Niyâz-ı Nevvâb'ın Okuduğu Hâfız Gazeli: Deryâ (دیده دریا کنم غزل حافظ شمارهٔ 348)

Niyâz-ı Nevvâb'ın Okuduğu Hâfız Gazeli: Deryâ (دیده دریا کنم غزل حافظ شمارهٔ 348)
Târık İLERİ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 14 Mayıs 2020 02:00
 
 
Tercümeye geçmezden evveli kısa bir bilgi vereyim
Farsça'da "dil-i teng" diye bir tâbir vardır. Dil-teng demek, ya'ni gamnâk olmak, kalbin efsûrde olması, kalbin sıkışması, sıkılması, daralması, gamgîn olmak, endûhgîn olmak, bir nev'i kaygıya ve buhrana dayalı olarak gönlün kabz hâline kalb olmasıdır. Ya da yeni, uydurma lafla söylersek "anxiety disorder"
 
Üstad Dehhodâ diyor ki dil-teng birleşik sıfatı aynı zamanda, âzurde yani incinmiş, endûhgîn yani gamlı, nâ-hoş-âyend yani gönle hoş gelmeyen, sakîl yani bunaltan/sıkan, telh yani acı veren, nâ-dil-pezîr yani gönlün kabul etmediği hâl, matbû' olmayan, nedir matbû' olmayan, yani hoşa gitmeyen... Ve daha bir sürü kelime var böyle yığınla, hepsini şimdi yazamayız, ki bazıları Pehlevice'ye dek dayanmaktadır etimolojik olarak. Ki benim elimde şu an beş adet Farsça etimolojik sözlük bulunmaktadır.
 
 
İran'lılar sevgililerine dilem teng şode derler. Birebir terceme edersek, gönlüm karardı, daraldı, büzüştü, sıkıştı... vb. olur, lâkin aslında "seni özledim" mânâsına gelir.
 
 
Esas fiilimiz efkenden (افکندن) fikenden () ya da endâhten de denilir.
 
Atmak, saçmak, savurmak, fırlatmak gibi birbirine yakın/benzer anlamları hâvîdir.
 
 
Niyâz-ı Nevvâb'ın (Ya da İngilizce transkriptle ma'rûf adıyla Niaz Nawab'ın) seslendirdiği Hâfız'ın 348 no.lu gazelinin çevirisini şöyle yaptım:
 
 
 
دیده دریا کنم و صبر به صحرا فکنم
و اندر این کار دل خویش به دریا فکنم
 
Dîde deryâ konem u sabr be sahrâ fikenem
V'ender în kâr dil-i hîş be deryâ fikenem
 
Gözümü deryâ yaparım, sabrı da çöllere atarım/saçarım/savururum 
Ve işbu suretle gönlümü de denizlere fırlatırım/fırlatayım
 
(Fark ettiyseniz hem "geniş zaman", hem "emir kipi" gibi: fırlatırım, fırlatayım) 
 
 
جرعه جام بر این تخت روان افشانم
غلغل چنگ در این گنبد مینا فکنم
 
Cur'a-i câm ber în taht-ı revân efşânem
Golgol-i çeng der în gonbed-i mînâ fikenem
 
Bu dünyâya içtiğim son şarabın bir yudumunu saçarım
Şu gökkubbeye çeng nağmelerini (mînâ fikenden=yükseltmek) yükselteyim
 
 
Taht-ı revân sözlük mânâsı: (ﺗﺨﺖ ﺭﻭﺍﻥ) (Farsça taht “koltuk” ve revân “giden” kelimelerinden birleşik isim) Katır ve develer veya insanlar tarafından taşınan, üstü kapalı, yanlarında pencereleri bulunan, ufak bir oda şeklindeki tekerleksiz nakil aracı.
Bu beyitteki anlamı: Dünyâ. 
 
Golgol: Üstad Dehhodâ bu kelime için demiş ki;
شوریدن بلبلان و مرغان را گویند در حالت مستی
Şûrîden-i bulbulân ve morgân râ gûyend der hâlet-i mestî
Bülbüllerin ve diğer kuşların mest olduklarında çıkardıkları sesler/söyledikleri nağmeler, ötüşler.
 
 
Günbed: (ﮔﻨﺒﺪ) Kümbet.
Günbed-i devvar: "Dönen kümbet” ya'ni "Gökyüzü": "Vâdi-i aşkta sevdâ ile sergeşte idim / Gelmeden gerdîşe bu günbed-i devvâr henüz (Fuzûlî)"
 
 
 
مایه خوشدلی آن جاست که دلدار آن جاست
می‌کنم جهد که خود را مگر آن جا فکنم
 
Mâye-i hôşdilî ân câst ki dildâr ân câst
Mî konem cehd ki hod râ meger âncâ fikenem
 
Ma'şûk, mahbûb, dilber, sevgili nerede idiyse/hangi yerdeyse, hôşdilî (ya'ni şâdlık, şâdânlık, sürûr, sevinç) işte oradadır
Cehd edeyim de (büyük bir gayret sarf edeyim de, "bkz. cihâd"), kendimi oraya (sevgilinin bulunduğu mahal'le) atayım
 
 
 
 
از دل تنگ گنهکار برآرم آهی
کآتش اندر گنه آدم و حوا فکنم
 
Ez dil-i teng-i gonehkâr ber ârem âhî
K'âteş ender goneh-i Âdem u Havvâ fikenem
(Ki âteş ender, "ki âteşin içine", vezin için k'âteş yazılmış)
 
Özlem ve hasretle dolu daralmış ve günahkâr kalbimden bir âh (آه) edeyim de
Ateşin içine Âdem ile Havva'nın günâhını atayım
 
 
بگشا بند قبا ای مه خورشیدکلاه
تا چو زلفت سر سودازده در پا فکنم
 
Begûşâ bend-i kabâî meh-i hurşîd-kulâh
Tâ çu zolfet ser-i sevdâ-zede der pâ fikenem
 
Ey külâhı güneş olan ay! Elbisenin düğmelerini çöz de bu sevda çeken başımı zülfün gibi ayaklarına koyayım
 
 
حافظا تکیه بر ایام چو سهو است و خطا
من چرا عشرت امروز به فردا فکنم
 
Hâfızâ tekye ber eyyâm çu sehv est u hatâ
Men çerâ işret-i emrûz be ferdâ fikenem
 
 
A Hâfız, günlere (ömre) dayanmak mâdem ki yanlış ve hatâdır
Ben niçin bugünün zevkini yarına atayım (erteleyeyim)?