Kredi Kuyruğu

Kredi Kuyruğu
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 05 Aralık 2018 10:20
Soğuktan Değil, Parasızlıktan Nefesleri Donuyor.
altBorç hastalığına çare umarcasına, Müslüman ülkemin insanlarının niceleri, derde derman gördükleri bankaların tüketici kredilerinden yararlanmak adına, banka önlerinde kuyruğa girmiş haldeler. İçersi o kadar kalabalık ki, insanlar soğuğa aldırmadan banka önünde bekleşiyorlar. Parasızlık soğuğundan bezmişler, bankaları battaniye bellemişler.
Banka önlerindeki kuyruklar bir dönem emekli maaşı alanların girdikleri kadar uzun bir kuyruk olmasa da, sabahın köründe sıra kapmak için gelinmese de, bir hayli dikkat çekici kuyruk göze çarpmaktaydı.Çoğu orta yaş üstü bu insanlar, hayat pahalılığına direnmek adına, soğuğa karşı metanetli duruyorlardı.
Malum ekonomik kriz yaşıyoruz. Amerikanın karın ağrısı sancısını biz çektiğimizden, ülkemizde de büyük bir ekonomik kabızlık yaşanıyor. Parası olanlar, gidişatı izleyip, gelecek güvencelerini temin altında bulundurmak için para harcamaz oldular. Parası az olanları durumu, her zamandan daha vahim. Borç batağında debelenmekten bir hal olan geniş kitle dar gelirli insanlarda, bankaların önünde hale oluşturur hallerine bürünüyorlar. 
Hayatları borçlanmakla, borçlarını ödemek gayretiyle geçiriyor bu vatandaşlar. Buldukları kadar yiyorlar, gerisi yok mu diyemiyorlar.
 
Krizin sıkıntıları kendilerini daha çok bürüyünce, hanelerinde hayıflanma sesleri yükselince, şaşırdılar; niceleri borçlarını hepten ödeyemez oldular. Alacaklıları, icra memurları kapıya dayanmaya başlayınca da, çareyi üç kuruş maaşlarını kefil gösterip, beş kuruş kredi almada buluyorlar. 
Bilhassa emekli vatandaşlar, kış mevsiminin kapıya dayanmasıyla ısınma telaşına da kapıldılar. Giderlerin çokluğuyla baş edemeyenler, tek çıkar yolun kredide olduğunu saptayıp, banka önlerine kuyruğa giriyorlar. 
Resmi tefeci olarak bilinen bankalarda, bu vatandaşlara sanki hibe dağıtıyorlarmış gibisine bir tavır takınarak, onları kuyruklarda saatlerce bekletmeye mahkûm bırakır oldular. Daha düne kadar tüketici kredilerini cazip kılıcı reklâmlarla, vatandaşı kredi çekmeye ikna etmeye çalışan bankalar, dul yetim maaşı alan 90 yaşında ninelere bile kredi vermeyi uygun görürken, kolaylığı fırsat bilen vatandaşın koşup gelmesiyle, günümüzde engel kurmaya başladılar.
Konuşmalarına tanık olduğum bir bankacıyla, kredi çekmek isteyen vatandaşın arasında geçen diyalog şöyle: 
“Yaşınız kaç?
"66"
"60 yaş üzerine kredi veremiyoruz."
"Niye?"
"Ölüm riski yüksek."
"Gençlerde ölüm riski yok mu?"
"Onlarda oran yüksek değil."
"Anladım, ama gençlerin çoğununda maaşı yok."
"Veremiyoruz beyfendi, lütfen meşgul etmeyin. Sıradaki!"
 
Anan kim, baban kim, ananın kızlık soyadı, soy ağacınızın kök genişliği, maşının kat sayısı, maaşından başka malın mülkün?” Daha pek çok manasız sorgulamayla insanın haysiyetiyle oynama durumları...
 
Bu suç vatandaşın değil, elbette. Banka ilgililerinin de değil, ülkede yaygınlaşan yarınlara güvensizliğin getirimi. Bankacı Türk halkına güvenmemekle, bir şekilde ülkenin geleceğine güvenmiyor ve önce kendini garantiye alıyor. 
 
Bu garantiye almayı zaten verdiği parayı sigortalayıp yapıyor. Vatandaşa üç bin lira kredi veriyorsa, vatandaş bu parayı beş bin küsur lira geri ödemeyi, imzasıyla taahhüt ediyor.
 
Üstelik bankalar vatandaşın maaşını kefil bilip, bir de geri ödemeyi garantiye alıyor, yaş yere yatmıyor yani; vatandaş da keyfinden banka eline bakmıyor. Ama bunu kimseler anlamıyor.
 
Sanki babalarının hayrına bağış yapacaklarmış gibi, verdikleri para gidecek de bir daha kasalarına geri dönmeyecekmiş gibi vatandaşı ayrıntılı sorgulamaktan geri durmuyorlar. 
 
Hele bazı memurların öyle ezici tavırlı bakışları var ki, parasızlık soğuğundan titremekte olan ihtiyaç sahibi vatandaşı bunaltıcı bir havaya sokuyorlar, adeta nefeslerini donduruyorlar. 
O anlarda kredi çekmek için bekleyen zorda kalmış bu insanlar ne oluyor biliyor musunuz? Ölmekten beter bir umutsuz ahvale dönüşüyorlar. 
 
Banka önünde kredi çekme kuyruğuna girmiş, 66 yaşındaki bir işçi emeklisi vatandaş, kendi durumunda olanların derdine dermen olurcasına, bir yerlerden aklında kalmış şu dizeleri dile getirdi: “İkindiye doğru yorgun bırakıp kendimi, bu küçük mezarın üstüne, bilmeyeceksiniz perişan, çaresiz, bunalmış halimi.”
 
altPARA ÇOK, TASA YOK. BANKAYA PARA YATIRMAK İSTEYENE RAĞBET ÇOK, PARASIZA BAKAN YOK!
 
Bu dünyada paran kadar insansın, bunu bankalara gittiğinizde daha bir ispatlı görüyorsunuz. Bankaya 300 bin lira yatırmak için gelen bir vatandaş, kredi kuyruğunu silip geçerek, en başa kuruluyor. Memurun saygı duruşunda bulunarak karşıladığı bu vatandaş, her türlü sorgulamadan muaf tutularak, üstelik yatıracağı paraya yüklü faiz önerilerek, başka bankaya gitmemesi için ikna etmeye çalışılıyor. Bu durumu yadırgayan bana karşı, tanıdık bir memurun verdiği yanıt şu oluyor. “Mesaimiz insanlarla diyalogla, paralıyı kapmak için ikna etmekle geçiyor.” 
 
Bu aldığım cevapta gösteriyor ki, paranız varsa insan yerine koyuluyorsunuz. Yani rağbet paraya, insana değil. Parasız insan, gereksiz insan sıfatına maruz bırakılıyor. 
 
Para yatıranlardan fırsat bulup kredi çekmeye layık görünen vatandaşlar, bunu başarmışlıkla sınavı geçmiş sayılmıyorlar. Birde maneviyat ölçümü sınavına tabi tutuluyorlar. Sinirlerinin dayanılırlık testi. Bu sınav tamamen bir nefsi terbiye yöntemine dayalı. Şöyle ki; zorlu soru parkurlarından geçip, krediyi almaya hakkı kazanan vatandaşa bu defa banka memurunca, “Bugün git, yarın gel paranı al” deniliyor. Vatandaş, balığı yüzmüş kuyruğuna gelmiş olarak; böyle şeyler eskilerde kaldı niye yarın geleyim, diyeceğine “Olur” demekle evine dönüyor. 
 
Evde “Yarın paramız olacak, borçların çoğunu ödeyeceğiz, odun- kömür bile alabiliriz” sevinci yaşanıyor. Bu sevinci çürümeden, sabırla geçirdiği gecenin sabahı bankaya koşuyor. Yüklü faizi üstlenerek çektiği kredinin eline ne zaman para olarak geçeceğini soruyor. Sabah mahmuru  memur, “Şu kuyruğu görmüyor musun, daha evraklarını işleme almadık. Bekleyin biraz” diyor. Sonra: "En iyisi siz yarın gelin" diyor tekrardan.
 
Çünkü bu vatandaşın istediği miktar karşılığı mal varlığı var mı, verilen süreçte araştırılıyor. Kimlik bilgileri herkesin varını yoğunu doküman halinde bilgisayar ekranına döküyor. Amma, yeterli bulunmuyor, iyicene bir ayrıntılı araştırılıyor. Vatandaşın istediği kredi karşılığı mal varlığı varsa, taşınmazı yüklü değerdeyse bekletme yapılmıyor zaten. Malı kıt olanının, yahut bir kuru canı bulunanın ayağını bankaya dadandırmamak için git gel taktiği yapılıyor.
‘Yarın’ memur için söylenmesi çok kolay bir kelime, ancak vatandaş için geçmek bilmez zaman dilimi.İşte bu nefis terbiyesi sınavı oluyor, metanet ölçümü.
 
Umut fakirin dayanağı, içindeki umudu besleyerek bu sınavın üstesinden gelen vatandaş, bir iki gün sonra krediyi almış oluyor. Bankada bıraktığı takatinin son kırıntısıyla, elindeki parayı alacaklıları Ali’ye, Veli’ye veriyor. Ne kaldı geriye durumunda geriliyor. Borçta eriyen parayla odun- kömür alamasa da, yüzünde kapısına gelen alacaklılardan arınmış olmanın tebessümüyle, bir an olsun gülümsüyor. “Allah Kerim, odunu- kömürü de yeniden borçlanarak alırız” tesellisine giriyor. O an için aklına getiriveriyor, kömür satışlarının kredi kartına borç yapıldığını. Yoşuk cüzdanında kredi kartı bulunuyor, lakin limiti dolmuş. Vatandaş bunu ancak mahrukatçılara gidince öğreniyor, çok üzülüyor. Anlıyor ki yıllar içinde farkında olmadan bankalara göbekten bağlanmış. Yeni bir kredi kartı edinmek için tekrar bankaya gidiyor, sıra numarası alıyor ve yeniden banka kuyruğuna takılıyor. 
 
Yeniden sorgulama işkencesine maruz kalıyor. Bu ‘Gel- git’ lerle vatandaşın ömrünün yarısı banka kuyruklarında geçiyor. Diğer yarısı da zaten hastane kuyruklarında, kalanı da bürokrasi kuyruklarında dikili bulunmakla tükeniyor. Bu hallerde dar gelirli Türk vatandaşın ömrü kuyruklarda telef olup gidiyor. 
 
Çoğu insanımızca hayattan eksik tatlarla ömür geçirilmiş, arzu edilenler tamamlanmamış, dikenler arasında gül olmaya çalışılmış, doyasıya gülmek başarılamamış. Sıkıntılı, dertli yaşamlar ve bu halin tam ortasında büyüme mücadelesi veren gariban çoğunluklar... 
 
Kuyruk çilesine razı olmayan, ama birilerinin tutarsızlıklarından layık bulunmuş insanlar. Ancak dört kollu tahterevalliye kurulduklarında kuyruk çilesini tamamlamış oluyorlar. 
Ondan sonraki akıbetlerini Allah bilir. Burada bilinen bir gerçekse, insanın insana eziyet etmesi. Kuyruktakilerden onları kuyruğa sokanların haz alma durumları...
 
Kuyruk, malum bazı hayvanların bedenlerinden ayrı, arkalarında bulunan uzantı demektir. İnsanların bir yerde arka arkaya durmalarına sıraya girmek, dizilmek denir. 
Peki, niçin bu sıraya girişe kuyruk denilmiştir. Yazının başındaki ilk cümlede bunun cevabı apaçık, insana parası kadar değer verme, para gücü olmayanı zenginlerden ayrı bir sınıflamada bulunan uzantı olarak değerlendirme. 
Bu kuyruk gerçeğini bir fıkrayla bitirelim de bizde biraz sıkılmışlıktan arınıp, tebessüme girelim.
 
Adamın biri sabah evinden işine giderken ilginç bir cenaze kafilesini fark eder, merakla bakar. En önde yürüyen köpekli bir adam, arkasında bir tabut ve onun on metre arkasında bir tabut daha. Bunları takip eden, tek sıra olmuş 200’den fazla adam upuzun kuyruk oluşturmuş. Kafilenin başındaki adam, hiç kuşku yok ki cenazelerin sahibidir. Yanına yaklaşıp sorar: “Beyefendi bu üzüntülü gününüzde hatırlatmak istemem ama ölenler neyiniz oluyor, çok merak ettim.”  
Adam yanıtlar: “Öndeki karım, arkadaki de kayınvalidem oluyor." 
“Vah vah, başınız sağ olsun. Peki, nasıl öldüler?” der meraklı adam. 
Cenazelerin sahibi cevap verir: 
“Köpeğim karıma saldırıp öldürmüş, kayınvalidemde karımı kurtarmak isterken köpeğin saldırısıyla ölmüş. 
Adam biraz düşündükten sonra: 
“Peki köpeğinizi ödünç alabilir miyim?”der. 
Köpeğin sahibi bu isteğe:
“Sıraya geçin” komutu vermiş. Meğer arkadaki 200 kişi de köpeği ödünç isteyenlerin oluşturduğu kuyrukmuş. 
 
Kuyruğun böylesi de hoş değil yani, bu yüzden kuyruksuz çarelerle vatandaşın işleri kolaylaştırılsın istiyoruz. Teknoloji çağındayız diyoruz, hâlâ kuyruk manzaralarından vazgeçemiyoruz.
 
Ayfer AYTAÇ
ayferaytac.com
 
 
Ayfer AYTAÇ
ayferaytac.com