Halk Taraflı Gazetecilik

Halk Taraflı Gazetecilik
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 03 Nisan 2019 08:22
Makale İçeriği
Halk Taraflı Gazetecilik
Halk Taraflı Gazetecilik
Tüm Sayfalar
altMatbaayı Çinliler bulmuştur. Fakat gazete ve gazetecilik maddi manevi bir gücün topluma yansıtılması olarak kurulmuştur. Ülkemizde ilk gazete ve gazetecilik Yahudi'nin para gücüyle Padişah Abdülhamid'e karşıt olarak var edilmiştir. Yani gazete ve gazetecilik gücün elindeki silahlardan zararsızmış gibi görüneni, lakin halkı ikna konusunda en tesirlisi olanıdır.
Atatürk Anadolu Ajansını kurarken muhtemel yapacakları konusunda halkı bilinçlendirmeyi düşünmüştür. Zira o gün için kendisinin makamını korumak amaçlı basın desteğine ihtiyacı olmamıştır. 
Geçmişte bir dönem bölgemin Anadolu Ajansı muhabirliğini yapmış biri olarak, ajans yönetiminin hep iktidarın belirlediği kişilerden olduğunu bilirdik, ama bizim işimiz bölgemizde olup biteni en kısa zamanda iletmek olduğundan yönetim şeklinden şikayetimiz olmazdı. İşini doğru yapana kimse karışmazdı.
Bu kısacık değinmeyi niye yaptım? Anadolu Ajansını eleştirirken acımasız olmayalım diye. Devletin kurumu, haliyle devleti yönetenlerce yönlendirilecektir, bundan doğal ne olabilir? Patron kimse çalışanı ona hizmet eder.
Ben akran gazeteci arkadaşlar, bizim gazete patronlarımız farklı mıydı? Her biri küçük birer iktidardı. Suya sabuna dokunan bir makale yazsak, patron gazeteye koydurmazdı. Gazetesinin kapatılacağından, yahut resmi ilan alamayacağından korkardı. Her basın illa bir taraftır velhasıl. Bu şekil olmasa iyi, ama dediğim gibi zaten basın gücün eseridir.
Hakikatte basın doğrunun düdüğü olmalıdır. Erkin egemenliğinden kurtulmalı, kaleminin yeteneğini Hakk'tan, haklıdan yana yetkinleştirmelidir. Ama dünyamızda maalesef bu mümkün değildir. Bu mümkünsüzlüğe rağmen her gazete tarafsız olduğundan söz eder. Aslında bu lafta öyledir. Günümüzde maddi çıkar karşılığı alenen siyasi parti taraflı olduğu görülen çok gazeteler ve gazeteciler vardır. Zaten üst satırlarda da dediğim gibi gazete ve gazetecilik bu amaçla oluşturulmuştur.
HAK VE HALK TARAFLI GAZETECİ OLDUM ÜÇ YIL SONRA ÖLDÜM
Ben, taraf olmanın başka bir boyutunu ele almak istiyorum. Halk taraflı olabilmek. Ve halk taraflı olduğunu da her fırsatta cesurca yazdıklarıyla beyan etmek. Böyle kitlesel bir taraftara hizmet eden bir gazetenin gücü yadsınamaz. Halk taraflı olan bir gazete herhangi bir siyasî parti ya da örgüte hizmet etmez. Hiçbir şahsın keyfine ve parasına göre de yönlenemez. Halktan yana basın olarak, yerinden yönetimlerin yaygınlaşması ve yerel yönetimlerin bağımsızlaşması ya da yerel yönetimlerin, demokrasinin gelişmesinde temel işlev olabilmesi için yükümlüdür. Halk taraflı gazete bu anlamda halkın gözü, kulağı ve sesi olarak, halkı olumsuzluklara karşı bilgilendirme ve yönlendirmede itici güç olmak zorundadır. Ayrıca yerel yönetimlerdeki kirlenmenin, yolsuzluğun, rüşvetin, iş yapmamanın karşısında yer alarak bir anlamda 'Temiz Toplum' oluşmasında yerel düzeyde misyon oluşturmuş olur. Halk taraflı bir gazete yoksulun, çaresizin, hakkı yenilenin, gücü tükenenin, soluğu çıkmayanın, dayısızın, arkasızın, parasızın, suiistimal edilenlerin yanında, halkın parasını peşkeş  çekenlerin,  sırça  köşklerde  ahkâm  kesenlerin karşısında olduğunu hep gösterir. Ben emekliliğimden sonra bir ara, bu dediğim doğrultuda halk taraflı gazetenin yayınını başlattım. Tüm yazılarımla, çabalarımla gazetemin halk taraflı olduğunu anlattım. Lakin uzun ömürlü olmadı gazetem, sisteme uymadığım için 3 yıldan fazla yaşatmadılar. Misyonumu benimsetemedim. Oysa bilhassa yerel demokrasilerin böyle bir misyona ihtiyacı vardır. Umarım bir gün bunun farkına varılır.
Yazılarımı okuyan herkese teşekkür ediyorum. 
 
Önüne Gelen Basın Mensubu

Son birkaç yılda yanımda yöremde basın mensubu türedi. Biraz amiyane olacak, elinizi sallasanız basın mensubuna değecek. Başınızı çevirseniz basın mensubuyla bakışacaksınız. Etrafınızda estirdikleri hava, kutuplardaki akımları sollayacak. 
"Akıllı telefonu olan herkes Whatsapp Haberciliği yapabilir, ne var bunda?" diyenleriniz olabilir. Gerçi ben bu tür yayıncılığa da karşıyım. Medyanın işi çok kolaylaştırıldı. Haberler elektronik ağlar üzerinden önlerine gelir oldu.
Medya yöneticileri terlemeden talep görüyorlar. Reklamlarını alıp, ekmeklerini kaymaklı yiyorlar. Devir şark kurnazlığı dönemi midir, değişen dünya düzeneği midir ne derseniz, denir. Ama benim bahsettiklerim Whatsapp gruplarından yararlananlar değil. Ortalıkta basın mensubu olarak tanınanlar, tanıtılanlar. Çok fazla oldular. nerde çokluk orda yokluk misali bunalttılar.
 
Hayır, hayır bunlar basın yayın mezunu işsiz gençler değiller. Basını besin olarak değerlendiren beslenmeye odaklı beyinliler.
 
Sizin oralarda yoklar mı, bizim buralarda hayli çoklar. Eline bir dijital fotoğraf makinesi alan, basın mensubu olarak şipşak piyasada. Bir de genellikle eşantiyon verilmiş kalem taşıyorlar, ama nasıl kullanılacağını bilmiyorlar. Böyleleri çoğunlukla başkalarının yönlendirmesiyle iş yürütürler. Bir parmak bal çalarsınız ağızlarına, onlar da akılları erdiğince sizi yağlarlar ki, kendileri de biraz yağlanıp semirsinler. Patlıcan mevsimi de değil, lakin sayıları iyice arttı. Henüz yağmurlu günler gelmemişken mantar gibi türediler. 
 
Her seçim evveli Bilgisayar virüsü gibi, ha bire çoğalıyorlar. Seçim yarışına girenlerin bazıları evvela hep kendinden bahsedecek gazete kuruyorlar. Yahut  yağdanlık birini gazeteci biliyorlar, kanatları altına alıp kolluyorlar. Yahu bunlar bu kadar parayı nereden buluyorlar? 
Görünmez arkalıklar sayelerinde hiç ummadıklarınız basın mensubu olmuş, oldurulmuş. 
Adam otuz yıl memurluk yapmış, sonra basın duayeniyim deyip ortalığa dalmış. 
Esnaf ticareti başaramamış, basıncı olup çıkmış. Genç hasbelkader liseyi bitirmiş, işsizlikten bunalmış hop, birilerinden basın mensubu unvanı almış. Oysa basın nedir haberleri yok, besinle ilintileri çok. Gazeteci geçinirler, haber nedir, nasıl oluşur bilmezler. Uydur koydur misâli iş yürütürler. Nasıl olsa yazılanı okuyan mı var?
 
Geçtiğimiz günlerde seçimler öncesinde bir yerel gazeteye ziyaretim oldu. Bir oda dolusu kızlı erkekli genç, dahası çocuk yaştalar. Onlar beni tanımıyorlar, ben de onları. Kendileriyle tanışmak için kim olduklarını soruyorum. -"Gasteciyiz."(Gazeteciyiz) diyorlar. 
-"Ne zamandır?" diyorum. 
-"Daha yeniyiz, liseyi bu yıl bitirdik." diyorlar. 
-"Lisede basınla ilgili ders mi çalıştınız, bu mesleği ne kadar tanıyorsunuz?" diye soruyorum. 
-"Hayır, ailemize katkı için çalışmak istedik bu işi bulduk. Öylesine gasteci olduk." cevabını veriyorlar. 
Ağzında sesli çiğnediği sakızı ve yanı sıra dumanını burnundan getirdiği sigarası olan bir başka gence: 
-"Gazeteciliği sevdin mi?" diye soruyorum. Yeni terlemeye başlamış bıyıklarının altından ağzını yayarak gülüyor genç. 
-"Kolay iş. Gasteciye çok yemek yediren var. Hiç bir öğün aç kalmıyoruz. Az önce bir oda başkanından kebap yedim geldim. Başkan bana basınımızın güzide temsilcisi diyerek ne istersem yememi söyledi." diyor. Bir yandan da sakızını patlatıyor. Hala çocuk işte, kızamıyorsunuz ki...
 
Bir köşede ha bire düğün davetiyesi katlayan delikanlının verdiği cevapsa daha ürkütücü. 
-"Ben fırın işçisiydim, işten çıkarılınca gasteciler cemiyeti başkanı beni gasteye aldı. Kendisine ekmek satıyordum, ordan tanırdı beni. Sayesinde beş aydır gasteciyim." diyor. 
-"Gazeteci olarak ne yapıyorsun?" diye soruyorum. 
-"Valiliğe gidip bülten alıyorum. Bir de dükkanlardan reklam topluyorum. Evvelden fırıncıda çalıştığımdan tanıdığım yüz çok."Cevabını veriyor.
"-Sen gerçekten gazeteci misin?" diyorum.
"-Şüphen mi var, gastede çalışan gasteci olmaz mı?" diyerek ters ters bakıyor. Üzerine gitmiyorum ki, tepesi atıp bana saygısızlık yapmasın diye...
-"O katladığın düğün davetiyeleri kimin, ne kadar da çok öyle?" diyorum. 
Aynı delikanlıya, şöyle cevap veriyor: 
-"Bizden önce gasteci olmuş filan ağabeyin. Seçimden sonra evleniyor da, düğününe bütün kodamanları çağırıp köşe olacak. Vali, yeni belediye başkanı kesin altın bilezik getirirmiş." diyerek, gevrek gevrek gülüyor ve mesleğin avantalarını sayıyor. Habercilikten önce bunları öğrenmiş. Ben bu güne kadar bu avantaları bilmediğimden cahil konumuna düşüyorum. 
O sırada bu çıtır gençlerden biraz daha kaşarlanmış iki kişi daha giriyor odaya, savurdukları hava sayesinde odayı buzhaneye çeviriyorlar. Kendi deyimleriyle ajansçılarmış,. Daha çok tam sayfa reklam işlerine onlar bakıyorlarmış. 
Bu kaşarlanmışlar beni fark etmezden gelip yeni yetmelere: 
-"Bu gün kaç Mart?' diyorlar. Gençlerde tık yok. Ben araya girip, karşılık veriyorum. Cevap alamıyorum. Ardından yine kaşarlanmışlardan biri yeni yetmelere soruyor: 
-"Şu seçimler ne zamandı ulan?" 
Gençlerden yine cevap yok. Ben araya giriyorum. Tam tarih belirtiyorum. Bu kaşarlanmış sözüm ona ajansçılar bana teşekkür etmek yerine, birbirlerine: 
-"Haydi bugün bir iki ilçe yapalım. Seçim arifesinde adayları bir güzel avlayalım. 
Seçime az bi zaman kalmış. Midemizi de sevindirelim." diyorlar. Reklam alıp, cepleri paralanırken, kendilerini de oralarda besletecekler. Yüze yağ, arkadan kalay yöntemiyle tabii ki... 
 
Kim bunları basın mensubu diye tanır? Öncelikle vilayet basın bürosu. Olduk olmadık toplantılara, yemeklere önünüze geleni basın mensubu diye çağırırsanız işin cılkı çıkar ve beklenmedik patavatsızlıklarla karşılaşmak kaçınılmaz olur. Sonra gazeteciler cemiyeti başkanı. Onun da amacı bir daha ki başkanlık seçimlerinde kendisine oy verecek üye sayısının artması. 
Yani yanlışlarla edindiği sıfatı korumak ve bu sıfat sayesinde çıkar boyutunu genişletmek. 
Ve tabii ki gazete patronları. Gerçek gazetecilere hakkını verip, kaliteli gazete çıkarmak yerine; karısını, çocuğunu sigortalı çalışan gösteriyorlar, işsiz gençleri cep harçlığıyla gün boyu koşturuyorlar. Gençler işin havasında, mesleğin avantasında. 
Bir arkalık sayesinde patron olmuşun gayesi de, kalitesiz gazetesini süreklilikle yaşatmak ve elindeki bu güçle revaçtaki siyasilerle omuz omuza verip, kendine toplumda maddi manevi güç edinmek.
 
Çıkar uğruna bir meslek yozlaştırıldı. Saygınlığını yitirdi. Buna kimsenin hakkı yokken; bu gazeteleri alan halk tepkisini göstermediği sürece, maalesef isteği dışında bu hakkı onlara vermiş oluyor. Üzülüyorum demek yeterli olmuyor.
 
Ayfer AYTAÇ
ayferaytac.com