Çerez Ye Gez 2

Çerez Ye Gez 2
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazar, 13 Aralık 2020 08:02
FINDIK FISTIK AYÇİÇEĞİ
KIŞ GECELERİNİN EĞLENCESİ
altÇerez, geleneklerimize yerleşmiş, millî yiyecek kültürümüzde yer işgâl eder olmuş. Çerez çeşitleri her ân yenilebildiği gibi, daha çok kış gecelerinde aileler arasında televizyon izleme esnasında tüketiliyor. Misafir ağırlamada da bir çeşit yüz akı. Kahvesini, çayını ikram ettiğiniz misafire, bir müddet sonra çerez hazırlayıp sunuyorsunuz ve bu sizin misafirperverliğinizin derecesini artırıyor. Hepsi bir arada olmasa bile, birkaç çeşidi bir araya geldiğinde hem göze zenginlik veriyor, hem de yiyenlere zevk veriyor.
 
Çerezin bazı çeşitleri içki masalarını da meze olarak süslemektedir. Fındık, fıstık, badem, ceviz. Bunlar sade olarak yenildiği gibi, kavrulmuş ve tuzlu salamura olarak da içki masalarında yerini almaktadır. Kabak ve ayçiçeği çekirdeği ise insanların yürürken bile çıtlattıkları, bir tutku hâline dönüştürdükleri çokça tüketilen çerez türlerinin başında gelmektedir. Üstelik yaz mevsimi, kış mevsimi gibi bir bulunmazlıkları yok. Her aradığınızda elinizin altındaymışçasına ulaşabileceğiniz çerez türleridir kabak ve ayçiçeği çekirdeği. Yazın parklarda ve mesirelik yerlerinde gelişi güzel atılmış kabuklarını sıklıkla görüyorsunuzdur. (Kabukları yere atılmasa; etrafımız temiz kalsa, çevremiz güzel görünse...Tabiatın bağrında yabani hayvanların su içmesi için yapılan çeşmeye konulan kameradan çıkan görüntüleri izledim. Hayvanlar aleminde suyunu içen gidiyor, ne çevreye zarar veriyor ne de çöpünü bırakıyor. Bir de pınar başına pikniğe giden insanları düşünelim...)
 
Çerezdir, deyip geçmemek lâzım. Yani küçümsememek lâzım. Hepsi de ayrı ayrı olarak bin bir emekle yetiştiriliyorlar. Ve biz keyfimizi yetirmek için, onları alabilmek için, bütçemizden önemli miktarlarda para ayırıyoruz. Bu durum ayrıca bizim ülkemizde tarım ürünlerinde ne kadar zengin olduğumuzun da bir kanıtı. Anadolu’muzda yetişen bu ürünlerin her birinin eğlencelik çerez olarak tüketilmediğini artık biliyoruz. Çoğunun yağı çıkartılıyor, geniş alanda tüketime sunuluyor. Bazılarının yağı ilâç sanayinde oldukça değerli, bu yüzdendir ki bu bitkilerin perakende satışları pahalı.
 
Misal: Ceviz, badem, fındık, çam fıstığı en pahalı çerezlerden, çünkü bunlar aynı zamanda ilâç sanayinde kullanılıyor. Öyle her isteyenin pazardan gidip alacağı ve misafirine bolca ikram edeceği çerezlerden değiller yani. Onların içindeki maddeden ve yağlarından yapılan ilâçlar bile çok pahalı olduğundan, çerez olarak tüketilmeleri de biraz lükse kaçıyor.
 
Ülkemizde “kuruyemiş” de denilen çerezin tüketimi oldukça fazla ve bu kuruyemişlerin perakende satışını yapanlar da çoklukta. Kuruyemişçiliği asıl iş olarak yapanlar olduğu gibi, ikinci ve üçüncü iş olarak yapanlar da var. Tüketimi hayli geniş ve sınırsız olan bu ürünler, son birkaç yıldır büyük semtlerin meydanlarında el arabalarında, sokak aralarında ve önemli cadde köşelerinde satılır oldu.
 
AVRUPALIYI DA ÇEREZE ALIŞTIRMIŞIZ
Çerez satıcılarından bazılarından öğrendiğime göre (Bedava reklâm yaptırmasınlar diye isimlerini vermiyorum) Avrupalılara da biz Türkler çerezi öğretmiş ve sevdirmişiz. Gâvur bizi yakından tanımadan, yani henüz onlarla hemhâl olmadığımız tarihlerde, Avrupa’ya işçi olarak gitmişliğimizden önce başlamış bu tanıtma, öğretme ve sevdirme işi. Çekirdek çıtlamanın zevkinden habersiz ömür tükettiklerine yanıyormuş Avrupalı. Ne zamanki işçilerimiz yurt dışına dağıldılar ve beraberlerinde geleneklerimizi götürdüler, işte o zaman tüm Avrupa, Amerika, hatta Türklerin ulaşıp yaygınlaştığı bütün kıtalar Türk insanını olduğu kadar, yeme içme zevklerini de tanımış, öğrenmiş oldular. Beğendiklerine de hemen alışıp, bunları sahiplendiler. 
 
Onların iklimlerinde bizim Anadolu’muzda yetişen pek çok tarım ürünü yetiştirilemediği için, dolayısıyla üretemedikleri şeyin, tüketme şekillerini de bilmiyorlar. Ülkemizden yurt dışına her gün tırlar dolusu çerez ihraç edildiğini duyduğumda inanamadım. Hatta bizim yöreden bir firmanın Almanya’nın Weinheim kentinde ihracat bürosu varmış. Bizim ildeki merkezden tırlar dolusu çerez ve çeşitli gıda maddesi bu kentteki büro aracılığıyla Avrupa’nın dört bir yanına dağılıyormuş. Türk tarım ürünlerinin Avrupa pazarlarında yerini almış olması şüphesiz gurur verici. 
 
Düşünün Paris’in Şanzelize (Champs Elysees) Bulvarında bir Fransız, Anadolu’dan giden kavrulmuş kabak çekirdeği çıtlatıyor. Ya da İngiltere Hyde Park’ta ayçiçeği geveleyen bir İngiliz lordu, hatta Amerika’nın Times Meydanı’nda kuru üzüm yiyen bir Coni (Jhonny) amca. Ama tek fark onlar kabuklarını yere atmıyorlardır herhalde. 
 
Biz Türkler vakt-i zamanında atalarımızca medeniyetliğimizi de Avrupa’ya taşımışız, ancak onlara tamamen vermişiz, bir daha geri almayı unutmuşuz. Acaba, diyorum, bir gün çerezlerimiz de Anadoluluktan çıkıp Avrupa’nın sahiplenmesine dâhil olur mu? Biz sahiplenmeyi bırakmadıkça olmaz. Her şeyimizi dünya insanlarıyla paylaşalım, ama patentini elimizden kaptırmayarak. Afiyetle çerez yemeler.
 
Ayfer AYTAÇ