Kuş Tüyleri

Kuş Tüyleri
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Salı, 12 Mayıs 2020 05:36
altBAZI İNSANLAR UÇURUMDUR, BAZI İNSANLAR DA ORADAN ATLAMA SEBEBİ...
 
Bir çiftçi yanında çalışan işçisinin, iş vaktinde ağaç gölgesinde uyukladığını fark etti. Öfkeyle gidip ayağıyla işçiyi dürterek kendisine hakaret etti. Karşılığında tatmin edici bir bahane alamayınca sinirlendi. Konuyu büyüttü ve çok daha üzücü sözler sarf etti. 
 
Akşam eve geldiğinde, sakinleşmişti. Fakat yemek sırasında bir anda dalgınlaştı. Yediği yemekten tat alamaz oldu. Lokmalar adeta boğazına diziliyor, midesine inmiyordu. Keyfi kaçtı. Gündüzü hatırladı. Yanında çalışanına sinirleniş anlarını tekrar yaşar gibi oldu.
 
- " O kötü sözler ağzımdan nasıl çıktı?!" diye düşünmeye başladı. 
 
Tam o esnada evinin kapısı iki kez çaldı. Kalkıp açtığında gündüz azarladığı işçisi kapı önünde boynu bükük halde durmaktaydı. Adam gözleri yere dikili, tüm mahcup halleriyle:
 
-"Özür dilerim, iş saatinde dinlenmeye geçmemeliydim. Saman balyalarını kaldırırken biraz başım dönmüştü. İş verimim azalmıştı. Az dinlenirsem düzelirim sandıydım. Çok özür dilerim efendim. " dedi.
 
Çiftçi beklemediği bu davranış karşısında hepten pişmanlığa büründü, işçisine döndü ve çok utanç içinde ona dedi ki:
 
-" Kusura bakmayın, bende birden hiddetlendim. Öyle yatar vaziyette görünce sizi işi aksatıyor, ağaç gölgesinde keyif çatıyor sandım. Öfkeme mağlup oldum. Her şeye rağmen o kötü sözleri ağzımdan çıkartmamalıydım. Ne varki sözler çıktı ve sizi çok kırdı. Asıl ben özür dilerim, affet beni!"
 
İşçi, işverenin özrünü kabul etti ve işten çıkarılmadığına sevinerek döndü gitti. Ama çiftçi  kendisine bir türlü gelemiyordu. Bir kez vicdanı rahatsız olmuştu. Ne yapsa iç huzuru bulamıyordu. Düşünceleri güzdüze geri dönüyor. İşçisini azarladığı vakte çakılı kalıyordu. Bir yandan da nefsiyle baş etmeye çalışıyordu. Nefsi ona patron olduğunu hatırlatıyor. İşçisinden özür dilemekle hatalı davrandığını fısıldayıp duruyordu. Nasıl bir uçurumun dibini boylamıştı böyle, etrafında tutunacak dal bulup atlama sebebini yok edemiyordu.
 
-"Ağzımdan böyle kötü kelimeler nasıl çıkar, önce adamın yatış sebebini bir öğrenseydim. Önemli mazereti varmış, ben onu dinlemediğimden anlamadım" diyerek hayıflanıyordu.
 
Teselli bulmak adına: 
 
-"Başı dönmüş de biraz uzanmış. İnsanlık hali, olabilir tabi ki... İyi de ben nerden bileyim, işler aksamasın istedim. Zamanında yetişmesi gereken verilmiş sözlerim var" dedi. 
 
Lakin bir an bile yüreği bu sözlere ikna olmadı. Aklı, mantığı da öfkesinin yaptığına yatmadı. Vicdanı zaten hepten delleniyor, ruhuna baskı yapıp sıkıntıya sebebiyet veriyordu. Yok bu böyle olmayacaktı.
İştahıda kaçmıştı. Sofraya tekrar dönmeden odasına çekildi. Yatağına girip hemen uykuya dalmak, o günü ve günün beynine verdiği vesveseleri uykusunda unutmak istedi. Bilinci bir anlıkta olsa yitsin, olumsuz düşünceler beyninden gitsin istiyordu. Sabaha kadar yatakla, yorganla cebelleşti. Nafile, doğal dinlenme durumuna bir türlü geçemedi. 
 
Uykusuz geçen gecenin sabahında beden gücünün zayıflamış olduğunu hissetti. İşine karşı isteksizlik ve günlük etkinliklerine karşı duyduğu arzuların büyük ölçüde azaldığını fark etti. Ne bedeni, ne ruhu hiç dinlenememişti ki, bütün gece vicdanıyla dertleşti. Her sorunun cevabında yetersiz kaldı, hayıflandı. Yoruldu, uykusuz kaldı.
 
Bu hal böyle sürüp gidemezdi. Toparlandı. Şehre indi. Doktora görünmek yerine Şeyhe gitti. Dün  yaptıklarını itiraf etti ve ona şöyle dedi:
 
-" Vicdan azabımın, beynimi kemiren düşünce acılarımın dinmesini, ruhumun dinlenmesini istiyorum, ağzımdan bunca kötü sözün çıktığına inanamıyorum!"
 
Şeyh ona dedi ki:
 
-" Vicdanını hürriyete kavuşturmak  ve ruhunu dinlendirmek istiyorsan, kucağını bulduğun kuş tüyleriyle doldur ve tüm köy evlerini dolaş. Her evin önüne birer tüy koy, bu işlemi yaparken düşünmekten uzak kalacak olan beynin de rahatlayacak. "
 
Çiftçi Şeyhe tam itaat ederek kendisine söyleneni yaptı, çiftliğindeki bütün kanatlı hayvanların dökülmüş tüylerini topladı. Sonra bunları bir seleye doldurdu. Köy yerinde bulunan bütün haneleri dolaşıp tek tek her bir evin kapısına birer tüy bıraktı. 
 
Bu işlemi bitirdiğinde anladı ki, gerçekten o anlarda beyninde rahatsızlık verici hiç bir kuruntu kalmamıştı. Ancak sonrasında tekrardan vicdanını dinler oldu. 
 
-"Ben bir insanı dinlemeden, işin aslını astarını öğrenmeden nasıl  hakkında suizanda bulunup, onu yargıladım. Sonrasında kötü sözlerle onu cezalandırdım" demeye durdu. 
 
Koşar adım tekrardan Şeyhin yanına gitti. Kendi içine döndü, hislerini aktardı. Şeyhin dediklerine itaat ettiğini, lakin tüyleri her bir kapıya bıraktıktan sonra tekrardan iç huzursuzluğunun başladığını dile getirdi.
 
Şeyh ona dedi ki:
 
-"Git kapıların önünde bıraktığın tüyleri tekrardan topla. Bu işlem sonrası rahatlarsın."
 
Çiftçi tüyleri toplamak için geri döndü. Ne var ki tüyleri yerinde bulamadı. Çiftçinin, Şeyhin yanına gidip gelme süresinde çıkan hafif bir rüzgar, tüyleri kapı önlerinden başka yönlere taşımıştı. Geride çok az bir tüy kalmıştı. Onlarda etraftaki ağaç dallarına savrulmuştu. Çiftçi son derece üzgün Şeyhe geri döndü... 
 
Sonra Şeyh ona dedi ki:
 
-"Söylediğin her söz, köy halkının evinin önüne koyduğun tüy gibidir. Ağzından çıkar, savrulur; uçuşup nereye konduğunu, neye zarar verdiğini bilemezsin. Biz dâima hüsnizanla mükellefiz. İnsanlar kırılmaya kıyılmayacak kadar değerlidir. Susup dinlemek her zaman daha kolaydır. Dinlemesini bilmezsen karşındakinin halini anlayamazsın. Susmak konuşmaktan daha kolay ve daha kazandırıcıdır. Laf söylemek daha zordur, ceremesi daha da zordur. Birine laf söyleyeceğin zaman kuş tüylerini hatırla ve dilini tut. Dilinden bulma zulüm! Gözün bakışı kalbe bağlıdır, insan istediğini görür. Vicdan denilen iç huzursa, gözle görülenden çok kulağın duyduklarına inanır. Bunları iyi belle ve düzelmeyi dene; bir çırpıda düzelmiyorsan daha çok çırpın."
 
Çiftçi dersini almıştı. Öfkesine kapılmadan önce durup karşı tarafı sakince dinlemeyi deneyecekti. Böylece kuş tüylerini toplamaya gerek kalmayacaktı. Ayfer AYTAÇ