Hepimiz Hastayız

Hepimiz Hastayız
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Salı, 16 Nisan 2019 13:40
altSanki öyle gibi, hastaneler insan kaynıyor. Nerede, ne zaman bir hastaneye gitsem hasta gördüklerim beni ürkütüyor. Allah'ım ne oluyor bize? Ülkemde kimse iyi değil mi ,herkes mi hasta yahu? Koridorlar insan seli, hasta kayıt kabul gişe önleri uzun kuyruk,her bir alan tıklım tıklım. Ahlayanlar, oflayanlar, inim inim inleyenler. Sedyeler dolu, tekerlekli sandalyeler dolu, aciller kakılı. Doktorların kapı önleri hasta yığılı. İçeri giren az sonra çıkıyor, ama doktor odalarının kapı önlerinde hiç eksilmi olmuyor, daha artıyor. 
Mesai saatleri sırasında hep böyle dedi sağlık görevlileri. Tansiyonumu ölçüp, çıkan sonuca göre dil altıma iki hap koyup beni evime gönderdiler. Bu kadarlık bir bakım için üç saat bekledim. Günlerdir ense ağrılarımdan sıkıntı çekmekteydim. Hastaneye gitmemekte direnmekteydim. Sanki mıknatıs gibi çekiyorlar işte. Nasıl kodlamışlarsa belli yaştan sonra hastanelerin aboneleri oluyorsunuz. Doktorunuzun verdiği ilaçları kullanıyorsunuz, ama asla iyileşmiyorsunuz. 
Kendimden biliyorum, doktora gitmeye başladığımdan beri,bu güne kadar kullandığım ilaçların faydasını görmüş olsaydım, dünyanın en sağlıklı insanı olmuş olurdum. 6 yıldır sürekli günde üç posta kalp ve hipertansiyon ilaçları kullanıyorum. Ölene kadar da kullanmam gerekiyormuş. Nasıl iş anlamadım. Doktora hiç gitmeseymişim bugün daha mı iyi olurdum acaba?
Bir diş ağrısı sebebiyle ve sigaradan kurtulmak adına doktora gitmiştim. Kalp ve yüksek tansiyon teşhisi kondu o gün bugün ilaç sayım katlandı durdu. İlaçsız yaşayamaz hale döndürüldüm. Sigarayı da kendi irademle bıraktım çok şükür, ama ölüm korkusuna olmalı. Can tatlı ya, korkuyor apansız ölmekten. 
İlk gittiğim doktor demişti, "Sen onu bırakmazsan o seni bırakacak.", diye. Doğru çıktı dediği, dumanı keyifle tüttürdüğüm bir gün nefes alamaz hale büründüm. Sonrasında kesinlikle sigarayı bıraktım, o gün bugün yakınında bile durmuyorum. Fakat anlamıyorum neden, kalp ve tansiyon hastalığı ilaçlarının bağımlısı oldum resmen. Bir ben değil, neredeyse herkes öyle ki benim gittiğim servis tıklım tıklım. Ne zaman gitseniz hastaneler her gün kalabalık oluyor. Hatta mevcut hastanelerin kapasiteleri yetmiyor ki her yere yenileri, daha da büyütülerek yapılıyor. Allah yardımcımız olsun, bilmiyorum artık bize neler oluyor. 
 
SUÇUMUZ TÜRK OLMAK MI?
 
Türkiye’de, Türk vatandaşlarının normal hizmetlerden yararlanabilmeleri için ‘turist rolü’ yapmaları gerekecektir anlaşılan. Bunu hemen yabancı dil öğrenerek bir deneyelim. Yabancı dil bilenlerse turist görünümüne bürünüp hemen denemeye girişmeli. Böylece aynı zamanda hem kendi ayrıcalıklı olacak hem de bir yerlere baş olmuşların, bir yerlerin yöneticilerinin kendi vatandaşlarını mı daha çok düşündüklerini, yoksa turistleri mi istediklerini apaçık öğrenmiş olacağız. İnsani değerimiz hizmet almamız gereken yerlerde ne kadarcıktır, buna yönelikte bize tatmin edici fikir verecektir. Çünkü Türkiye'mizin Devlet Hastanelerinde, Türk vatandaşa insan gibi davranılmıyor. Turiste yahut turist görünümlü olana daha farklı yaklaşımda bulunuluyor.
Kendi Türk’e benzeyen, fakat İngilizce konuştuğu için ve giyim kuşamı bizim çoğunluğa benzemediği için turist sayılan bir insana, hastane çalışanları işini çözmek için seferber oldular. Bu, bir şekil hizmet ayrıcalığı idi. Netice de turist de sanılsa, hastaneye gelen o kişi de insandı. Hem de tıpkı Türk insanı gibi etten kemikten insandı. 
Tek farkı Türk insanı derli toplu, temiz giyimliydi, ötekinin üzerinde hırpani kıyafetler vardı. Saçları su görmemiş, kirden karman çorman olmuş yapağı gibiydi. Ama millet muayene sırası beklerken hastaneden davranış ayrıcalığı gören o kişi oldu. Doktor kapısı önünde bitap düşmüş hastalar, isminin monitörde yazması için bakışlarını kapı önündeki ekrandan ayırmazken o turist görünümlünün önüne düşülüp, istediği yerlere, beklediği sonuca çabucak ulaştırıldı.
Tamam, yabancıya yardımcı olmak güzel, misafire güler yüzlü ev sahipliği ilgisi yansıtmak takdir edici. Bir turisti memnun etmek birçok turisti olumlu etkiler, diye düşünmemiz anlamlı. Ne var ki; bizim insanımızda fazla beklenti içine girmiyor ki. Sadece terslenmeden, küçük görülmeden işi görülsün istiyor. İane istemiyor, devlete ödediği ücret karşılığı, devletin görevlilerinden, kendisine gerektiği gibi hizmet verilmesini bekliyor. Turiste yansıtılan gülümsemenin bir fiskesini görmek istiyor. Hadi bundan da geçtik, soğuk yaklaşımla da olsa doğru, dürüst hizmet bekliyor. 
Kendi ülkemizde, kendi paralarımızla alacağımız hizmetler için“Suçumuz Türk olmak mı?” dedirtmeyin bize. 
 
Ayfer AYTAÇ