Çankırı'ya Giderken

Çankırı'ya Giderken
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cuma, 26 Temmuz 2019 08:50
Çankırı İlimiz Tuz Madenimiz
alt
ÇANKIRI İLİMİZ TUZ MADENİMİZ
Çankırı'ya girerken bunca yıldır buradan kaç bin astsubay kaç yüz topçu yetişmiştir diye merak etmekten alıkoyamıyorum kendimi. Çakı gibi delikanlılar vatan bekçiliğine buralardan hazırlandılar. Şimdi kimler kimlerle acep nerelerdeler?
Gündüzün aydınlığında rahat, geniş ve düz bir yoldan ilerliyoruz. Trafik çok yoğun gibi gözükmüyor. Gün ışığı pek parlak ve göz alıcı olduğundan camdan dışarıya baksak da etrafı tam anlamıyla seçemiyoruz. Ara ara gölgelik benzin istasyonları ve dinlenme yerlerinin önünden geçiyoruz. Güneşin yaydığı sıcaklık sımsıcak yürekli bir anne gibi yumuşacık sarıyor bizi, iliğimiz kemiğimiz ısınıveriyor. 
Gökyüzünün maviliği güneşin heybetinden görünmüyor, bulutlar bembeyazlığıyla sanki göz kırpıyorlar. Bir süre sonra  duvar gibi dizili, birbirine yaslanmış bir kaç senelik beşer yedişer katlı binalar görüyoruz. Anlaşıldı ki Çankırı'ya giriyoruz. 
Ne tez geldik. Belli hızlı gidiyoruz.
Çankırı'nın girişinde dar caddeler, yan yollar var. Şehrin tam ortasından geçiyoruz. Vakit öğle saatleri, otobüsün içi sessiz, dışı durgun. Sanki bu şehir çok yorgun. Hiç gelişmemiş. Apartmanların olması ve gün geçtikçe çoğalması bir ilin gelişmesini göstermez ki, aksine oranın güzelliğinin, samimiyetinin bozulduğuna delalettir çok katlı binaların çoğalması. 
Belki de bu yüzden Çankırı'nın çehresi çatık, terk edilmiş insan gibi hüzünlü hallerde; geçmişinde de fazla bulduğum durgunluğu vardı. O gün bugün bu yönü hiç değişmemiş. 
Yıllar önce geldiğimden farklı ilgimi çekecek bir şeye rastlamadım. Yok yok rastladım. Çankırı'nın sokakları dünlerden tenha, iş yerlerinin önünde esnaflar oturmakta, yoldan gelen giden az sayıda insan sadece vitrinlere bakmakta. Ne olmuş bu şehre, niçin hepten keyifsiz hal almış?
Bir şehri değiştirmek, geliştirmek ve güzelleştirmek için önce içinde yaşayan insanları değiştirmek ve güzelleştirmek gerekir. Fakat bunu yapmak içinde şehrin kalkındırmalı, refaha ulaştırmalı. Kalkınmış şehrin insanı sıkıntısız yaşamla güzel görünür. Yani şehri güzelleştirmeden insanı, insanı güzelleştirmeden şehri güzelleştiremezsiniz... 
Çankırı şehri seneler öncesinde de kalkınmaya örnek olacak bir atiklikte değildi. Bağrındaki tuz madenlerinin kazınıp yer yüzüne çıkartılması gibi, insanlarının da yüreklerinin derinliğine inmek gerekirdi. Belki birilerine içtenliğinizi belli ederek yaklaşımda bulunsanız, sohbetlerine doyum olmayacak. Ama öncesinde siz kimsiniz umursamaz, kendiliklerinden sizin kimliğinize yönelik farkında olmazlar. Tıpkı tuzun gerektiğinde yemeklerimize tat vermesi gibi, onlarda bir rastlantı sonunda size samimiyetlerini sunarlar.. 
Çankırı ahalisi zorda kalmışlığımızda yanınızda olabilecek nitelikte yüreğe sahip kişilerdir. Onun dışında Çankırı insanı 80'li yıllarda da çekingendi. Selam verince alanı azınlıktaydı. Hanımlardan ziyade erkekler dışarıdaydı... 
İçinden geçişimiz esnasında otobüs camından gördüğüm kadarıyla yol kenarlarında oldukça fazla hanımlarda var, kaldırım üzerlerinde, öylesine geziyor gibiler. Elinde dolu poşetleri birilerine rastlamadım. Vitrinlere bakarak vakit öldürüyor gibiler...
Ankara'dan seneler evvelinden defalarca Çankır'ya ulaştığım kara tren dediğimiz, büyüklerimizin yakıştırmasıyla demir atları göremedim. İstasyonu bile hareketsiz...
Bir şehirde üniversite ve askeri birlik varsa, bu iki önemli kuruluş bu günümüzde o şehrin kalkınmasına katkı sağlar biliyorum. Çankırı şehrimizde  Askere eğitmen yetiştiren astsubay okulu vardı. Şehri kaya tuzdan gelen gelir kadar, astsubay öğrencileri de beslerdi. Sahi astsubay eğitim alanı nerede, ne oldu? Görmeden mi geçtik? 
Geride kalmış olmalı, başımı çevirip bakıyorum. Okul binasının bulunduğu bölgede hiç bir hareketlilik göremiyorum. Çankırı sokaklarında asker kıyafetli öğrenciler bulunurdu. Hafta sonları pastahaneleri, kahvehaneleri, çarşı pazarı askeri okulda okuyan öğrencilerin istilasına uğramış gibi olurdu. 
Ne oldu bu okula? Öğrenciler neredeler?
Aman bir süredir bende sağlık sorunlarımdan ülkemin gündemini takip etmez oldum. Haberler yasak bana, tansiyonumu yükseltiyor. Ee her şey bir yere kadar, cümlenin bile noktası varsa, işimizin, aşımızın, hatta hayatımızın da mutlak sonu oluyor.
Çankırı'da tuz madeni, tuz fabrikası vardı. Bildiğim kadarıyla, sofralarımızın tuzu çoğunlukla orada üretiliyordu. Başka şehrin sokak satıcıları arabalarının arkalarında "Çankırı'nın halis kaya tuzu geldi. 2 kilosu 1 lira." diye bağırarak bu nimetten gelir sağlayıp geçiminde yararlanırdı.
Bazı sanayi yatırımları var, hatta organize sanayi bölgesi var, ama nedense şehirde kalkınmaya yönelik bir emare yok. Sahi çok merak ettim askeri okula ne oldu? Sanırım bu bölgeden askerlerin izi bile kaldırılmış, yerine 2007 yılında üniversite kurulmuş ismine Karatekin denilmiş bir eğitim alanı oluşturulmuş. Öğrencileri de oldukça bolmuş. Lakin Çankırı'nın çakrası açılmamış.
Benim en küçük erkek kardeşim 1980-83 devresi Çankırı astsubay hazırlama okulunda okudu. Topçu birliğinde astsubay olarak hayata atıldı. Orta okulun son sınıfında astsubaylık sınavlarına giren henüz delikanlı çağına adım atmamış, bıyıkları bile terlememiş erkek çocukları bu sınavı kazanırlarsa, 12-13 yaşlarında Çankırı  Astsubay Hazırlamak Okuluna gelirlerdi.  3 yıl bu okulda eğitim aldıktan sonra memleketin kışlalarına astsubay olarak yetiştirilirlerdi. Çocuklar Çankırı'da yatılı okurlardı. Ailelerinden evlerinden uzak oldukları için, neredeyse tüm öğrenciler birbirlerine sıkı bir bağ ile bağlanırlardı. 17-18 yaşına erdiklerinde astsubay olur, devletten maaş almaya başlarlardı. 
Eminim burada eğitim görerek meslek hayatını asker olarak tamamlayıp emekliye ayrılmış nice başçavuşlar, kendi ailelerinden çok sınıf arkadaşlarıyla irtibatlarını sürdürmüşlerdir.
Erkek kardeşim Çankırı astsubay okulunda okurken üç yıl süresince annem kendisini görememişti. O günkü şartlarda hiç kolay değildi. Geçim derdi çoğunluk için bu ülkede her zaman var oldu. Zengin atını dağdan aşırdı. Fakir düz yolda yolunu şaşırdı her hükumet döneminde, benim ömür devremde. 
Bu ülkenin dünlerinide bugünlerini de bilen biri olarak yeri geldi mi iki cümle edip geçiyoruz. Lakin öyle geçiştirilecek konular değil, bu çoğunluğun sorunu olan geçim gailesi. 
Ne var ki buradan anlatmakta bir anda gülistana döndürmeyecek zihnimi. En iyisi geçmişi bir anıyla yadedip yola devam edelim.
1982 sonbaharıydı sanırım. Hava soğuktu ki üzerlerimizde mantolarımız vardı. Oğlunu çok özlediğini söyleyen ve Ankara'da yaşadığı halasını 25 yıldır görmediğinden, ölümü dirimi merak edip duran annemin özlemini ve merakını gidermek için otobüsle önce Ankara'ya getirdim. Yarım asır hasretlik çektiği halasıyla kavuşturdum. Gençliğinden aklında kalan adresle bulduk halasının evini. Keçiören'de oturuyorlardı. Bir yokuşu tırmandık. Beş katlı bir binanın bodrum katına indik. Meğer indiğimiz yer binanın arka tarafından bakılınca üçüncü kat olarak görünüyormuş. Binanın kat sayısı da beş değil, sekizmiş. Ankara'nın gizemlerine akıl sır erdirilmez.
Bir gece ilk özlem giderildi. Ertesi gün halayı da yanımıza alarak üç hanım (annem, halası, ben.) kara trenle Çankırı'ya yol aldık. Tren yolculuğunu severim oldum olası, ama o gün trene binişimiz sevgiden çok daha güvenli diye düşündüğümüzden oldu. Üç hanım otobüsle gitmeyi münasip bulmamıştık her nedense, annemin halasının aklına uymuştuk. Büyük sözü dinlemenin avantajını da rahat yolculukla bulmuştuk. Kompartımana kurulmuş, pastamızı, böreğimizi yiyerek, termostan çaylarımızı içerek Çankırı istasyonuna ulaşmıştık. Ağaçlar arasında güzel bir alandaydı askeri okul, kapıdan kime ziyaretçi geldiğimizi söyledik. Asker kıyafetleri içinde kardeşim az sonra yanımıza geldi. Annemle oğlunun sarmaş dolaş halleri görülmeye değerdi.
Sonra çarşısını gezdik Çankırı'nın, küçücük bir ildi. Askeriyenin öğrencileri olmasa, bir de tuzu bulunmasa kimsenin uğramayacağı bir yerdi. Hayli para harcadık, esnafı sevindirerek Çankırı ekonomisine katkıda bulunduk. O paralarla Çankırı için neler yapıldı bilmem. 
Anılarda gezinirken, Çankırı'da o gün bugün arasında bir farklılık görmedim ben. Telefon teknolojisinden yararlanıp bugününe baktığınızda İnternet bildirgesine göre günümüz Çankırı'sında bazı sanayi yatırımları var, hatta organize sanayi bölgesi bile var. Fakat nedense şehirde kalkınmaya yönelik bir emare yok. 
Ben Çankırı'yı önemserken, kalkınmaya yönelik hamle yapması için dualar ederken camdan dışarı kaydı gözüm, şehir çoktan gerilerde kalmış. Şimdiden sonrası için Çankırı'ya huzur dilemekten başka yok diyecek bir sözüm. Çünkü gayri Ilgaz yolu üzerindeydik.
Yolumuzun yamacında bir tabela gördüm. Kocaman harflerle 'Akla başlayan' bir şey yazıyor. Tabela altında duruyoruz. Bizden önce gelmiş yaklaşık on kadar otobüsler mevcut. Hepsi aynı firmanın otobüslerinden, bazısı konaklama sırasında yıkanıyordu. Otobüs firmasının özel mekanıymış burası. Restoranı, alışveriş merkezleri, ünlü giyim mağazalarının defolu ürün merkezleri hep bu çevreye koşullanmış. Konaklamak isteyenlere üç katlı otel bile mevcut. Sadece 26 yıllık otobüs firmasının otobüslerine ve tüm araçlarına tahsis edilmiş. 26 yıldır bu bölgede böyle bir şey yoktu bildiğim kadarıyla, bu geniş ve güzel ihtişama sonradan nasıl erişilmiş bende merak uyandırdı doğrusu.
Mevcut mola yerinde isteyen yeyip içiyor, isteyen masa başında çayını yudumluyor, bunları istemeyen etrafı geziniyor. Tuvalete gidenler diğer mola yerlerinden 500 kuruş daha fazla para ödüyor. Örneğin Afyon otogarında 1 liraysa tuvalet ücreti, bu mola yerinde 1,5 liraya defi hacet gideriliyor.Gerçi girenler Ankara içinde öyle diyorlardı. Ama burası başkent otogarı değil ki, Çankırı Ilgaz yol ayrımında küçük bir Anadolu toprağı. Toprağın üzerine bir kaç bina koydunuz mu, bir de yolcularınızı bu binalarda dinlenmeye mecbur bıraktınız mı farklılığı ve para getiri nedeni anlaşılıyor. Biz bir şey yeyip içmedik, tuvaletinden de yararlanmadık, bakındık bir 40 dakika sağa sola, sonra yeniden kurulduk koltuğumuza, hareket saati geldi. Düştük yeniden yollara.
Bir iki km sonra bir kontrol noktası görüyor ve yavaşlıyoruz. Bu defa kontrol noktasında emniyetçiler var. Polis otobüsümüzün içine şöyle bir dışarıdan bakıyor ve bizi durdurmadan “Geç” işareti yapıyor. Kastamonu'ya az yol kaldı galiba... 
Heyecanımız gittikçe artıyor. Mola bitimi sonrasında Ilgaz dağı ve tüneli bizi bekliyor.
Bu yöre yemyeşil dağlarla çevrili, oldukça engebeli bir yeryüzü sekli. Yoldan gayrı etrafta düzlük görmek zor. Ilgaz tünelini merak etmekteyim. Uzun tünele erişmeyi beklemekteyim. (Bir sonraki satırlarda sanırım Ilgaz tünelinden bahsetmekteyim. Esenlikler.)
 
Ayfer AYTAÇ