Şimdi Kaz Zamanıdır

Şimdi Kaz Zamanıdır
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 21 Ocak 2021 11:59
Bugün;
21. Yüzyılın,
21. Yılının,
21. Günü...
Hatta 21. Saati, 21. Dakikası, 21.
Saniyesinde 21 satırlık yazı yazabilirim...
 
altEN SEMİRMİŞ KAZLAR, EN LEZZETLİ KAZLAR VE DE EN GÜZEL KIZLAR KARS'DA...
 
Havalar soğuduğu ve  kar yağdığı zaman, kışın ayazını kaz yediği zaman, kazın döşü kara değdiği zaman kaz yemenin zamanıdır. En lezzetli kaz etleri de Doğu Anadolu'da bulunan Kars ilinde ve yöresinde olur. Kuşlargiller familyasından olan kaz etinin tadmak ve tadı damağında kalsın isteyenler, Kars taraflarına gidecekler. O bölgede Kars'ın soğuğundan nasiplendirilen çok güzel yerli kazlar yetişiyor. Uzaktan gelme misafirseniz Kars'ın soğuğundan yanakları al al olmuş güzel kadınları, kızları size kendi elleriyle bir kaz ziyafeti çekiyorlar ki, of aman, nefaseti pek yaman...
 
İmkanı olanlar, gidin de bir tadın dünya da ne lezzetler varmış. Ziyafetin alası neymiş, görün anlayın. Kaz yemenin şimdi tam zamanı, bu fırsatı kaçırmayın...
 
Anam anam anam o ne lezzet öyle?.. Hadi isteyenler, "Kars'tan kaz getirtebilirim" diyenler. Evde de yapın, kazdan yapılma yemekleri... Ama Karslıların tarifince...
Kaynamış kaz etinin suyuna bulgur salın pişirin. Demlenmeye, dinlenmeye bıraktığınız bulgur pilavının üzerine kaz etini didin, döşeyin. Sonra yine kaz etinin suyunda ıslatılmış tırnak pidelerin üzerine kaz eti sıralayın, soğutmadan yiyin. Kaz tiridi yapın. Yetmedi, tereyağında un kavrulup yapılan o yörenin meşhur çorbası hörre pişirin,  nohutlu, etli, yoğurtlu ve yarma ile yapılan toyga çorbasına da didilmiş kaz etleri katın, kaynatın. Bu lezzetleri varın sizde tadın... 
 
Çoluk çocuğunuza protein değeri yüksek kaz yumurtası  yedirin her sabah; kanlansın, canlansın, güçlensin. Kaz tüylerinden yastık, yorgan yaptırın boynunuz, beliniz tutulmasın. Kemikleriniz sımsıcaklık içinde mayışsın, ağrı sızı neydi, unutsun... Hayvanları Rabbimiz insanlığa hizmet için yarartmış. Eti yenileni yemek, kürkü giyileni giymek haram değildir.
 
Günümüzde bazı yerlerde kazı tepsiye koyup, hindiye yapılan muamele gibi iyice kızartıyorlar. Bu yöntem hem kazı fırında kurutuyor, hem de soğukta semirmiş bedenini küçültüyor. Serçe kadar kalan kuru etten lezzet alınmıyor. En güzeli uzun süre tencerenin içinde kaynatıp, haşlayıp, bulgur aşının üzerine didiklemek... Tandır yöntemiyle de pişirebilirsiniz, o da güzel oluyor. Çukura ateş yakıp, tele takdığınız kazı içine salıyorsunuz. Deneyin bir bakın...
 
Kazın bol olduğu Kars bölgesinde bulunan bazı yerleşim yerlerinde, kazın kafasını da pilavın üstüne dikerlermiş. Hatta kazın kafasıyla, pergel gibi, her adımda perde gibi açılan ayaklarını bile yiyenler varmış. Tıpkı bizim şehrin Eğirdir ilçesinde balığın kıçı- başı, gözü, beyni neresi varsa her bir yanının yendiği gibi... Allah'ın verdiği hiç bir nimetin zerresi telef edilmiyor yani, kadir kıymet bilenlerce, yahut vakti zamanında yokluk yüzü görenlerce... Velhasıl Kars ve yöresinde de kazın yağı eritilip ayrı saklanıyor, bilhassa bakliyat türü yemeklerde kullanılıyor. Kazın ciğeri, yüreği ayrı şekilde yemek olarak hazırlanıyor. Yapılışı aynı çift tırnaklı hayvanların yani dana, kuzu gibi ağıl hayvanların ciğerlerinin pişirilişi gibi, şöyle ki: İlk evvela kazın kendi yağından tavaya bir miktar koyuyorsunuz, sonra kaz ciğerlerini una bulayıp tavaya atıyorsunuz, bir güzel çevirerek pişiriyorsunuz. Arzu edenler içine soğan, biber, domates koyabilir, hepsini birlikte soteleyebilir. üzerine baharat eklemesi de tamamen tercih meselesi...
 
Kaz etinin her bir bölümüyle pek çok misafirinizi ağırlayabilirsiniz, sonrasında emeğinizin karşılığı size bol gülümsemeyle, çokca teşekkür olarak geri dönecektir. İnanmıyorsanız yolunuz düşerse bir uğrayın, Kars ilinin insanlarının alakasını ve misafirperverliklerini yakından görün. Orada yetişen kazların lezzetiyle tanışın, bir daha gidip yemek isteyeceksinizdir, buna inanın... 
 
 1972 Senesinin kış aylarının birinde Merzifon'da yaşayan dayımın götürmesiyle Alaca'ya gitmişliğim oldu. Orada kalabalığın katılımda bulunduğu büyük bir sofrada bir öğün kaz eti yemiştim. Konuk olduğumuz evde pişirilen kaz etini sofradaki büyükler çok beğenmişlerdi. "Kaz eti kız eti" deyip durmuşlardı. O sene ben henüz onlu yaşlardaydım. Ergen bile sayılmazdım. "Kız eti kaz eti" lafından alınıp sofradan kalkmıştım. Bu sebepten dolayı bir iki lokmanın dışında, bir daha kaz eti girmemişti ağzıma; zaten lezzetini tam alamamıştım. Sonrasında bir kaç yerde daha kaz eti ziyafetine denk geldim. "Ben kaz etini sevmem" diyerek yememiştim. 
 
Kış aylarından birinde yolum Kars şehrine düştüğünde, yönüm kaz yetiştiricilerini bulduğunda hakiki kaz etini, karların arasında lezzetini tatmış oldum.  Sonrasında anladım ki, çocukluğumdaki büyükler: " Kaz eti, kız eti" demekle, kar soğuğunda donmamak için durmadan ev işlerinde çalışan genç kızların hareketli oluşları sebebiyle, etleri sıkıdır ve her dem tazedir, demek istemişler. Yani sıcak ortamlarda oturup kalan insanlar gibi, kasları gevşek, kanları ağır akan, etleri gevşemiş, pörsümüş değillerdir. Kazlarda gün boyu kızlar gibi oradan oraya koşup dururlarmış, döşleri bu koşuşturmada kara değdiğinden soğuktan etleri kanla canla dolu oluyormuş. Tıpkı Rus insanının Akdeniz ülkeleri insanlarına nazaran daha sağlıklı göründükleri gibi...
 
Bizim Akdeniz, Ege yöresinde kaz bilinmez çok; tavukçu, balıkçıdır oralar. Hindi etinin lezzetini bile yeni yeni tanıyorlar. Her yörenin lezzetini tanımakta, tatmakta yarar var. İnsanların kaynaşması içinde bunun önemli olduğunu düşünüyorum. Ve yemeyenleriniz varsa, imkan bulduğunda mutlaka bir öğünde olsa kaz eti yesin diye tavsiye ediyorum. Afiyet dileklerimle...
 
Ayfer AYTAÇ