İbn-i Sina İspatlamış

İbn-i Sina İspatlamış
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 17 Aralık 2020 18:08

Müthiş Tespit. Tecrübeyle de sabittir. Kendimden biliyorum.

Stresli olduğum gün tansiyon yüksekliğinden adeta ölüyorum.

Oysa çok iyi biliyorum ki, kim için üzülürsen üzül,

üzülmeyecekler senin üzüldüğün için.

altGELMİŞ GEÇMİŞ EN ÜNLÜ TIP ADAMI BİR DENEY YAPMIŞ
HASTALIKLARININ KAYNAĞINI STRESE BAĞLAMIŞ. NASIL MI?
 
Yeryüzüne pek çok âlim zat gelmiş gitmiş. Onlardan en ünlüsü, eserlerinden en çok yararlınanı benim bildiğim İbn-i Sina'dır. Tıp adamı, astronom, yazar ve filozof İbn-i Sina, insanların sıklıkla hastalanma nedenlerini araştırmak için bir deney yapmış. Bunun için bir kafes yaptırmış. Sonra iki besili kuzuyu aynı kafese koymuş.
 
Kuzular aynı yaşta, aynı kiloda, aynı cinstir ve aynı yemlerle beslenmektedir. Yani bulundukları ortamda tüm şartları eşittir. Ancak, yan kafeste de bir kurt vardır. Kurdu sadece kuzulardan biri görebilmektedir.
 
Aylar sonra kurdu gören kuzu huysuz, huzursuz, pek asabi hale bürünür. Dahası zayıf ve çelimsiz duruma düşer, bir süre sonra da ölür.
 
Kurt, kuzuya hiç bir şey yapmamasına rağmen; kuzu yaşadığı yoğun korku ve stres yüzünden ölmüştür. Kurdu hiç görmeyen diğer kuzu ise beyni rahat, bedeni huzurlu olduğundan besili ve sağlıklı kilosunda sağlam durmaktadır.
 
Bu deneyde İbn-i Sina, zihinsel etkinin, sağlık ve bünye üzerinde olumlu ve olumsuz etkilerini bizzat deneyerek göstermiştir.
 
Gereksiz kaygı, korku, endişe ve stresin insan bedenine verdiği zararı başka hiç bir şey veremez. Kendi tecrübelerimdem de biliyorum. Stresli olduğum gün tansiyon yüksekliğinden adeta ölüyorum. İçinde bulunduğumuz zamanda stres olmadığımız gün yok ki, emin olun çarşıya giden ve gelmesi geçiken komşum için bile meraklanıp strese giriyorum. Acaba bir şey mi oldu, endişesinden komşum geri dönene kadar pencere önünden ayrılmıyorum. Hele bir de telefonla ulaşamadığın çocuğunu düşünüp durunca gel de kaygı yaşama! 
 
Ben de her şey için strese girip kaygılanıyorum canım. Televizyona haberleri izlemek için bakarken sunucunun daracık kıyafetine bozulur strese girerim. Sonra sunduğu haberdeki yalanı yakalar strese girerim. Nasıl aksi hal olayım? Bir misal: Korona dolayısıyla sokağa çıkma yasağı uygulanmış, lakin izin kağıdı olanlara büyük halk otobüsleri tahsis edilmiş. Hani büyük şehirlerde evin bir semtte, işin başka bir semtte olabiliyor ya, işte bu sebeplen izin kağıdı bulunan her bir kişi için, her semtte otobüsler çalışmış. 0n kadar polis yolu kesiyor, otobüsü durdururyor, otobüsün içine girip müşterinin izin kağıdı var mı, yok mu, kontrol ediyor. kameramanla muhabir kızda bunu "Göz açtırılmıyor" diyerekten haber yapmış. Ekranda belki böyle 7 otobüs durduruldu, hepsinde durum aynıydı. Duyarlı bir vatandaş olarak nasıl kızmam, bu arabalar su mu yakıyor ki, bir uçtan bir uca tek bir vatandaş için seferler yapıyor. Sonrasında bir de polislere kızıyorum. "Size de iş çıktı" falan diye söyleniyorum. Haylıyım ama bir otobüse iki polis yeter, ne o on görevli?  Yok ya, daha fazla; kamera geniş açı alınca yeniden saydım kafası sarılı iki de kız polis vardı toplamda 12-13 kadarlardı. Gençler işsisz kalmasın gibisine işe alınmışlar, sonrada bu memurlar yollarda izin kağıdı kontrolünde değerlendirilmişler. Stresim ayağa kalktı, kapatmasam ekranı, tansiyonum fırlayacaktı. İşte böyle ben duyduğum, gördüğüm tüm olumsuzluklara, yalanlara, yanlışlara sinirlenen bir kişiliğim...
 
Büyük üstaz çok doğru, müthiş tespitte bulunmuş. Hakikaten stres sağlığımızın bir numaralı düşmanı... Stresin yol açtığı öfke kontrolsüzlüğü de insana hayatının hatalarını yaptırabiliyor. Kalp çarpıntısıyla birlikte başlayan, baş edilmesi zor sağlık kayıpları başlıyor.
 
Stresten uzak kalmak günümüzde mümkün görünmesede dikkat etmeye gayret etmeliyiz. Demekle olmuyor tabii, kolay değil stresle başa çıkabilmek. Lakin ömrün tekrarı yok. Acısıyla, tatlısıyla bir hayat var elimizde. Bin şükür, sağlıkla aldığımız her nefese...
 
Hemen her sabah kendime diyorum ki, "hayat bir gün o da bugün. Kimse için değmez, takma kafana. Bugün bari kimseyi düşünmeden yaşa." 
Velâkin dediğim bir türlü olmuyor, bünyem kaygılanmaktan geri durmuyor.
 
Yine  ibn-i Sina der ki; "Şüphe, evham hastalıkların yarısıdır. İyimser olmak, olumlu düşünmek ilaçların yarısıdır. Sabır ise şifanın ilk adımıdır." Bir de bunların nasıl olacağını deseymiş, hele bu devirde.
 
Hayırlısı... Bu dünyaya gelişin olduğu gibi, gidişinde bir vesilesi olacak elbet. Stres denilen şey olmayaydı iyiydi ama ne yapalım. Beter durumlardan Allah korusun inşallah... 
 
Ben tansiyonum yükseldiğinde en çok acile gitmekten korkuyorum. Neden derseniz, dil altı ilacıyla düşmeyen tansiyonum için acilden ambulans çağrılıyor. Ambulans içinde iki genç kız görevli bulunuyor. Sağlık teknisyeni midir, nedir bu acemi kızlar iğne yeri açacağız diye kollarımı, elimin üstünü delik deşik ediyorlar. En çok ona yanıyorum. Neymiş doktorlar öyle istiyormuş. Kızım bir gün elinizde ölüp gideceğim o zaman doktorlarınız vebalimi almış olacaklar haberleri yok diyorum. Umursamıyorlar, dakikalarca canımın yanmışlığına hayıflanıp duruyorum... Yarım saat sonra bakıyorlar ki, betim benzim atmış, korkuya kapılıp arabayı hızlandırıyorlar. Doğru acilin kapısına hızla varıp, kapının önünde yine seni kendinle başbaşa bırakıyorlar. Öyle sedye, ya da tekerlekli araba getirip birileri içerden seni doktora götürmüyorlar. Kendin canını dişine takıp ambulanstan iniyorsun, kırmızı, sarı oda kapıdaki güvenlikçi nereye yönlendirirse o tarafa doğru yalpalayarak, duvarlara tutunarak ulaşmaya çalışıyorsun. Ambulansa bir yakının da bindirilmediğinden durum maalesef böyle... ha, yakının bir araçla, örneğin taksiyle senden önce hastaneye ulaşmışsa o yardımcı oluyor. Ulaşamamışsa, yani parası pulu, nazı geçecek komşusu, atı - arabası yoksa, haliniz bitik demedi demeyin. Başıma gelenden, deneyimimi yazıyorum.
 
Sahi evvel zamanlar da ambulans içinde ilk tıbbi müdahalemiz olurdu. Ambulans içinde bir doktor ve bir hemşire bulunurdu. Ağzımıza nefes, burnumuza oksijen verilir, nabzımız ölçülür, gerekirse iğnemiz yapılırdı. Hatta bir yakınımızda bizimle ambulansa alınırdı. Niye değişti ki sistem? Bilmiyorum, aman düşüneceyim diyerekten yine strese girip öleceğim erken erken... Allah muhafaza etsin, inşallah. Türkiye'de işler bu şekil işler işte. Allah doktorların eline düşürmesin, kendi korusun garip kulunu inşallah! Elbette dikkat bizden, takdir Cenâb-ı Hak''tan...
 
Bu korona salgını günlerinde bilgi kirliliğinden, gereksiz kaygı, endişe, panik ve stresten uzak durarak kendinize ve sevdiklerinize iyi bakın, birbirinize iyilik yapın. Her canlıya sağlıklı günler...
 
Ayfer AYTAÇ