Gelinen Nokta

 

 
İnsanlık nâmına, belki menfaatine, belki fâidesine ve belki de aleyhine yönelik teknoloji çok ilerledi. Âdeta istikbâl yolculuğu nihâyet buldu; daha da teknoloji ile alâkalı hâdiselerin vukû bulacağı zannedilmiyor. 
Yeni âşina olduğum bir husus olan tekno-nano ilişkisi, epeyce etrâfımızı (etrâflıca) sarmış… Yakın zamanda “Nano” teknolojisinin kısa film tanıtımını izledim. Hayretimi ifâde etmekten ziyâde, ziyâdesiyle hayran kaldığımı belirtmek isterim. Tabi ki doğru alanda, doğru şekilde kullanılması kaydıyla… Zîrâ bu nîmet bazı ürünlerde fâide sağlarken; niyeti habîs olan insanların elinde, yine insanlara yönelmiş zehirli bir ok olabilir; tam hedefini vuran…
İzlediğim tanıtım filminde örneklemişler…  Meselâ; nano ile üretilen ayakkabıyla sele, çamura giriyorlar, çıkarken ayakkabıları olduğundan tertemiz... Evin en sık temizlenen ve yine de bazen hiç temizlenmemiş gibi görünen banyo, lavabo gibi alanlar ne pisliği dökersen dök, bir su gezdirmeyle pırıl pırıl, ışıl ışıl… 
Daha farklı sahalarda da kullanılan bu teknoloji, Cenâb-ı Allah’ın nasip ettiği bir nîmet şuûru taşınarak kullanılırsa, ne âlâ… Yok, şâyet insanı, insanlığı bitirmek uğruna bulunmuşsa bu teknoloji , emeğe değmez. Meşguliyet külfete döner. Günâh biriktirmekten başka, kişide ağırlık olmaz. 
İnsanın veya başka canlıların varlığı bir gün nasılsa bitecek… Cenâb-ı Allah’ımızın emri bu! Âmennâ ve Saddaknâ!  İnsanlığa, insanî vasıflara gelirsek; o çoğu yerde çoktan varlığını kaybetmiş üzere…  Onun düzelmesine ne nano teknolojisi yeter, ne atmosfer ferleri... “Ene” teknolojisi çoktan girmiş devreye; samanın altından suyu yürütenler gibi, gizliden zehrini sokuşturmuş kanlara, karıştırmış kaçmış. Hattâ kaçmamış; belki en yakınlarımızda, dost bildiklerimizin dilleri altında, yeni fesatlıklar kolluyordur. Onların kodlamasını yapanlarsa, genellikle felsefeciler/çok bilmiş geçinen cühelâ takımı oluyor. Bu felsefî düşüncelerin ürünleri pek ünlü- ünlemli olmuyor; onlar daha çok soru işâretleri atıyorlar ve attıkları kafalarda takılı kalıyor. İşte o takılılar, insanlığa tâdilâtı çetin darbeler vuruyor. 
Hülâsa-i kelâm; insanlar dünyayı yeni yeni keşfediyor… Dünyanın altında-üstünde, arzında-semâsında, denizinde-toprağında Yüce Allah’ın (C.C.) sonsuz sanâtını, O’nun (C.C.) bildirdiği kadarıyla yeni yeni farkına varıyorlar. Yüce Allah’ın ilmini anca öğrenme gayretine girmişler. Bilinmeyen nîmetleri bulup, nasiplenmeyi öğrenmişler. 
Devamını oku...

Gelinen Nokta
Volkan İLERİ tarafından yazıldı.   
Salı, 20 Mart 2012 00:00

altNasrettin hoca bir sabah evinin bahçesindeki gülleri budamaktaymış. Heybetli bir adam karşısına dikilip, hocaya ne iş yaptığını sormuş. Hocamız başını yaptığı işten kaldırmadan:

“Görmüyor musun ne yaptığımı, gül budamaktayım” demiş. Heybetli adam bu sözü gayri ciddi bulmuş, hocayı terslemiş:

“Be adam sen kimsin de benim yüzüme bakmadan saygısızca konuşuyorsun? “diye sormuş. Sevgili hocamız oldukça sakin cevap vermiş:

“Ben Allah’ın bir garip kuluyum, ondan gayrısı hiçim. Ya sen kimsin?

Şatafatlı adam:

“Ben filanca ilde kadıyım” demiş. Bakmış hocamız yine istifini bozmuyor, adam gürlemiş:

“Bire cahil ben sana kadıyım dedim, sen oralı olmadın!” Hocamız:

“Kadılıktan başka nesin?” diye bu defa kendi bir soru yöneltmiş. Heybetli adam,  soruyu tam olarak anlamamış. Lakin cevapsızda bırakmamış.

“Sonrasında sadrazam olma ihtimalim yüksek” demiş. Nasrettin Hoca: “Sadrazamlıktan öte nesin? Deyince adam:

“Ondan sonrası ne olsun be adam, sonrası hiçtir, kalkıp da padişah olacak halimiz yok hani?”

Nasrettin Hocamız:

 “Tamam, işte bende onu sormaktaydım. Yani en sonunda yine bir hiç olacaksın. Bir hiçken bu mevkilere ulaşmışsın, sonrasında yine bir hiç olarak geldiğin noktaya dönmüş olacaksın. Ben şimdiden bir hiçim anladın mı? Sadece Allah kuluyum” demiş… Bu sözler üzerine heybetli adam başı önünde olarak düşünerekten gitmiş…

Bu sabah televizyon haberlerinde bir görüntü bana sevgili Nasrettin Hocamızı hatırlattı. Haberlerde; eskide kalmış İngiltere’nin, bir zamanlar başbakanlığını yapmış bir hanımdan bahsediliyor. Kadın şimdi 86 yaşındaymış ve başbakanlık yaptığı günleri hatırlamıyormuş. Hatta dünkü yediği yemeğin ne olduğunu hatırlamıyormuş. Kendisini tarih yaprakları şu sözlerle kayda almışlar.

Margaret Hilda Thatcher (d. 13 Ekim 1925; Grantham, Lincolnshire), İngiliz siyasetçi, eski başbakan. Yakın tarihte İngiltere'yi en çok etkileyen kişilerden oldu. Hem büyük destek gördü, hem de ciddi bir muhalefetle karşılaştı.

Thatcher 1975-1990 arasında Muhafazakâr Parti başkanlığı, 1979-1990 arasında da başbakanlık yaptı. Genel siyasi çizgisi liberal-muhafazakâr doğrultudaydı. 1980'li yıllarda batılı ülkelerinde devletin iktisadi yatırımlardan çekilmesi, serbest pazar ekonomisinin desteklenmesi ve işçi haklarının törpülenmesi ile kendisini gösteren neoliberal siyasetin İngiltere'deki uygulayıcısı oldu. Ortaya koyduğu politikalarla İngiltere'yi değiştirmekle kalmadı, siyaset alanını kendisinden sonra iktidara gelen muhaliflerinin politikalarını dahi etkileyecek şekilde dönüştürdü.

Ülkesi içinde sol muhalefetle, uluslararası alanda ise Soğuk Savaş kapsamında Doğu Bloğu ülkeleriyle mücadele yürüttü. O dönem için radikal sayılabilecek sağ politikaları taviz vermeden uygulaması nedeniyle kendisine takılan Demir Leydi lakabını severek benimsedi.”

Bu bahsedilenler öncesi kimdir, nasıl bu aşamaları kaydetmiştir anlatılmıyor. Yani geldiği nokta hiç kapsamı altında, şimdi de o alana girmiş işte… Yaş itibariyle de nihayete eriş noktasına yaklaşmış…

 

 
 

Turkish Arabic English
Ayfer AYTAÇ
Ayfer AYTAÇ
Târık İLERİ
Târık İLERİ
Aytaç İLERİ
Aytaç İLERİ
Volkan İLERİ
Volkan İLERİ
Furkan İLERİ
Furkan İLERİ