Vuslata Selam

Vuslata Selam
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 13 Aralık 2018 23:47
VUSLATA SELAM- VUSLAT-I AŞKIN KANATLARINA SELAM
 
alt
Bu cümleyi ben kurmadım. Konya'nın bütün işlek cadde ve sokaklarına asılan afişlerde yazılı.
Başını huşuyla yere eğmiş bir semazenin resmi üzerine iri puntolarla kondurulmuş bu cümleden anlaşıldığına göre bu yıl Mevlana'yı anma yıldönümü selam yılı olarak belirlenmiş."Vuslat-ı Aşkın Kanatlarına Selam" denilmiş. Selamın ve muhabbetin unutulmaya yüz tuttuğu bir dönemde bu slogan isabetli olmuş.
Acaba bu afişlere Konya'da yaşayan kaç kişi bakıyor dersiniz? Çoğunluk Mevlana'dan bihaber gibiler. Tramvayda, arabada yahut yaya, herkes her yerde bir telaş içindeler, oradan oraya adımlarını kaçırırcasına koşuşturup duruyorlar. Üniversiteli gençler zaten kendi âlemindeler. Oğlan, kız elleri ellerinde kenetli, bir diğer ellerinde cep telefonları kendi aşkları başlarından aşkın afişlerin önünden geçip gidiyorlar. 
Ancak başka yerlerden Konya'ya gelenlerin bazıları bu afişlere geçerken şöyle bir bakıyor ve bilen bilmeyen bu şehrin Mevlana'ya ev sahipliği yaptığını hemen anlıyor.
Neye odaklandıysan,orada olursun. Kime odaklıysan onun haleti ruhiyesine bürünürsün. Mevlana'ya odaklanan insan ruhu tasavvufa yönelir. Dünya'ya boş verir. Hiç olduğunu bilir. 
Gözünü değil gönlünü açar, yüreği 'Hu Allah Eyvallah' sunar. Aşk senfonisi kulağa dolar. Göz gerçeğe dalmışlığında, bazen iki damla gözyaşı dökülür yanaklara, nefsi gafletten uyandırır.  Bilinçli olmak gerektiğini anlar insan, edebe bürünür. O anlarda geçmişle bağlarını kesersin, hatalardan ayılırsın. Mevlana'nın demek istediklerini anlarsın. Aşka doyarsın. Aşkı sevgiye yükselen ruh huzur bulur. Aşk, sevgi, huzur doğru yolda olanın emaresidir.
Samimice gelen, samimiyet bulur. Maneviyat hamurunda yoğrulur. Para ve makamın gerçek zenginlik olmadığını anlar. Para sadece ihtiyaçların giderilmesinde vasıta olduğu için geçerlidir. Makamsa, bir gün elden mutlak giden dünya saltanatıdır. İnsanı mutlu eden manevi doyumluluktur. Bir çölde hararetten yanan bir insan için bir yudum soğuk su, kasa dolusu paradan daha değerlidir. Hayat gailesi içinde hakikati göremiyoruz. Hep dünyalık için koşuşturuyoruz. Ele geçen ne? 
Ne hatır ne hatıra, kimsenin kimsede bir değeri kalmamış. İnsanlık bitmiş, sevgi ortalıktan yitmiş. Dürüstlük dengesi bozulmuş. Kimse kimseyi umursamaz olmuş. İnsan olmanın ayarı kaymış. Öfke, şiddet önde yer almış. Oysa
 Oysa doğruluk, iyilik en büyük fazilettir, her zaman doğruluğun ve iyiliğin peşinde olanın içi rahattır. İnsanlarımızın pek çoğu günlük yaşamlarında maneviyattan çok uzaklar. Hep şikayet, dedi- kodu, eleştiri, hastalıklardan bahsetme, güzellikleri yaşamamıza engel teşkil ediyor. Sağlıklı yaşamak bu toplumda çok zorlaştı. Giderek de bu zorluğun derecesi artıyor, hararetinden yanma kıvamına gelmek üzereyiz. Oysa asıl yanma Allah aşkıyla olmalı. Yüreğimiz Allah Allah diyerek atarken, gönlümüzün geçici heveslerle oyalanması elem vericidir.
Tam 745 yıldır, Mevlana bizim ülkemizde Konya ilimizde varlığını ismiyle eserleriyle sürdürmüş. Ölümünden evveli Konya'ya gelip yerleşmesinden sonrası insanlara sevmenin güzelliklerini, bu dünyanın yalandan ibaret olduğunu, insanın hiçliğini anlatmış. Diğer tasavvuf âlimleri gibi Mevlana'da yolumuza ışık olmuş. "Gel" demiş, gittik mi, yazdıklarını okuduk mu, öğrettiklerini öğrenmiş miyiz? Öğrendiğimizi hayatımızın nizamı etmiş miyiz? Peygamberimizin yolundan giden, izini takip eden Allah dostlarının yaşantılarını örnek alabildik mi? Dünyanın geldiği noktaya bakarsak bunun cevabını kolay veririz. Dünya kan, gözyaşı, merhametsizlik, sevgisizlik dolu...
"Gönül, gönül verilerek alınır." demiş Mevlana Celaleddin-i Rumi
Gönül kırmasını biliyoruz, onamasından aciziz. Büyüklerimizce öğretilen iyilikleri anlamıyoruz. Anlamaktan ziyade anlatanları anıyoruz.
altKonya'daydım. Mevlana'nın ölüm yıldönümünü anma etkinliklerine katılmak istedim. Lakin 17 Aralık gününü yani Mevlana hazretlerinin anılmasını beklemeden Konya'dan ayrıldım. Neden derseniz, her yıl aynı konuların farklı kişilerce mikrofonda konuşmalarını sıkıcı buldum. 17 Aralık öncesi başlayan konferanslar, sempozyumlar, konuşmaya can atan konuklar ve davetliler neredeyse hep aynıydılar. Konuşup kalıyorlar. Sonrasında anlattıkları da orada kalıyor, hatta havaya gidiyor."Öyle olmasa dünya böyle olur mu?" 
Yıllardır aynı sözlerle bir hafta boyunca anarlar Mevlana'yı, hafta sona erince konuşmacılarca dahi konu konuşulmaz olur. Dünya telaşına geri dönülür. Konuşmacı hocalar, âlim bilinenler Mevlana'nın öğretilerini yaşamazlarsa, öğrenciler önlerinde örnek görmezse yapılanlar bir kuru emekten öte geçmiyor. Anlattıklarını uygulayan, hayatına uyarlayan kaç kişi vardır, merak ediyorum.  Sadece konuşup duruyorlar, dinleyenlerde yemek molasına kadar dinliyor görünüyorlar.
Etkinlik programında bu yılda Hakk dostu Hz. Mevlana'nın düğün gecesi olarak değerlendirdiği 17 Aralık ölüm yıldönümünde Şeb-i Arus, 745. anma yılında geçen yıl olduğu gibi semazenler eşliğinde katılımcılara gösteriler düzenlenecek. Bu gösterileri görmek için gelenler alış veriş yaparlarsa, Konya ekonomisine katkıda bulunmuş olacaklar.
Konya büyük şehir belediyesi Mevlana'yı anma etkinliklerine haftalar öncesinden başlamış. Paradan kaçmamış, dev afişler yaptırarak bu yılda Mevlana'nın ölüm senesinin çeşitli etkinliklerle kutlanacağını vurgulamış. Mevlana'yı anma etkinlikleri Konya ilimizin önemli gelir kaynaklarından biri. Bu sebeple Her yıl Mevlana'yı anma gösterilerine ayrı bir önem veriliyor. Pek çok akademisyen Konya'ya davet ediliyor. Söylevler sonrası yemekler yeniliyor. Halka inilme olmuyor, yada yapılanlar yetersiz kalıyor. Konyalılarda afişlere aşina olduklarından dönüp de göz ucuyla bakmıyorlar bile, daha çok başka yerlerden buralara yolu düşenler, Konya'dan gelip geçenler afişlere gayriihtiyari göz atıyorlar.  Ama mutlaka bir Konya şekeri alıyorlar. Nişaştadan yapılan bu şeker Mevlana şekeri olarak biliniyor. Güya Mevlana bu şekeri kazanlarda kardırmış, dergaha gelen çocukları kandırmış. O devirde şeker mi vardı, nişaşta kamışla mı kaynatılıyordu? Bunları bilmiyoruz, ama çoğumuz bu şekeri Mevlana'nın okuyup üflediği şeker sanıp yiyoruz. Çok sert bir şekerdi, benim dişim kesmedi. Lakin aklığı güzeldi. Saflığı temsil eder gibiydi. bol ağdalı bir şekerdi. Bir kaç poşette ben aldım, eşe dosta ağız tadı saldım.
Her yıl olduğu gibi meraklı turistler günler öncesinden Konya'ya doluşmuşlar.Adeta Hz. Mevlana'nın "Ne olursan ol, gel!" çağrısına uymuşlar. Ancak onlarda Mevlana'nın öğretilerinden bir şey öğrenememişler. Adını duymuş, gelmiş gibiler...
Turistler henüz Mevlana etkinliklerini görmüş değiller, 17 Aralık akşamını bekler gibiler. Bu süreçte camileri dolaşıyorlar. Ellerinde fotoğraf makineleri, ayakkabılarıyla cami içlerine girmeye kalkıyorlar. Cami önüne konulmuş İngilizce uyarı yazısını görmüyorlar... 
Konya'yı dolaş dolaş yoruldum. Bir ara Aziziye Cami önünde dinlenme amaçlı oturdum. İki erkek turist geldi ayakkabılarıyla caminin eşiğine bastılar. Tam içeriye adım atacaklardı ki, kollarından tuttum "Cıss" dedim. Bir yandan da işaret parmağımı sağa sola sallayıp olmazı vurgulamaya çalışıyorum. Turist adamlar sandı ki onların camiye girmesinin yasak olduğunu söylemeye çalışıyorum. Dillerini bilmiyorum ki, anlayacakları şekilde konuşayım. Aman onlarda benim dilimi bilmiyorlar işte. Bende her ülkede geçerli işaret dilini devreye soktum. Kendi ayakkabımı göstererek, ayakkabıyla camiye girmenin yasak olduğunu izah etmeye çalıştım. Nihayet anlaşıldım. İki sarı kafalı adam gülümseyerek "sorry sorry" diyerek ayakkabılarını çıkardılar. Bu arada cemaat giriyordu içeriye, onların hiç uyarıda bulundukları yoktu. Sanki turist gelsin, değerlerimizi görsün de nasıl gezerse gezsin gibisine... Olur mu hiç? Mevlana " Gel" demiş, "ne olursanız olun gelin" demiş, ama ayakkabıyla paldır kültür camiye dalın dememiş. 
 
ÜZÜLME
Mevlânâ’nın türbesinin girişinde olan yazı.
Lâ tahzen / Üzülme..
Çünkü hüzün, düşmanı sevindirir, dostunu üzer, haset edenin diline düşürür.
Lâ tahzen / Üzülme..
Çünkü hüzün, kaybolanı geri getirmez, öleni diriltmez, kaderi değiştirmez, hiçbir fayda getirmez.…
Lâ tahzen / Üzülme..
Çünkü hüzün sinirleri yıpratır, kalbini yorar, gecelerini mahveder.
Lâ tahzen / Üzülme..
Eğer günah işlediysen tövbe et, istiğfarda bulun, yanlış yaptıysan düzelt, O’nun rahmeti sonsuz, kapısı hep açıktır.
Lâ tahzen / Üzülme..
Kaybettiğin şey için üzülme çünkü daha pek çok nimetlere sahipsin. Allah’ın sana bahşettiği diğer nimetleri düşün ve şükret. Allah Teala, “Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız buna güç yetiremezsiniz” buyurmuyor mu?
Lâ tahzen / Üzülme..
Ehli batılın sözlerinden dolayı üzülme, onların tenkitlerine sabrettiğin sürece mükafatlandırılacağını unutma.
Lâ tahzen / Üzülme..
İnsanlara ihsanda bulunduğun sürece üzülme. Çünkü mutluluğun yolu insanlara ihsanda bulunmaktan geçer.
Lâ tahzen / Üzülme..
Çünkü iyiliğin mükafatı on mislinden yedi yüz misline, kötülüğün karşılığı ise sadece mislince
Lâ tahzen / Üzülme..
Dünya, ne seçim, ne geçim dünyasıdır; dünya, bugün var yarın yok, imtihan dünyasıdır.
Lâ tahzen / Üzülme..
Hakk’ın rızâsına uygun düşen belâ, kulun sevgisini artırır.
Lâ tahzen / Üzülme..
Altın, ateş ile; iyi kul da belâ ve musibet ile tecrübe edilir. (Hz. Ali r.a.)
Lâ tahzen / Üzülme..
İnsanlar, başlarına gelen belâ ve musibetleri ondan daha büyükleriyle kıyas etselerdi, şüphesiz belâların bazısını âfiyet kabul ederlerdi.
Lâ tahzen / Üzülme..
Karşı karşıya kalabileceğin muhtemel bir musibet için en kötü ihtimal ne olabilir sorusunu kendine sor. Sonra bu muhtemel sonuca kendini alıştır, ona tahammül etme konusunda kendine telkinde bulun. “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir” ayetini tedebbür ederek bu hali sakin bir şekilde iyimser bir tabloya dönüştürmeye bak.
Lâ tahzen / Üzülme..
– Şunu unutma yaşadığın günün sınırları içinde yaşamazsan sıkıntı ve kaygıların artacak demektir. Biraz daha açarsak; Sabaha çıktıktan sonra artık akşamı bekleme, akşama kavuşunca da sabahı bekleme. Ne maziye takıl kal ne de gelecek kaygısı içinde ol. Yani ânı yaşa.
Lâ tahzen / Üzülme..
– “İnne maal usri yüsran / Her zorlukla birlikte kolaylık vardır.”
Yani kolaylık zorluğun içinde saklıdır!.. 
Bir başka ifade ile; kolaylık; zorluk zannettiğimiz şeyin ta kendisidir!..
 
 
Ayfer AYTAÇ - ayferaytac.com