Ramazan'ın Değerini Bilmeli

Ramazan'ın Değerini Bilmeli
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 09 Mayıs 2019 08:53
Makale İçeriği
Ramazan'ın Değerini Bilmeli
Ramazan'ın Değerini Bilmeli
Tüm Sayfalar
GÜNAH ÂLEMİNDE SEVAP PAZARI KURULMUŞ 
BİR ŞEY ALMADAN BAKIP GEÇMEK OLUR MU?
 
altRamazan ayının bugün dördüncü günü, çevremizde gördüğümüz kadarıyla da herkes gücü yettiğince ibadetini yapıyor.
Oruçlu insan sayısı geçtiğimiz yıllara oranla çok fazla artmış görünüyor. “Elhamdülillah Müslümanız elbette öyle olacak” demeyiniz. Geçtiğimiz yıllarda sokakta sigara içen insanların sayısı hiçte küçümsenecek oranda değildi. Din de zorlama olmaz, üstelik bizim dinimiz müspet yönde, kimseyi “Oruç tutacaksın, namaz kılacaksın.” diye, kimsenin zorlamaya hakkı yoktur. İbadet Allah’la kulun arasında olan bir bağdır. Bu bağın yakınlık derecesini biz bilemeyiz. Yüce Allah’ın katında, hiç meyhaneden çıkmayan insan, başını secdeden kaldırmayandan daha hayırlı olabilir. Bunu biz bilemeyiz ve bu konuda, insanları eleştirme ve yönlendirme hakkına da sahip değiliz.
Zaten en güzel donanımlarla en yüksek mertebeye layık bulunup yeryüzüne insan olarak gönderilmiş olan biz canlılar, aklımızla ve fikrimizle şunun bilincinde olmalıyız. Biz dünya ya gönderilmişsek ve bir daha gelme şansımız yoksa, bu bir kez gelişimizi çok iyi değerlendirmemiz gerekir. İyi insan olmayı başarmışsak, iyi şekilde yaşamayı da hak etmişiz demektir. Herkes yeryüzüne iyi olarak gönderiliyor şüphesiz, kötülüğü ergenliğe eriştikçe öğreniyoruz, sonra da olgunlaştıkça bu öğrendiklerimiz kötü huylar olarak üzerimizde kalıyor. Ramazan ayları bu kötü addettiğimiz huylarımızı üzerimizden atmaya vesile olacak iyi bir fırsat. İnsanoğlunun değişmesine, kötülüklerden arınmasına, yenilenmesine, ruhunu ve bedenini kötülüklerden arınmasına yönelik, her Ramazan ayı kaçırılmayacak bir fırsattır, erişebilene ne mutlu. 
Aslında her yeni güne sağ olarak başlamak, her nefes alış, günahlardan silkinmeye bir fırsattır. Hadi bu fırsatı günlük hengâmeler içinde fark edemiyoruz diyelim. Ama Ramazan ayı apaçık iki ay öncesinden geleceğini duyurarak geliyor. Recep, Şaban ve Ramazan… 
Bu aylar insanoğluna “Günah âleminde sevap pazarı kurulmuş, insanlık için etrafa iyilik incileri saçılmış, üstelik alış verişi zahmetsiz, parasız pulsuz. Bir ay süresince açık olan bu pazara bakıp da, almadan geçmek olur mu?” dercesine tüm tövbe kapıları açık olarak sunulmuş. 
Rus pazarına gidildiğinde bile çar-çaput da olsa bir şey almadan dönülmüyorsa, her tezgahta güzellik sunan böyle bir Pazar yerinden boş dönmek olmaz, bu fırsatı iyi değerlendirmemiz lazım. Bizden istenen iyi insan olmak, iyi insan olmanın da çok özel şartları bulunmuyor. Elini, dilini, gözünü, kulağını haramdan sakınmak. Bu kadar basit. Bir yerde dedi-kodu mu var, hemen oradan uzaklaşacaksın dinlemeyeceksin, bu davranış kulağı kötülüğe kapatmak olur. Bir yerde albenili bir menfaat mi var, elini, gözünü sakınacaksın. Hemen uzanmayacaksın, uzaklaşacaksın. Yani kendini çekici olan her şeye karşı tutacaksın, orucun anlamı budur işte tutmak. Yüce Allah kullarını kötülüklere karşı siper olsun, haramın karşısında kendini tutmaya karşı vesile olsun diye orucu ve namazı farz kılmış. Oruç tutan, namaz kılan kulum kötülüklerden sakınır, demiş.
Ancak çevremizde gördüğümüz kadarıyla nice oruç tutan namaz kılan insanlar hala birbirlerine karşı hoşgörüsüz, öfkeli ve eleştirisel. Âdeta negatif elektrik yüklü insanoğlu. Bize örnek olacak, değer verdiğimiz, kanaat önderi gördüğümüz hocalar bile, ele verir talkımı, kendi yutar salkımı hallerinde. Hal böyle olunca insanoğlu boş vermişlik gafletine düşüyor. İster istemez günaha giriyor.
Oysa oruç tutan, namaz kılan bir kimse çevresindekiler hakkında asla kötü düşünmemeli, aksine kötü bildiği kişiyi güler yüzle, dostane uyarıda bulunmalı, kendisi olumlu davranışlarıyla iyi örnek olmalı. 
Düşünün bir insan namaz kılıyor ve karşısındaki insana “Sen niye namaz kılmıyorsun, “diyor. Sorma şekli bile adaba aykırı, azarlar gibi. “Sana ne?” denilse ne cevap verecek, belki de tersleyeni o da tersleyecek. Kıldığı namaz, namaz olur mu o zaman? Bunun yorumu da bize düşmemeli elbet. Doğrusunu şüphesiz Allah bilir. Ama mantık, namaz kılan insanın başkalarına karşı kırıcı eleştirilerde bulunmaması gerektiğini söylüyor. 
 
KUR’AN OKUMALIYIZ
 
Rahmeti bol Ramazan ayı, feyz ve bereket ayıdır. Aynı zamanda Ramazan ayı eğitim ayıdır, nefsimizi terbiye ayıdır. Bu bir aylık süre, Yüce Allah’ın bize yanlışlardan ve haramdan arınmamız için sunduğu bir lütuftur.  Sunulanı iyi değerlendirmemiz gerekir.
Bu Muazzez ay içinde yapacağımız öncelikler arasında Kur’an okumak gelmelidir. Kur’an bizi eğitecek, doğruluğa, dürüstlüğe sevk edecek tek rehberdir. Ama her nedense bizim çoğumuzda Kur’an okumak diye bir şey yoktur. Bize göre Kur’anı sadece hocalar okumalıdır. Arap ülkelerinde esnaf bile dükkânında alış veriş olmadığı zamanlarda boş vakitlerinde Kur’an açıp okuyor. 
Ya biz ne yapıyoruz. Albenili bir kumaştan bir Mushaf kılıfı diktirip Kur’anı içersine yerleştirip onu evimizin görünmeyecek bir yerine, daha çok yatak odasının duvarına asıyoruz. Orada öylece duruyor. Bir kez bile indirip elimize almıyoruz.
Bazıları önemli belgeler kaybolmasın düşüncesiyle Mushaflın içine saklıyor. Lazım olduğunda da musaffa elini götürüyor. 
Bazıları da arada bir Perşembe akşamları ölmüşlerine Yasin okumak için Kur’anı eline alıyor. Yasin’i bitirince yerine koyuyor. Sanılıyor ki, duvarda asılı durdukça bizi güvende kılacak. İçinde “Allah yazıyor bizi korur” sanılıyor. 
Biz okumazsak, Allah'ın buyurduklarını bilmezsek, bildiklerimizle amel etmezsek mübarek kitabımız duvarda durduğu yerde bizi nasıl koruyacak? Elimize alıp okuyacağız ki, öğrendiklerimizle kendimizi tüm kötülüklere karşı korumuş olacağız. Yanlış düşünüyorsam Allah beni affetsin ama benim mantığım bana bu fikri veriyor.
Türk Medeni Kanunu İsviçre ülkesinden alınmıştır. Peki ya İsviçre kanunları kimden alınıp hazırlanmıştır? Allah'ın yeryüzüne son kitap olarak gönderdiği, üstelik Ramazan ayı içinde gönderdiği Kur’anı Kerimden. 
Gavur bile biliyor kitabımızın himmetini, hikmetini biz hala anlayamadık, öğrenemedik ve öğrenmeye de çalışmıyoruz. Sanıyoruz ki, Kur’anı sadece hocalar okur. Bu yüzden de hocalara para verip siparişle hatim okutuyoruz.
Hepimizin evinde Kur’anı Kerim vardır. Elhamdülillah Müslümanız, ama dediğim gibi pek çoğumuz evimizde bulundurmakla yetiniyoruz. Arapça bilmiyor olabiliriz. Öğrenmemizde şart değildir. Fakat Türkçe mealini okumamıza kim engel oluyor. Nefsimiz mi? Evet biraz öyle, biraz da küçükken bizlere bu alışkanlık verilmediği için.
 
SİZE SAMİMİ BİR İTİRAF

 
Örneğin ben çocukluk yaşlarımda ne zaman Kur’anın içeriğini merak edip elime almaya kalkışsam rahmetli annem hemen gelir ellerime vurur “Çarpılırsın o aklına estiğince ele alınacak sıradan bir kitap değil” derdi. İçinde ne yazdığını da söylemezdi ki, eminim o da kendi ailesinden bana davrandığı şekli görmüştü. Ama ben “Çarpılırsın” sözüyle korkuya bürünmüş ve senelerce Kur’andan uzak kalmıştım. Ta ki annemin vefat ettiği 1993 yılına kadar. Annem öldükten sonra eve gelip ardından Arapça, (anlamadığım için fazla dinlemediğim) Kur’anı okuyan cami hocaları, Kur’anı Mushaf’ın içine koyup bırakıp gittiklerinde, annemin acısını bir an unutup “Annem artık müdahale edemez şu kitaba bir bakayım.” diyerek, herkesin dikkatinin başka yerde olduğu bir anda kitabı Mushaf’tan çıkartıp elime aldım. Çarpılmadığımı görünce daha bir mutluluk duyarak, sayfalarını çevirdim. Dış kabı eskimiş, sayfaları sararmış kitabın Arapça yazılımından bir şey anlamayınca, içime iyice bir heves ve merak düştü ve annemin toprağa verilmesinin ardından hemen müftülüğe giderek, Kur’anın en Türkçeleştirilmişini aldım. Sonra da telaşla evime dönüp, hiçbir işime bakmadan o cildi parlak, sayfaları pırıl pırıl Türkçe Kur’an'ı Kerim'i okumaya başladım.
Sanki derya ya düşmüş gibiydim. Bir okyanustaydım, ama boğulmuyordum. Aksine içim huzurla dolmuş, ruhum aydınlığa erişmişti. Her bir sayfada kendimi buldum, gerçek Müslümanlığı öğrendim. Sonra kendi çocuklarıma gösterdim Kur'an’ı, içlerine sindirerek okumalarını istedim. Annemin bana söylediğinin aksine “Korkmayın çarpmaz, siz onu okudukça o sizi doğru yola götürecek en güzel rehber olur.” dedim. Çocuklarım da şevkle okumaya başladılar. Bugün onlar doğru insanlarsa, benim teşvikimle  okudukları Kur'andan öğrendikleri doğruluktan. Ve kimseye zarar vermeden topluma yararlı olmaya çalışarak yaşıyorlarsa, her biri sevinç duyduğum dürüst kişiliklerse ve ben bundan hoşnutsam, bunu ben ve çocuklarım samimiyetle okuduğumuz Kur’an'a borçluyuz. O Yüce kitabı çocuklarıma okutmaya, sevdirmeye, doğruluktan, haktan yana yönlendirmeme borçluyum. Bu yüzden de herkese salık veriyorum. Gelin şu içinde bulunduğumuz Mübarek günler hürmetine bir başlangıç yapalım, çocuklarımıza Kur’an okumayı öğütleyelim. Öğrendiklerimizle adım attıkça yaşantımızın düzenli hal aldığı kısa sürede görülüyor. Okuyup öğrenenler bunu iyi biliyor.
Ya Rabbi... Bizleri, senden başkasına muhtaç eyleme. Herkes sana muhtaç, bizi muhtaç olanlara muhtaç eyleme. Bizleri kereminle ve rahmetinle kuşat. Sen, mülkü ve saltanatı eksilmeyen ve Bâkî olansın. Sen Bâkî'sin ya Rabbi, Fanilere muhtaç eyleme! Âmin, Bi hurmeti Tâhâ ve Yâsîn!
Mübarek Cumamız Hayırlara Vesile Olsun İnşallah.
 
Ayfer AYTAÇ