Menüm tek hîç kim zâr ü perîşân olmasun yâ Rab - Fuzûlî

Menüm tek hîç kim zâr ü perîşân olmasun yâ Rab - Fuzûlî
Târık İLERİ tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 30 Aralık 2019 15:16
Menüm tek hîç kim zâr ü perîşân olmasun yâ Rab
Esîr-i derd-i aşk u dâğ-ı hicrân olmasun yâ Rab
 
Yâ Rabbi, hiç kimse benim gibi ağlayıp inlemesin, perişan olmasın. Yâ Rabbi, aşk derdine ve ayrılık yarasına esir olmasın.
 
Aşk derdine esir ve hicran yarasına mübtelâ olmak âşıklar için bir meziyettir. Ağlayıp inlemek, perişan olmak da istedikleri şeydir. Çünkü yine Fuzûlî bir başka gazelinde huzur ve saâdet insanı Hakk Teâlâ’dan ayırır diyor. Fuzûlî kendisinin yüksek mertebesine kimsenin erişmemesini istiyor. Çünkü bütün bu felâketler, aşk derdine esir olduğu içindir. Bu beyit, Hâfız-ı Şîrâzî’nin şu beyitini hatırlatıyor: 
 
کسي مباد چو منِ خسته مبتلاي فراق
که عمر من همه بگذشت در بلاي فراق
 
Kesî mebâd çu men haste mübtelâ-yı firâk
Ki omr-i men  heme begozeşt der belâ-yı firâk
 
Kimse ben yaralı gibi ayrılık derdine mübtelâ olmasın
Çünkü benim bütün ömrüm ayrılık belâsı içinde geçti
 
Demâdem cevrlerdür çekdügüm bî-rahm bütlerden
Bu kâfirler esîri bir müselmân olmasun yâ Rab
 
Her ân merhametsiz putlardan, güzellerden çektiğim cevir ve cefâdır. Yâ Rabbi hiçbir Müslüman bu kâfirlere esir olmasın. 
 
Dîvân edebiyatında nerede put kelimesi geçerse ekseriyetle oraya Allah veya Rab kelimesi de getirilir. Meselâ: 
 
Büt-i nev-resüm namâza şeb ü rûz râgıb olmuş
Bu ne dindür Allah Allah bûte secde vâcib olmuş
 
Put, güzel yerinde kullanılır. Güzeller Hakk’ın güzelliğinin bir zuhurudur. Ancak güzellik put gibi cansız bir şeye mâl edilirse bu küfür olur. Çünkü put cansızdır ve kendini ilâh olarak kabul ettirir. O hâlde putlar, güzeller Hakk’ın güzelliğini maddî varlıkları ile örttükleri için kâfirdirler. Kâfir örten demektir. Hakkı, hakikati örten. Bu güzeller âşıkları kendilerine çektikleri için de onları kendilerinden ayırırlar. Bu bir cefâdır. Güzelliği tadan ve ona bağlanan âşıklar mecazdan hakikate erişmek için çok ıztırab çekerler. Putların cevir ve cefâsı budur. Bir Müslüman bu kâfirlere esir olmasın demekle de hakikate erişmeye namzet olan bir Müslümanın bu mecâzî güzellere esir olmasını istemiyor. Iztırab ve işkencenin son mertebesi kâfir eline esir düşmektir. 
 
Görüp endîşe-i katlümde ol mâhı budur derdüm
Ki bu endîşeden ol meh peşîmân olmasın yâ Rab
 
O ay gibi güzelin, yani mecâzî güzelin beni öldürmeyi düşündüğünü gördüm. Yâ Rabbi ay gibi güzel bu düşünce ve kararından pişman olmasın.
 
Mecâzî güzelin vazîfesi, âşıkı madde âleminden tecrid etmek, onu dünyâya bağlayan manevî alâkaları yok etmek, yani mânen öldürmektir. 
 
Çıkarmak etseler tenden çeküp peykânın ol servün
Çıkan olsun dil-i mecrûh peykân olmasun yâ Rab
 
Eğer o servi boylunun ilham ettiği aşkın heyecan ve ıztırâbını, yani attığı okların temrenini vücûdumdan çıkarmak isteseler, yaralı gönlüm çıksın, o temren çıkmasın yâ Rabbi.
 
Servi, vahdettir. Onun bana ilham ettiği heyecanlar, ıztırâblar o kadar tatlıdır ki vücûdumdan onlar çıkacağına yaralı gönlüm çıksın daha iyi. Servi ağacı şekli itibariyle aynen oka benzer. O nedenle şâirler servi ile oku genellikle beraber kullanırlar.
 
Demen kim adlî yoh yâ zulmü çok her hâl ile olsa
Gönül tahtına andan özge sultân olmasun yâ Rab
 
Adâleti yok zulmü çok demeyin. Nasıl olursa olsun gönül tahtına ondan özge bir sultan olmasın yâ Rabbi.
 
Adaletin yokluğu zâten zulmün çokluğu demektir. Fuzûlî gûyâ onları ili ayrı şey gibi ele alıyor ve her ne hâl ile olursa olsun diyor. 
Âşıka ne kadar zulüm ederse etsin derken Hakk’ın Âdil-i Mutlak olduğuna inanarak gûyâ bu cesûrâne temennide bulunuyor. Hakikatte Hakk zulüm etmez. Kur’ân-ı Kerîm’de sarâhaten Allah’ın zulüm etmediği beyan edilmektedir. 
 
“Şübhesiz ki Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez” Yûnus Sûresi, 44. Âyet.
 
Cefâ vü cevr ile mu’tâdem anlarsuz n’olur hâlüm
Cefâsına hadd ü cevrine pâyân olmasun yâ Rab
 
Ben cefâ ve cevre alışmışım, onlarsız hâlim ne olur? Yâ Rabbi, cefâsı ve cevri hududsuz ve sonsuz olsun.
Bir insanın alıştığı şeyden ayrılması çok ıztırâb vericidir. Şâir cefaya alıştığını ve mecâzî aşk yüzünden ne kadar cevir ve cefâ çekse o kadar Hakk’a yakın olacağını düşünüyor. Ve hadd ü pâyânı olmayan bir cefâ istiyor.
 
Fuzûlî buldu genc-i âfiyet meyhâne küncinde
Mübârek mülkdür ol mülk vîrân olmasun yâ Rab
 
Fuzûlî meyhâne köşesinde her türlü felâketlerden kurtulmak hazînesini buldu. O mülk mübârek bir mülktür, yâ Rabbi vîrân olmasın.
 
Meyhâne ilâhî aşkın hazinesidir. Şarap ilâhî aşktır. Orada Fuzûlî felâketlerden masun bir hâlde ve âfiyet içindedir. 
 
 
 
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir