Hangi Doktora İnanayım

Hangi Doktora İnanayım
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Salı, 02 Şubat 2021 13:17
 
altBakın ne oldu? Geçtiğimiz hafta sonu pandemiden dolayı dışarıya yasaklıyken, evimde kapalı kapılar ardında film izlemekteydim. Birden nabız atışım arttı. Gözlerim karardı. Öldüm dirildim gibi oldum. Bu süreçte evde bana bakan bir yakınım, tedavisi altında bulunduğum bir özel hastaneyi acilen aramış ve ambulans istemiş. "Veremeyiz, kendi imkanınızla gelin" demişler. 
 
"Kendi imkanım o an yoksa ölüme mi terk edeceksin beni be adam? Her ay, kontrole her gidişimde; 'şu test, bu test' deyip kanımı üstüne para ekleyip size bırakıyorum. 300-400 liradan aşağı sizden kurtulamıyorum. Bir ambulansı bana çok görüyorsunuz. Peki öyle olsun."
 
Yakınım; endişelenmiş hallerde vakit kaybetmeden şehrimizin tam donanımlı, görkemli şehir hastanesini arayıp ambulans talebinde bulunuyor. 10 dakika sonra ambulans kapıya gelmiş oluyor. Ne var ki içinde acemi sağlıkçılar, nabız mabız ölçümü yapmadan iğne deliği açacağız diye her iki kolumu da delik deşik ediyorlar. "Kızım benim kolumdan damarım bulunmuyor, başka sağlıkçılar elimin üzerinden kanımı alıyorlar" diye uyarılarım işe yaramıyor. "Biz biliriz, bizim işimizi bize sen mi öğreteceksin" havasındalar. 
 
Vakit kaybı oluyor, benim gözlerimin karası kayıyor. Görünüşleriyle çocuk sayılabilecek gençlikteki sağlık teknisyeni iki kız, endişeleniyor. İgne deliği açmaktan vazgeçip, şoförü uyarıyorlar. "Hadi çabuk gazla, hasta ölüyor!"
 
Yarı baygın halde de olsam kulaklarım bunu duyuyor. Yakınım ambulansın dışında, onu yanıma almıyorlar. Pandemi dönemi yasakmış. O an umurumda olan yolun sonuna yuvarlanıyor olmak. Gerçekten ölümün eşiğine gelmek beni korkutuyor. Karanlık bir dehlize girip çıkıyorum sanki; korkum koronadan öldü sanılmak...
 
Gözümü açtığımda kocaman, muhteşem şehir hastanemizin kırmızı alan denilen yerindeyiz. Başımda yeşil kıyafetli iki adam var. Koluma yine iğne deliği açmakla meşguller. Nasıl olduysa kendime gelmişim çok şükür. Bu seferki sağlıkçılar kolumla oyalanmayı bırakıp elimin üzerinden damara girip serum taktılar. Sonra beni sarı alana aldılar. Burada genç ve güzel nöbetçi doktor hanım benimle ve diğer acil gelen hastalarla çok güzel ilgileniyor. Doktorun talimatıyla orama burama elektronik cihazlar takıldı. Bu vaziyette temiz bir sedye üzerine yatırıldım. Yakınımda yanımda bekler olarak nöbetçi hanım doktor, tam sekiz saat beni gözlem altında tuttu. 
 
Gece boyunca acile gelen giden eksik olmuyordu. Özellikle yaşlılar kronik rahatsızlıklarının artmasıyla hastaneliktiler. Öyle her geleni korona belleyip, yoğun bakıma kaldırmıyorlardı. Ben mesela en çok bundan dolayı hastaneye gitmekten korkar olmuştum. Hastanede tedbirler maske, mesafe şeklindeydi. Doktor hanım hastaların her biriyle çok yakından ilgilendi. Hiç bir an yüksünmedi. Oflayıp, puflamadı. Güler yüzü, sıfatından ayrı düşmedi. Her doktor böyle olsa, ne iyi olurdu. Doktor hanım yalnız benden değil, her baktığı hastadan hayır duası alıyordu.
 
Sabaha karşı beni taburcu ederken, "kalp krizi geçirmenizden korkup bu kadar saat sizi burda tuttum. Ama çok şükür iyisiniz. Yine de bir kalp doktorunuza görününüz"dedi. Teşekkür edip taksiyle evime geldim. 
 
Gerçekten de iyi hissediyordum kendimi, sabah gün agarınca şehir hastanesinin kalp uzmanlarının birinden randevu alıp muayeneye gittim. Yine bir hanım doktordu. Akşamdan olanları, geceyi acilde geçirişimi anlattım kendisine; öncesinden özel hastane doktorlarının verdiği  ve sürekli kullanıyor olduğum ilaçlarımı gösterdim. Lakin doktor hanım hiç muayene etme gereği bile duymadan. "Sen panik atak geçirmişsin" dedi. Teşhişini maskeli yüzüme bakarak nasıl koyabilmişti. Uzmanlığına hayran kaldım. Sanırım ismime göre önündeki bilgisayar bilgilerine bakarak konuşmuştu. Sonra gösterdiğim ilaçları şöyle göz ucuyla süzdü: " Kan sulandırıcıyı, kolestrol ilacını kim başlattı sana? Gerek yok böyle bunları erkenden kullanmaya, kolestrol habını kes, kan sulandırıcıyı da gün aşırı falan kullan. Kalp ve tansiyon ilaçlarına devam et. Bolca yürüyüş yap, yürüyüş yaparsan kolestrol haplarına gerek kalmaz" diye de eklemede
bulundu.
"Aman ne güzel hastane, ne iyi doktorlar var burda" diyerek hastaneden ayrıldım. Evime geri götüren taksiciye hastaneyi övdüm, her yerde övmesini rica ettim. Çok ilaçsız hayat oh ne rahat, artık az ilaç kullanacaktım. Yürüyüş yaparsam hepten ilaçlardan arınabilirdim. Böylece ilaç sektörünün kölesi olmaktan kurtulmuş olurdum. İyi ama nerde yürüyeceğim? Evde spor aleti kullanamıyorum. Sokağa da çıkmamız kısıtlı ve yürüyüş alanım yok, cadde üzerindeyiz. Neyse onları sonra düşünürüz. Demek ki, çok ilaç kullanacak kadar hasta değilim. Pek sevinçliyim. Çok şükür Rabbime... Sevincim kursağımda kaldı. 
 
Eve gelince yakınım dedi ki: "İyi güzel de gene de sen kendi doktoruna bir görün."
"Görünmek istemiyorum. Bir dolu paramı alıyorlar, üstelik acil hallerde ambulans gönderimi de yapmıyorlar."
"Kendi imkanlarımızla gideriz ne yapalım. Para senden kıymetli değil ya" diyen yakınım bir taksi çağırıp beni özel hastaneye ulaştırdı. 
 
40 lira vermiştik taksiye, bu daha harcanacak paraların başlangıcıydı. Kayıt numarası veren kızın önüne geldik, bir hoşgeldiniz değişine 150 lira verdik. Doktorun yanına muayeneye girdiğimde ona da başıma gelenleri ve şehir hastanesindeki doktorun dediklerini anlattım. Oğlum yaşındaki doktor kızdı bana, niye değişik doktorlara gidiyorum diye...
 
Sonra 24 saat tansiyon ölçümü yapan holter taktırmamı söyledi. Test için kan vermem gerektiğini belirtti. Bunların öncesi vezneye uğramam önerildi. Doktorun her dediğini yaptırmak için 683 lira para yatırdım vezneye, sonra alt kata kan vermeye indim. Burdaki kan alıcı görevli kıza da elimin üstünden almasını önerdim. "Ben uzmanım damarın altına iner, o kanı yine kolundan alırım" dedi. Korkum iki kat arttı. Gözlerimden yağmur yağar gibi şakır şakır yaş aktı. Lakin o kan üç ünite olarak kolumdan alındı. Sonra holter taktırdık. Hastanede işimiz bitince taksiyle eve geldik. Yine taksiciye 40 lira bayıldık.
 
24 saat sonrası sonuçları almak, üzerimden holteri çıkartmak için, bir 40 lira daha ödeme yaptığımız taksici bizi hastaneye bıraktı. Bu defaki gelişimizde artık kimse bizden para istemeyecekti. Oh be, bu haber cüzdan rahatlatıcıydı. 
 
Doktorun karşısına oturduğumda hiç muayene bile etmeden elindeki tahlil sonuçlarına bakarak: "Hiç bir ilacını kesmiyorsun. Aksine kalp ilacının ve kolestrol ilacının dozunu artırıyorum. Kan sulandırıcıyı ve tansiyon hapını da düzenli kullanıyorsun. Yanına bir de uyku hapı ilave ediyorum. Rahat uyuman için. Bir ay sonra kontrole geliyorsun" dedi.
 
"Doktor bey oğlum; neyim var, neyim yok bana da bir diyeydin." diyecek oldum. Hafiften tebessümle "İyi günler diliyorum. Bir ay sonra görüşürüz" dedi.
 
Bir ay sonra görüşürüz demekle doktor sanki bir aylık ömrümü, verdiği ağır ilaçlarla garanti altına almış gibiydi. Ne inşallah, ne maşallah. Parana göre muamele, sonra hadi eyvallah. 
 
İlaçlarımı özel hastanenin karşısındaki eczaneye  robotlaşmış adımlarımla giderek torbalar dolusu aldım. Her birinden üçer kutu verdi eczacı... Sabah, öğle, akşam, çifter çifter yutacaktım. İlaçsız geçecek bir öğünüm olmayacaktı. 
 
40 lira taksi parası ödeyip evime döndüğümde, düşüncelere daldım. Devletin hastanesine, doktoruna mı inansam, özel hastanenin özenine mi kapılsam? Akışına değil, oluruna mı bıraksam? Hangisi doğru söylüyor, nasıl bilsem? 
 
Neler olup bittiğini  bu dünyada mümkün değil bilemeyiz. Büyük ihtimal kıyamet günü anlarız... Hayırlısı diyorum. Onca para saçtığım için özel hastane doktorunun dediklerini dinliyorum. Lakin ilaçların ağır yan tesirleri de var, bunu iyi biliyorum. Karaciğerimden imdat çağrısı duyar oldum. Ben bu ilaç hamallığından çok yoruldum. Oram buram ağrıyor deyip, yine yeniden hastanelere taşınacak olsam, (Allah korusun.) devletin hastanesi bu dönemde, beyanıma göre ağrı kesici reçete eder gönderir. Özel hastane hepten rantın kucağına çeker. Velhasıl ne yapacağımı bilmez haldeyim. Sizce hangi doktora inanayım?
 
Ayfer AYTAÇ
ayferaytac.com