Kurban Bayramı’na Geri Sayım

Kurban Bayramı’na Geri Sayım
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cuma, 09 Ağustos 2019 08:34
KURBANLIK ALANLAR ALAMAYANI UNUTMASINLAR
 
altKurban Bayramı Arifesi önümüzdeki Cumartesi günü, (yarın)11 Ağustos Pazar günü de Kurban Bayramı’nın birinci günü başlamış oluyor. 
Devletimizin idarecileri bayram dolayısıyla son anda karar verip dokuz günlük resmi tatil ilan ederlerse, geçen Ramazan bayramında olduğu gibi bu bayramda yine tatile gidebilenler sevinecekler. Gitmek isteyip de, tatile ayıracak paraları olmayanları da, bu tatil yine dokuz günlük yalnızlığa mahkûmiyet cezası verilmiş olacak. 
Düşünün tam dokuz gün kapınızı çalan yok. Kumkuma kuşu gibi, kederlenip oturuyorsunuz. “Konu komşu tatile gitmiş, hısım akraba zaten aramıyordu” diyenlerin sayısı geçen bayram da o kadar çoktu ki. Geride bıraktığımız Ramazan Bayramını uzun tatil nedeniyle, burukluk içinde geçiren ne çok garibanımız vardı. Kapısı tıklanıp da hali-hatırı sorulmamış, bayramı kutlanmamış nice yoksul insanlar, boynu bükük geçirdiler Ramazan Bayramı’nı. Kurban Bayramı da öyle geçirilmesin ne olur.
Garibanlık illa parasızlıkla olmuyor, insandan yana da garip kalmışlarımız var. Çevresinde dost bildikleri dağılmış, akrabaları kendi derdine düşmüş hiç aramamış, o kadar çok insanımız var ki, yüreğinin burukluğu gülüşüne, bakışına yansımış nice içimizden birileri onlar...
Onları görmek lazım, bakarken, görerek bakmamız lazım. Kalp gözümüzle bakıp, vicdanımızın kulağıyla dinlememiz gerek, onları anlamamıza ve yaşadıklarını anlamlandırmamıza...
Önümüzdeki Pazar günü Müslümanların Kurban Bayramı; bunu Müslüman olup da bilmeyen yok. Ama Müslüman olup da Müslümanlığın gerekliliğini, gerektiği şekilde yerine getirmeyenler de pek çok. Hele günümüzün yaşam koşullarında herkes önce kendini düşünür oldu. Kendi hayatı iyi olan, başkasını umursamıyor. 
Dinimiz bize böyle mi buyuruyor? Yüce Allah’ın ahkâmı var, “Fakirleri gözetin, komşunuzun, akrabanızın hatırını sorun. Onları dar günlerinde yalnız bırakmayın,” diye. Biz bunları yapmıyorsak, bizi yaratana asi geliyor olmuyor muyuz? “Sen böyle dedin amma, biz kendi bildiğimizi yaparız” demek olmuyor mu, bu başkaldırı?
Hâşâ yarın Rabbin huzuruna çıktığımızda ‘ki yarın uzak değil’ ne yüzle hangi yalanın ardına sığınacağız? Dünyalık bahanelerin olmadığı bir âlemde, gerçeklerin yansıdığı bir aynanın karşısında diyebilecek ne sözümüz olabilir? 
Yanlışı, fırsat varken düzeltelim. Kendimiz kadar olmasa da başkalarını da görelim, gözetelim. Bir kuru selamı bile karşımıza çıkanlardan esirger olduk. Hoş, selam verenlerden, alanlarda azaldı. Ama “artık bundan sonra böyle” diye, bir dünyalık yönetmelik yok. 
 
Her şey bizde başlıyor, bizle bitiyor. 
 
Bu Kurban Bayramı’nda olsun yanlışımızı telafi edebilelim. Kurbanlık alanlar, alamayanları unutmasın. Kurbanın gereği dörtte üçünü dağıtmaktır. Kurban Allah için yapılan bir ibadettir. Allah’ın verdiği nimetlere bir teşekkürdür kurban. Bunun kabulü de, Allah’ın rızası için kesilen kurbanın ihtiyaç sahiplerine ulaşmasıyla yer bulur.
Aksi halde kurban, ‘adet yerini bulsun’ diye kesilmiş olur ki, bu konu komşuya gösteriş yapılan bir eylemden öte işe yaramaz. Kendi kendinize kestiğiniz kurbanı tıksırasıya kendiniz yersiniz. Kalanını da kavurma diye ipi dizer balkona asarsınız. Bir miktarını buzluğa tıkarsınız. Öteki âleme de sevap heybeniz boş olarak göçersiniz bilesiniz. 
Ben 23 yıldır aynı semtte oturuyorum. Çevremde varlıklı insanlar pek çok. Her Kurban Bayramı’nda bu aileler gösterişli bir kurbanlığı devirirler evlerinin önüne, kesip doğrarlar, sonra da etin hepsini tepsilerle evlerine çıkarırlar. 
Mahallemde dar gelirli, kurban kesemeyen nice insanlarda var, biliyorum. Kurban kesenin bir parça götürüp kesmeyene verdiğini daha ne duydum, ne de gördüm.
 
“Gece mi dağıtıyorlardır?”
Hadi canım, bizim insanımız gösterişi sever. Hiç gece bu iş için dolaşan olur mu? Zaten dağıtacak olan gündüzden dağıtır da, dağıtılanı kabul eden de taze bir et yer. Bırakın kurban dağıtmayı, artık çok katlı evlerde insanlar, karşı dairesinde oturan komşusunun kim olduğundan habersiz yaşıyor. Bu durum da “Bize ne oluyor,” diye sormadan edemiyorsunuz. 
Olan şu: "Biz doktor reçetesini okuduğumuz kadar, Kur'an reçetesini okumuyoruz. Seni yaratan sana bir reçete göndermiş. Bu reçeteye göre yaşarsan, doğru insan olursun. Sağlıklı, edepli bir ömür sürersin” demiş.
“Bu yaşıma kadar 300- 500 kitap okudum” diyenler bile, Kuranı bir kez okuma zahmetine girmiyorlar. Okuyanlar da ya tam anlamıyor, ya da anladıkları işlerine gelmiyor. İstisnalar azaldı. 
Az, çok olanı perdelemez. Okul sınavlarında da üç yanlış bir doğruyu götürmüyor mu? Dünya üzerindeki yanlışların çokluğu doğruları aklamaz. Çünkü doğru yapan kişi de, yanlış yapan kişi ye “Yaptığın yanlış” diyebilerek, uyarıda bulunmalı. Aksi halde herkesin kendi doğrusu olarak kalır konu.
Onlar yarın ahirete vardıklarında, kendilerine sorulacak. “Dünya da durduğun süreçte ne yaptın?” aslında elbette biliniyor ne yaptığı, ama bir de kendisinden öğrenilecek. O kişi de diyecek ki. 
“Ben 500 kitap okudum.” 
“Peki, bu kitapları niye okudun?”  
“Yaşamımı iyi idame ettirmek için, okullarda okudum kitapları. Makam mevki edinmek için.”
“Burada makam edinmek için bir çaban oldu mu?”
“---------“
Cevap yok. 
Ve Kuranı defalarca hatmetmiş, kendisi de öğrendiklerini amel etmiş kişiye de sorulacak: 
“Sen dünya da ne yaptın?” 
“Kurandan öğrendiklerimi yapmaya çalıştım.”
“Peki, yaptıklarınla örnek olmaya çalıştın mı, çevrendekileri bu doğrultu da uyardın mı?”
“----------------“
Cevap yok. 
Koca bir sıfır, sınıfta kaldın.
 
Oradaki makamı elde etmemiz için gerekli olan rehber kitabı hiç okumamışız zira. Ya da okuduğumuzu anlamamışız, doğru amel etmemişiz. Öte âlemde yalakalık, kayırma durumları yok malum. Öte âlem de nice makam sahipleri, kendi çilelerine hayıflanıyorlar. Kimsenin kimseye hayrı yok. Bu hayrı görmek istiyorsak, bu dünya da hayırlar yapmayı bilelim. Paylaşmanın gereğini yapalım. Bu paylaşımdan mutluluk çıkıyorsa ortaya, bunu da paylaşarak yaşayalım. İyiliği de, zorluğu da insanlarla paylaşma güzeldir. Paylaşmak, adı üstünde elindeki çok olan neyse, başkalarına verdikçe azalır. Ama maneviyatı artar. 
Bir sıkıntıyı yakın bulduğuna anlatarak nasıl rahatlıyorsa insan. Mutluluğu paylaşarak da, önce kendi çevresine, sonra tüm etrafa pozitif enerji yayar. Pozitif ortamda da asla negatiflik barınamaz. Işık yandı mı karanlık gider. Böyle bir dünya sağlamak biz insanların elinde, tek yapacağımız insanlığımızı hatırlamaktır. 
Unutmayalım Kurban Bayramı demek, zilhicce ayının onunda başlayıp dört gün süren ve bu süre içinde yoksullara dağıtılmak için kurban kesilen, dini bayram demektir.
 
KURBANLIKLAR BU YIL PAHALI
 
Kurban Bayramına son iki gün kalınca, hayvan pazarlarına kamyonlar dolusu kurbanlıklar getirilmeye başlandı. Bu yıl kurban fiyatlarının yüksek olduğu gözleniyor. Küçükbaş hayvanlar en ucuzu 1000 - 1.300 liradan satışa çıkarılmış. Satış yapanlar, yem fiyatlarının yüksekliğine bağlıyorlar kurbanlıkların fiyatlarını. Vatandaşların pek çoğu henüz kurban alımına başlamadı. Kimi “Son güne bırakacağım, Arife günü ucuzlar” diyor. Kimileri, “Büyükbaş hayvan kesmek daha karlı, ortak bulmaya çalışıyorum” diyerek, kendinden başka altı kişi daha arıyor, büyükbaş hayvan alabilmek için... Çünkü bir orta boy dana 5.700 ila 6.500,  liradan satılıyor. 20 bin hatta 30.700 liraya kadar çıkan kurbanlıkların fiyatları alıcıları düşündürüyor.
Vatandaşların düşündükleri bir başka durum da, aldıkları kurbanı kestirecek adam bulma konusu. Malum belediyeler bu işin kolayını sunmuştu. Bazı semtlere modern bir kesim yeri hazırlamış ve mezbaha görevlisi kasapları, vatandaşın emrine tahsis etmişti. 
Çevre temizliğine yönelik bu dikkat, vatandaşı memnun etmemiş olacak. Herkes yine eskiden olduğu gibi, evinin önünde, kendi bulduğu kesiciye kurbanını kestirmek istiyor. Belediyenin hazırladığı kesim yerine gidip, gelme zahmetine katlanmaktan kaçınanlar olduğu kadar, “Bu işin sevabı, kanın evin önünde akıtılmasıyla geçerli olur” diyenlerde var. 
Ve böyle diyenler, kurbanlık almadan önce, kurbanı kesecek adam aramaya koyuldular. Hal böyle olunca vatandaşı şimdiden, geri sayımın başladığı, gelmesine dört gün kalan Kurban Bayramı telaşı sardı.
 
KURBAN DERİLERİ NE OLACAK?
Kurban derilerinin nereye verileceği konusunda vatandaş oldukça duyarlı. Kendileri şimdiden belirlemişler derileri nereye vereceklerini. Çoğunluk hayır derneklerine vermeyi düşünüyormuş. Cami yaptırma ve öğrenci okutma dernekleri, deri bağışında başı çekiyor. Türk Hava Kurumu’na vermek isteyenlerin sayıları da az değil. “Havacılığımız kalkınsın” diyenler kadar, “Önemli olan hayrın doğru harcanılması, biz ilk isteyene verir geçeriz” diyenlerde bulunuyor.
Neticede Kurban Bayramı, şimdiden güzel karşılanmaya yönelik başlatıldı. Önemli olan bu güzelliklerin bayram süresince de tüm insanlarla ortak yaşanılması. Kesilen kurbanlıkların etlerinin, kesemeyenlerle gönül rızasıyla paylaşılması ve karşılığının dualarla geri alınması, niyetler güzel olursa, akıbeti de güzellik olarak yansır. 
Bayram alış verişi telaşı da evleri sardı. Aman kredi kartlarınıza fazla yüklenmeyin, dört günlük hoşluk için sonrasını borç ödemekle geçirmeyin. Bayramlar ibadet günüdür, yeni giysilere bürünmek fırsatı değildir. İbadetimizi doğru yapalım, sevap urbası bizi kuşatan olsun.
Şimdiden kurban Bayramınız mübarek ve bereketli gelsin, kurbanınız kutlu olsun.
 
Ayfer AYTAÇ