Doğruya Doğru

Doğruya Doğru
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazar, 31 Ocak 2021 10:34

alt

YOKSULLUĞUN SEBEBİ YOKLUK DEĞİL, PAYLAŞMAYI UNUTAN İNSANLIK.
Bizi yoran şartların ağırlığı değil, insanların halden anlamayan sağırlığıdır.
Bizi üzen hayatın kendisi değil, insanların değişmeyen önyargılarıdır.
 
İnsanlar menfaat dostluğu kurar olmuşlar, Kimse kimsenin hatırını içtenlikle sormuyor, hiç kimse kimseye babasının hayrına selam vermiyor. Günümüzde çoğu kimseler elinde olanı paylaşmayı bilmiyor. Yoksulun hali nedir, yoksul neden yoksundur, umarsanmaz olmuş. "Daha fazlası benim olsun, bende olan onda olmasın" hırsıyla donatılmış niceleri; günahı, sevabı anlamıyor. Anlamsızca bir önyargıya bürünmüş, herkesin aleyhinde hüküm yürütmüş. Böyle insanlar ne yazık ki çevremizde gün geçtikçe eksilmiyor, hızla artıyor.
 
Bizim apartmanın alt katına dört kişilik bir aile taşındı. İki çocuklu orta yaşlı bir karı kocalardı. Ben hariç diğer apartman sakinleri bunları her gördüklerinde evlerine davet ediyorlardı. Aslında yeni gelen komşuya önceki sakinler "hoşgeldiniz" ziyaretine gitmeliydi. Lakin bizim apartmanda oturanların her birinin evde yaptığı bir işleri vardı. Kimi giyim kuşam satışı yapıyor, kimi kozmetik ürünleri temsilciliği yaptığını söylüyor, bir komşu da evinde dersane işletiyor. Daha öncesinde yine Milliyet Blog'da, 'Komşu Komşum mudur' başlığı altında komşularımın evde yürüttükleri mesleklerini yazmıştım. Hatta o gün bugün komşularım benimle konuşmaz oldular. Rastladığımda verdiğim selamı bile almaz oldular. Hadi ben neyse de yeni gelen komşuyu da müşteri belleyip musallatta bulundular. Kimi giysi satmak istedi, kimi çocuklara ücretli ders vermek, kimi de evin annesine makyaj malzemesi satmak... umduklarını bulamamış olacaklar ki, yeni komşu hakkında dedi kodular katlar arasında yayılır oldu. 
 
Adam hakkında deniliyordu ki:" At hırsızı gibi biri, aman duralım her gördüğümüzde geri." 
Kadın için de: "Gülmez solumaz bir surat, aman uzak dursun bizden o sıfat."
 
Yeni gelen komşular bir ay kadar kaldılar evlerinde, sonra taşındı gittiler. Bir ara pazarda gördüm kendilerini, selam verip sordum: "Geldiğinizle gittiğiniz bir oldu gibi, neden?" 
Kadın da, kocası da ikisi birden birbirlerini onaylarcasına şunları söylediler:
"Biz yoksul bir aileyiz. O apartmanın alt katını bir hayırsever kiralayıp bizi hayrına oturtmuştu. Ne var ki üst kattakiler apartmana taşındık diye, bizi varlıklı bellediler her halde, bizden sürekli kendilerinden bir şeyler almamız için beklentiye girdiler. Diyemedik asıl halimizi, onlarda anlamadılar durumumuzu, sonra konuşmaz oldular bizle... hatta gördükleri yerde küçümser tavırlar aldılar. Apartman bizim neyimize deyip, bize uygun bir yere taşındık."
 
"Hayırlısı olsun."dedim. Sonra da önyargılı insanlara, paylaşmayı bilmeyen, hal-hatır sormayı unutan insanlara birazcık sitem ettim. Sonra da bir kıssa geldi aklıma, paylaşmayı uygun buldum...elimizde olanı, yahut dilimize yük olmayacak  gönül okşayıcı güzel sözleri de paylaşmamız arzusuyla...
 
 ÖNYARGILI OlMAYALIM
 
Köyün birinde yaşlı bir ressam vardı.
Olağanüstü güzel resimler yapıp iyi fiyata satardı.
Bir gün köyden bir fakir gelip dedi ki:
Yahu senin durumun iyi.
Neden kimseye yardım yapmıyorsun?
Bak fırıncı fakirlere ara ara bedava ekmek veriyor.
Kasap bazen bedava et veriyor.
Sen neden hiç yardım etmiyorsun?
Ressam tebessüm etti ama birşey demedi.
Bu fakir bütün köyde sabah akşam ressamın aleyhinde propaganda yapıyor ve ressamı kötülüyordu.
Bir gün ressam hasta oldu
Kimse de onun yanına gelmedi ve sonunda ressam öldü.
Aradan bir kaç gün geçti
Artık ne fırıncı ekmek verdi fakirlere ne de kasap et verdi.
Sordular neden fakirlerin hakkını kestiniz?
Dediler ki her ay başı o merhum ressam bize para verip fakirlere ekmek ve et vermemizi söylerdi.
O ölünce para veren kalmadı o yüzden.
 
Önyargı kötü bir huy, fitneye sebep olabiliyor. İnsana insanlığını unutturabiliyor. Bu önyargılar neticesinde insanların bazıları bizi kötü bilir, kimileri ise sudan daha temiz ve berrak. Ne kötü diyenler bize zarar verir, ne de iyi diyenlerin bir yararı olmaz. Önemli olan bizim gerçek ve hakiki durumumuzdur. Onu da bir tek Allah bilir.
 
Biz her vakit hiç kimseye karşı önyargılı olmayalım. Aklımızı kötüye yormayalım. Dilimize çirkin söz söyletmeyelim. Eğer çevremizdekilerin gerçek halini bilsek, başka türlü davranırız. Daha çok kalp kazanırız, daha fazla insanlık etmiş olarak Allah rızasına ulaşırız. İnşallah hep iyilik yayanlardan oluruz.
 
Ayfer AYTAÇ