Yolculuk Yapıyoruz

Yolculuk Yapıyoruz
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 13 Temmuz 2019 09:42
altUzun yolculuklar otobüsle çok sıkıcı oluyor. Yollar adeta ikiye katlanıyor. Varmak istediğiniz yer ulaşılmaz sanılıyor. Uzakta kalanların özlemi artıyor. Kafanızın içinde geçmişten bu güne tüm anılar canlanıyor. Pişmanlıklar, keşkeler hafızayı yoruyor. Yaşanmışlıklar mı, yoksa yaşanamamışlar mı elem, merak beyni düşünmeye zorluyor. Düşünmek istemiyorsunuz aslında, ama belleğiniz sizi dinlemiyor. Hele bir de otobüsün içi kalabalıksa tüm koltuklar birilerince doldurulmuşsa ve o kalabalığın içinde yanınızda elinizi tutacak, başınızı omuzuna yaslayacağınız biri yoksa, zihniniz sizi epeyce yoruyor, rahatlıkla oturamıyorsunuz koltuğunuzda, diken üstünde dikiliyor hissine kapılıyorsunuz, zaman geçmek bilmiyor. 
Bu defa ki yolculuğumda yalnız değilim çok şükür, yanımda ilkgözağrım, büyük oğlum var. Anasının yakışıklısı, başını arkaya yaslamış, gözleri sıkı sıkı yumulu, yolculuğu uykuda geçiriyor. Yolcuların çoğunluğu da aynı eylemde. Çok şükür koltuk arkalarındaki mini televizyonlar kapalı, ekranlar karanlık, ama hava aydınlığa açılmış. Karanlık geceden, gündüz sıyrılıp çıkmış. Işık gelince karanlık gitmiş. Gün ışığı umut verici, yaşam sevinci dağıtıcı, görebilene güzellik gösterici. Oğlumu dürtüklüyorum. "Ey oğul gözünü aç bak dışarda zaman geçiyor. Asfalt yol geriye aktıkça zamanda anda tükeniyor." Yaşarken boşuna heba ettiğimiz anların farkına varamıyoruz, anın kıymetini anlamıyoruz... Keder konuk oluyor. Geçmişi düşündürüyor. Geride bıraktığım zaman içindeki, güzel anlarımı hatırlamaya çalışırken bir çığlık koptu arkadan...
Otobüsün içine gün ışığı dolmuştu. Anlaşılan sabah çoktan olmuştu. Ön koltukta oturanlar aynı anda kafasını çevirip çığlığın geldiği arka tarafa baktılar. Az sonra da tüm meraklılar çığlığın sebebini anladılar. Otobüsün en arkasında bulunan yanyana dizili koltuklarda bir kadın, içi geçtiği için kucağındaki çocuğu yere düşürmüş. Allah korumuş. Çocuğa bir şey olmamış. 2-3 yaşlarındaki çocuk canı yanmamış ki ağlamıyor, ama annenin avazı tüm uyuyan yolcuları uyandırıyor. Allah'tan kaptanın dikkati bu bağırtıyla dağılmıyor. 
Yolculardan bazıları kadına yardım için yerinden kalkıyor, kimi de uykusu bölündüğü için kendi kendine söyleniyor. Her kafadan bir ses çıkması üzüntülü anneyi mahcup edip susturuyor. Sıkı sıkıya sarıldığı çocuğunu öpüp kokmaya koyuluyor.
Ön sıralardan kalkıp arka koltuğa kadının yanına yaklaşan orta yaşlı bir başka kadın, üzerine vazife gibi: "Senin gocan yok mu hanım, ne demeye küçük çocukla yalnız yola çıktın," diyor. O da ona: "Sana ne, sana mı düştü tasası? " diye sert bir dille soru yöneltiyor. Beklemediği bu yaklaşımla ve kendini tatmin edecek cevabı alamamanın hırsıyla, meraklı kadın daha bir hiddetleniyor. Dolayısıyla otobüsün içinde, arka koltuklar önünde volümü yüksek, kaba, çirkin bir sözlü tartışma başlıyor. Etraftan yangına körükle gidenler, harareti artıranlar oluyor. 
İnsanlara yargı ve eleştiriyle yaklaşılmaz. Ne oluyor böyle? Hepimiz aynı otobüste, aynı yolun yolcusuyuz. İyi niyetli yaklaşımla birbirimize faydalı olmamız gerekirken, insanlığı içimizden uzaklaştırıyoruz. Birbirimizi anlamaya çalışmıyoruz.Birbirimizi sevmeyi denemiyoruz. Öfke nöbetine giriyor, birbirimizin gönlünü kırıyoruz. Ateş su ile söndürülür, bunu hala bilmiyoruz. Mutluluğu, huzuru bu yüzden bulamıyoruz. Otobüsün içi kalabalık, hiç birimiz yalnız değiliz, fakat her birimiz bir başımızayız. Kimse kimsenin yanında yer almak istemiyor, başlatan bitirsin diye bekliyor. Olanı seyrediyor. Konuşmaları dinliyor, kimse "yapmayın, yakışmıyor" demiyor. Ben müdahale etmek istiyorum. Sesim arkalara gitmiyor. Belki de duyuluyor, ama dediklerim dinlenmek istenmiyor.
Yan koltuktaki oğlum gözleri uykudan uyanmanın mahmurluğuyla bana soruyor: 
-"Ne oluyor anne," diye.
"-Hiç ne olsun," diyorum. 
-"Şeytan,eşeğin yularını çözdü." diye ekliyorum.
Oğlum:
-"Anlamadım,ne demek o?" diyor. Aklıma gelen kıssayı anlatıyorum.
-"Şeytan,eşeğin yularını çözdü. Eşek,komşunun bahçesine girip talan etti.
Çıldıran komşu eşeği öldürdü. Eşeğin sahibi komşuyu, karısı eşeğin sahibini,onun karısı da komşunun karısını öldürdü.
Şeytana sordular:
-Sen ne yaptın?
Hîç,dedi şeytan:
-Ben sadece eşeğin yularını çözdüm.
Oğlum otobüs içindeki kadın kadına tartışma ile anlattığım kıssa arasında bağlantı kurmaya çalışıyordu. "Hadi şaşırma hiç bir şeye, insanın olduğu yerde her şey olur." diyerek onun dikkatini yeniden uykuya çekmeye çabaladım. 
Bu esnada çark birden durur gibi, otobüsümüzde aniden durdu. İçindeki iki kadın arasındaki sözlü tartışmada noktalandı. Sanki etkili bir şey oldu, bileylenmiş bıçaklar kınına girdi. Kadınlar yerlerine oturdu. Otobüsün kapıları açıldı. İçeriye eli tüfekli jandarmalar girdi. Bir anda otobüste sessizlik hakim oldu. Küçük çocuklar korkuya kapılıp analarına sokuldu. Yıllardır olduğu gibi rutin kimlik kontrolü yapılıyordu. İster istemez tedirgin oluyor insan. Şüphesiz güvenlikçiler görevlerini yapıyordu.Ancak suratları donuk, bakışları sert olduğundan yolcu kendini kafeslenmiş hissediyordu. İnsanların bakışlarında kaygı, endişe,merak, huzursuzluk ne çok anlaşılıyordu.
Ne olur şu şehirlere girişteki kimlik kontrolleri bitsin artık. Aniden otobüs duruyor. Birinin elinde, diğerinin belinde silah, iki jandarma askeri otobüse giriyor. Elinde silahı olan kapı ağzında beklerken, belinde silahı olan herkesin hüviyet kartını topluyor. Nüfus hüviyet cüzdanları elinde aşağı inen asker, yol üzerinde bekleyen ekiple birlikte araçlarında telsizle konuşmalar yaparak kimlik sorgulaması yapıyor. Bu işlem en az yarım saat sürüyor. Hava sıcaksa bunaltıdan, soğuksa üşümekten insanlar hasta oluyor. Ekip başı olan komutan onay verene kadar herkes tedirginlik içinde bekliyor. Ne olur şu işi yolcu otobüse binmeden, daha bilet alındığı noktada yapsanıza...
Otobüs firmalarının yazıhanelerinden bilet alacağınız esnada size vatandaşlık numarası soruyor bilet satıcıları, ismini açık söylemeyene, vatandaşlık numarası vermeyene bilet satışı olmuyor artık. Oluyorsa da bu otobüs firmalarının suçudur, vatandaşı ilgilendirmez. Yap asayiş polisiyle firmalara sıkı takibi, yolcuyu rahat bırak. Ha yoldan ördek alma devride bitti, ne demeye her defasında yol kesip, kaçak araması, taraması yapıyorsunuz? (Ördek, biletsiz yolcu. Geçmiş yolculuklarımda çok olurdu. Yön istikamet üzeri elini kaldıran otobüse alınırdı. Oturacak koltuk kalmamışsa, koridora tabure kandurulurdu. Muavinin ikramı sırasında ördekler, merdiven boşluğuna doldurulurdu. Yol paraları yolculuk sırasında muavince tahsil edilirdi. Bunlara bilet verilmez, maliyeden, vergiden kaçırılmış yolcu sayılırdı. Yani her birine kar gözüyle bakılırdı.) Şimdi biletsiz yolcuya fırsat verilmiyorsa, kaza sigortası bahanesiyle alınan vatandaşlık numaralarımızdan kayıp kaçaklarda tespit edilebilir. Teknoloji devrindeyiz, lakin şu bürokrasi çarkından bir türlü kurtulamıyoruz vesselam. Neyse ki içimizde hiç kaçak binen, hakkında yakalanma emri çıkarıldığından aranan yolcu yoktu. Bu sebeple olacak komutan konumundaki jandarma astsubayı kimliklerimizi bizzat otobüsün içine kendi getirdi. Lakin toplarken yaptıkları gibi teker teker elimize vermedi. Otobüs kaptanına topluca teslim etti. Bir de kendisine teşekkür ederek indi. Yolculara ne teşekkür, ne zamanları çalındığı için özür vardı. Herkes kuzu gibi kimliklerini geri aldı. Kaptan da direksiyonu eline aldı. Komutan astsubaya camın gerisinden selam çakıp, yola koyuldu. 
Polatlıyı geçmiş olmalıydık. Bundan sonrası Ankara demek. Az kaldı yolculuğumuz, Ankara sonrası Çankırı var. Sonra Kastamonu. Hadi hayırlısı...
 
(Devamı Olacak)
 
Ayfer AYTAÇ