Büyük Denizde Yandılar

Büyük Denizde Yandılar
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 12 Mart 2012 10:10

Televizyon dizilerinde hep lüks hayatlar, renkli yaşamlar… Gece hayatları olan, barlara girip çıkan insanlar… Arabalar… Köşkler ve bol kahkahalı sosyal yaşamlar… Diziler arası reklamlarda, günlük gazetelerde boy boy, her sayfaya yayılmış büyük ilanlar. “Büyük şehirlerde yeni yaşam alanları oluşturuluyor; rezidanslar ( lüks konutlar)kuruluyor. Dev alış veriş merkezleri yapılıyor.” Anadolu illerinde kıt şartlarda yaşayan, haberlik durumları olmadıkça, televizyon ekranlarına gelmeyen, fakirlikleri deşifre olmamış insanlar; sosyal yaşamları deşifre olmuş insanlara bakınarak, işsiz gençlere şöyle derler:

“Buralarda iş yok;  git büyük şehre, bak herkeslere neler vermiş, seni de doyurur.  Daha önce köylerde yaşayan nice insanlar, büyük şehre gidince nasıl zengin hayat yaşıyor. Git sende, boğulacaksan büyük denizde boğul!”
 
Evet, bu sözü dikkate alıp büyük şehre gidenler, büyük denizde yandılar ve etraflarında hiçbir can simidi bulamadılar… Anadolu’da çoğu işsiz, para kazanamıyor olmanın yıpratıcılığı da baskı yapınca; “ Başka çare yok” deyip, büyük şehirlere geliyorlar. Bazıları yol paralarını bile ödünç buluyor. “İlk kazançtan öderim” diyerekten… Gazete ilanlarından buldukları inşaat işleriyle, büyük şehirde umut- ümit olunca; bir anda ruh halleri değişiyor. Nerde yattıkları, nerede, kimlerle kaldıkları sorun teşkil etmiyor… İş bulmuş olmanın sevinciyle doluyorlar. Sigortaları yokmuş, iş güvenceleri bulunmuyormuş, çadırda yatacaklarmış, kimin umurunda?  Sokakta, aç- açık kalmaktan evladır ya…
 
 Onlar artık para kazanıyor olmanın, ailelerine karşı mahcup olmamanın, sıcak aş bulup karınlarını doyuruyor olmanın rahatlığına kavuşmanın keyfini anlamaya çalışıyorlar… Fakat "Kökünden koparsan, ilk rüzgârda savrulursun" diye de, benim bir sözüm vardır.
 
Ne yazık ki, büyük deniz onların hayatlarını mutlu yöne doğru dönüm noktası sağlamıyor. Yutuveriyor, yakıveriyor…
 
Ekmek kaygısına çadırda yatırılmalarına ses çıkarmayan, sosyal güvenliği olmayan, büyük alış veriş merkezi inşaatının yapımında çalışmak için İstanbul’a gelmiş ve feci şekilde yanarak dünyadan şehit olarak ayrılmış bu on bir işçinin hayatının ihmallere, insanların hırslarına kurban verilmesinin hesabını kim verecek acaba? Türkiye'mizde tedbirler her ne ciddiyesizlikse, hep ölümler olduktan sonra dikkate alınır. Üç gün boyunca konuşulur, sonra da unutulur.
 
İnsanların hayatı bu kadar ucuz olmamalı değil mi, yanlış mı diyorum?