Kapı Dağı Efsanesi

Kapı Dağı Efsanesi
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazar, 17 Ocak 2021 00:22
 
 
alt
HEYBETLİ DAĞIN GÖLGESİNDE APTAL BESLEYENLER
 
Allah'ın yarattığı görkemli güzelliklerden biri olan dağların en namlılarından biri de Akdeniz yöresindeki Kapı Dağı'dır. Isparta'nın tarihi ilçesi Uluborlu'nun sınırları içinde bulunan bu dağ gölgesiyle ünlüdür. İlçenin üzerine yayılan dağın gölgesi, yaz aylarında bile insanın içini ürperten üşütücü bir serinlik verir. Uluborlu halkının bu dağın gölgesinden kurtulmak için geçmiş vakitlerde türlü uğraşlar verdiği rivayet edilir.
 
Uluborlu; misafirperver güleryüzlü insanların, yağlı güreş tutan pehlivanların yöresi. Ah bir gidip görülesi, bir durup dinlenilesi mekân. Yemyeşil kiraz bahçeleri ve kıpkırmızı yenilesi kirazları da bol olan Uluborlu yöresi için Aptal besleyenler denir. 
 
Uluborlu ilçesinin tarihini, coğrafyasını hayli anlatmışlığım olmuştur. Buradan Uluborlu'da doğup büyüyenlere neden 'Aptal Besleyenler'  denmiştir. Bu nedeni ve Kapı Dağı'nın hikâyesini anlatacağım. Daha önceleri çok yerde yazdım, bir de Milliyet Blog okurlarıma hikâyeden bahsetmek istedim. Umarım okurken tebessüm edersiniz.
 
Uluborlu, Uluborlu olalıdan beri; sözüm ona hemen yanlarında bulunan heybetiyle ünlü Kapı Dağı'ndan dolayı, güneşi hiç görememekten muzdariplermiş. Bu hal o kadar çok canlarına tak etmiş ki, birbirlerini gördükleri her yerde dağdan başka bir şey konuşmaz olmuşlar. "Şu, sıcağımıza kapı olmuş dağ bir kalksa da, bizimde yüzümüz güneşi görse, ürünlerimiz güneş alıp serpilse" der dururlarmış. Bu lafları o kadar sık söyler olmuşlar ki, duyan duymayana iletmiş, sonunda memleketin dört bir yanını Uluborluluların bu ısdırabı inletmiş.
 
Bir gün bu sözleri duyan bir çingene gelmiş ilçeye, bakmış halk dağı kaldırtmak için ne mümkünse yapacak. Dalmış Uluborluların arasına, sıska bedenine bakmadan kasıntıyla konuşmaya başlamış: 
-"Ey yöre halkı ben bu dağı kolayca kaldırırım" demiş.
 
İlçe halkı telaşlanmış ve dahi umutlanmış, ama çingene cılız adammış, bunu nasıl yapabilirmiş? Çingene halkın merakını gidermek için, hiç düşünmeden: "Aklımla" deyivermiş. Uluborlu halkı, "biz de düşün düşün akıl kalmadı. Belki bunun aklı farklı yöntem üretir" diyerek çingeneyi ciddiye almışlar. Çingene, kendisine meraklı gözlerle bakan ahaliye ilk evvela bir şartı olduğunu söylemiş:
-"Gördüğünüz gibi pek ünemiş (gelişmiş)biri değilim. 40 gün, 40 gece beni iyice bir beslemeniz gerekiyor. Benim fikrim beslendikçe çağlar, sonrasında bedenim dağlar yıkar" demiş. Ahalinin aklına girmek için konuşmasına aralıksız devam etmiş:
-"40 gün beni semirtin, 40 günün sonunda beynim de, bedenimde güçlenmiş olaraktan ben bu dağı bir çırpıda sırtlanır götürürüm. Siz de güneşe kavuşursunuz, altında bir güzel mayışırsınız."
 
Uluborlu ahalisi ilk gördüklerinde aptal diye küçümsedikleri bu çingenenin ermiş bir zat, çok muhterem bir abdal olabileceğini düşünmüşler. "Yapar mı yapar" diyerekten, teklifi hemen hepsi kabul etmişler. 
O gün ve sonrası, her bir Uluborlulu tam kırk gün evlerinden sinilerle taşıdıkları en iyi yiyecekleri kendileri yememişler çingeneye yedirmişler. Bal, börek, kaymak, çörek, badem, ceviz, kimde ne varsa hiç esirgememişler. Çingenenin önüne her bir vakit sofralar düzmüşler. 40 gün boyunca çingeneyi ziyadesiyle beslemişler.
 
40 günün sonunda çingene meydanlık yere gelmiş. Uluborlu'nun insanlarını başına toplamış ve onlara demiş ki:
-"Hadin sağolun beni bi güzelce beslediniz, şinci sıra benim ne yapceme geldi. Hepiniz el birliği edin, belime kalın bir ip bağlayın. Sonra ben dağın öteki tarafına geçip dağı çekecem" demiş. 
Hemen çingenenin dediğini yapan Uluborlulular çok sevinmektelermiş. "Oh sonunda dağ çekilecekte biz de güneşi görcez gari" deyip durarak, çingenenin her dediğini yapmışlar. Sonra da heyecanla beklemeye başlamışlar.
 
Çingene, belindeki halatla dağın öte yanına geçmesiyle ortadan kaybolmuş. Aradan uzun süre geçmesine rağmen dağın çekilmediğini gören ilçe halkı,telaşla dağın ardına geçip baktıklarında bir de ne görsünler? Kalın ip orada kümeleşmiş halde duruyor, ama çingene yok. Belindeki ipi çözen çingene kaçıp kayıplara karışmış. O günden sonra, bu olayı duyan başka yerliler Uluborlulular için "Aptal besleyenler" demekte yarışmış. (Bizim yörede çingene, geçmişte hor görme mahiyette 'Aptal' diye adlandırılırdı.) 
 
Uzun bir zaman Uluborlu insanları çingenenin oyununa gelmekten utanç duymuşlar. Zamanla bu utançları kurtulmuşlar, Kapı Dağı'nın gölgesinde yaşamaktan mutlu olmuşlar. Ama yine de Uluborlulular için, Akdeniz Bölgesinde "Aptal besleyenler" denilmekten geri kalınmamış. 
 
Günümüzde ilçede yaşayanlar bu anlatılanlara gülümsemekle yetiniyorlar. Ve kapı Dağı'nın gölgesinde yetiştirilen dünyaca ünlü kirazların geliriyle refah yaşıyorlar. İyi niyetlerini ve konukseverliklerini eskisi gibi elden bırakmadan, sofraları her gelene açık olarak, cömertlik içinde hayatlarını sürdürüyorlar.
 
Ayfer AYTAÇ
ayferaytac.com (a ait bu sitedeki tüm yazılanlar biline, demedi denilmeye...)