitmiş, sonrasında dükkâna para vermek için uğramaz olmuş. Telefon numaralarını aldığı müşterilerini arayıp, utana sıkıla, alacağı olan parasını istiyor. Tellerin öbür ucundan aldığı cevap içini acıtıyor. Zira kadın müşterileri mahcup hallerde şu yanıtı veriyorlar: 
-“Valla Sebahat abla borcum borç da, adam işten çıkarıldı. Eve ekmek alacak paramız bile yok. Elimize para geçince öderiz, biraz sabret.”
 
Bir başka müşteri:
- “Sebahat Hanım ben okullara temizliğe gidiyordum. Beni işten çıkardılar, şimdi ne yapacağım bilmiyorum. Çocuklar perişan. Canımı iste vereyim, ama ne olur bir süre benden para isteme.”
 
Bir diğeri: 
“Sebahat Hanım ben lokantalarda bulaşık yıkıyordum. Lokantacı ‘az kazanır oldum’ deyip, beni işten çıkardı. Ben kazanamayınca, borcumu sana nasıl ödeyeyim? Ne olur sen insaf et de, birkaç ay beni idare et. Yeni bir iş bulursam, borcumu azar azar öderim. Ben dürüst müşterinim bilirsin.”
 
-“Sebahat abla, kusura bakma borcumu ödeyemeyeceğim. Yani senin anlayacağın 'Allah bana, ben sana' durumları söz konusu. Seçimlerden sonra belki bizim oğlanı belediyeye aldırabilirsek, borcumuzu öderiz. Yoksa ahiret de hesaplaşırız artık.”
 
Sebahat Hanım bu aramalardan netice alamayınca, üstelik telefon borcunun da kabardığını görünce, iflas bayrağını çekmeyi uygun görüyor. Amma o da kara kara düşünüyor. 12 yıldır bu dükkân beni ve çocuklarımı bir şekil geçindiriyordu. Şimdi ne yapacağım bilmiyorum.” Diyor.
Ve iş görmeyen iş yerini gidişatını düşünmek adına bir kaç saatliğine kapattı Sebahat Hanım...
 
Ayfer AYTAÇ - ayferaytac.com