Unuttuk Unutulduk

Unuttuk Unutulduk
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 03 Şubat 2021 03:52
ESKİDEN FAKİRLİĞİN GÖSTERGESİ OLUP 
ŞİMDİ KIYMETİ BİLİNENLER...
altBizim çocukluğumuzda kimi kimsesi olmayanlar, düşkünler, âcizler yırtık pırtık giyinirdi. Gariplerin yardım edeceği kimsesi olmadığından ve bazı meczuplar yırtık giysilerle gezinirdi. Bir de dilenenler, yırtık kıyafetleriyle hallerine acındırıp para isteyenler varlardı. Fakir fukara dahi yırtık giymeyi ar sayar, kendi evinin içinde bile utanır, sıkılırdı yırtık giysiyle durmaktan. Farkına vardığı en kısa sürede yırtılan yeri eskimiş çaputlarla yamalardı. 
 
Yama yapmanın nasılını ben akranlar bilirler, şimdikiler ne anlama geldiğini farklı algılıyor olabilirler. Birinin üzerine yamanmak mesela, yapışıp, abanıp kalmak gibi. İşte bu uygulama evveli zamanlarda üzerimizdeki giysilerin kusurunu kapatmak için yapılırdı. Çaput eskisini yırtılan yer üzerine kapatıp dikme işlemine yama yapmak denirdi. Parmak uçları delinmiş, topukları aşınmış çoraplarımız bile annemizce yama yapılarak yenilenirdi.
 
Günümüz gençliği yama yapmayı bilmek bir yana yırtık kot pantolon giymeyi şıklık göstergesi sanıyor. Ne kadar yırtıksa urban, etin oralardan ne kadar çok dışarı çıkıp teşhir ediliyorsa o kadar cool oluyormuşsun. Tövbe Yarabbi ben gerçekten hayret ediyorum. Bu hallerden modaya kul olmak gibi bir şey olduğunu anlıyorum. Bizler asla dünyalıkğa kul olmayız. Yaradan Rabbimize kuluz elhamdülillah. Bu bakımdan yırtık pırtık gezenleri yadırgıyorum.
 
İkinci şaşırdığım şey, yememizin içmemizin de modaya uyarlanmış olması... Allah Allah! Daha neler görüp, duyacağız? Çocukluğumuzdan evlenip ana baba evinden ayrılıp gidene kadar bizler, bir büyük somun ekmeğin arasına sürerdik neredeyse bir kalıp margarini, bir bardak çay eşiliğinde kahvaltımızı yapar, işimize koyulurduk. Öğle ve akşam yemeklerimizi sarımtrak renkteki margarinle yapardı anamız. Teneke teneke vita yağları neredeyse her ay başı alınır. Bir ay süresünce çorbası, böreği, çöreği dahil, bu yağ kullanılır. İşi bitince tenekesi atılmaz, yıkanır bir güzel. İçine toprak doldururlur, çiçek ekilir, saksı olarak kullanılırdı. Bazı yağ tenekelerini mutfakta yükseltici olarak kullanırdık. farenin erişmesini istemediğimiz yiyecekleri, bilhassa ekmeği bu tenekelerin üzerine yerleştirdiğimiz tekneler içinde saklardık. Büyüklerimiz bilirdi ki, farenin tırmanamayacağı tek yer, dışı parlak kaygan yağ tenekeleri...
 
Şimdikiler geçmişi tez unutmuşlar. Ana babalarından belki de geçmişle ilgili bir şey duymamışlar. Televizyon ekranlarında konuşan doktorun sözüyle hareket eder olmuşlar. Yahu kardeşim o doktor parayla konuşturuluyorsa nerden bileceksin. Her dediğine uymayı kanun bellemişsin. Samanlı boklu köy yumurtasını doğal zannetmişsin.Köy yumurtası için "Köylü müsün ya, yenir mi o?" deniyordu, ama şimdi pek değerlendi. Hem az bulunuyor hem de fiyatı fabrika yumurtasına göre iki kat daha pahalı. Parasına değer diyorlar. Gezen tavuk olarak tercih ediyorlar.
 
Bir de tavukla ilgili moda türetilmiş. Yanında sosa bulanmış soğan halkalarıyla sunulan tavuk kanadı yeme modası. Adamlar en olmayacak şeyden dünya para kazanıyorlar. Ben de yedim bir ara, bemnim yemem zaruriyetten, nerde mi? Mısır ülkesine seyahatim sırasında uçakta. Dil bilmiyorum ya, hostes kızımız ikramlık sunarken bir şeyler saydı. Ne dediğini anlamadım. Ne zaman ki çıkın, dedi anladım ki tavuktan söz ediyor, ne de olsa çıkını ülkemde duymuşluğum var. Kulağıma yabancı gelmedi çıkın, kafamı sallayarak onayladım çıkını, az sonra elime yiyecek olarak verildi. Kurutulmuş ekmek ufacıklarına boca edilip kızartılmış bir şey. Lezzeti mi, eh fena değildi. Belki ilk kez yediğimden beğendim, lakin sonrasında tavuğun her türlüsüne çıkın gidin hayatımdan dedim. Beğenmedim bisiklet pompası basılıp şişirilmiş, sunni tavukları...
 
Kendimden biliyorum ben ve kardeşlerim anamızdan gördüğümüzle tavuğun kanatlarını kesip çöpe atardık. Kedi köpek yesinler isterdik, sonraları tavukçular kanatları almak isteyen fakir fukaraya parasız verir oldu. Onlarda utana sıkıla alırlardı. Belki suyuna ekmek banıp karınlarını doyururlardı.Şimdiyse kıymete bindi, tavuğun kanatları çeşit çeşit soslarla fast food'un kralı oldu.
 
Ekmek lafı etmişken. Tam buğday ekmeği modası başlatıldı günümüzde; hatta eskiden köylerde yapılan ev ekmeği yemek moda oldu sofralara kuruldu. Arabası olanlarca mahalle mahalle dolaşıp, köy ekmekleri aranıp soruldu. Niye, çünkü yine ekrana çıkan medyatik doktorlarımızca öyle öğütlendi... Eskiden tam buğday ekmeğini fakirler yerdi, francala'yı ise maddi durumu iyi olanlar yerdi. Şimdiyse tam tersine döndü. Ha bir de "Ekmek yemeyin" diyenlerde duyulur oldu. Atalarımız acaba ekmekten mi öldü? Değil tabi ki de, tahıl bünyeyi dik tutar, mideyi tok tutar. Her martavala inanmamak gerekir. Aklı karıştıran karıştırana, modayla parayı yarıştıran yarıştırana...
 
Ya ot yemek modasına ne demeli? Bir dönem bir ailenin sofrasında ot yemekleri varsa o ailenin fakir olduğu algısı vardı, et alamadığı düşünülürdü. Oysa şimdi ot yemek sağlıklı bir yaşamın anahtarı olarak gösteriliyor. Ülkemizde ot festivalleri düzenlenerek ot yemek özendiriliyor. Ot çeşitlerini öğrenmek için ülkemi boydan boya kat eden fırsatçılar türedi. Bazı aşçılar ot yemekleriyle televizyon aleminde şöhret bile edindi.
 
Ev yemeği yapan yerlerde modadan payını aldılar. Biz baba ocağında yaşarken lokantanın nerde olduğunu bilmezdik. Anamızın yemekleri dışında, yine iç harcı anamızın elinin lezzetiyle hazırlanmış, taş fırınlara götürüp pide yaptırdığımız lezzeti, ev dışından yemek diye sevinerek tüketirdik. Zengin ailelerin restorana gidip, ev yemeğinden farklı olan herhangi bir yemeği yemek zenginliğinin ölçüsünün göstergesiydi. Bu dönemdeyse ev yemeği yapan yerde yemek de bir kalite göstergesi haline geldi. 
 
Köy kahvaltısı modası da değer buldu. Güya millet 2000 sonrasında organik gıdayı öğrenmiş oldu. Yine medyatik bilir kişi doktorların anlattıklarıyla önceki senelerde burun kıvrılan kurtlu elma, bir anda kıymete bindi. İnsanların aklı başına yeni mi geldi aslında. Kibrit kutusu büyüklüğündeki peynirin olduğu kahvaltı dönemi geride kalalı çok oldu. Bundan sonra kırsal bir yöreye gidip, orada köy kahvaltısı yapmak zamanla klas bir duruma dönüştü .
 
Günümüzde zenginliğin göstergesi, bahçeli mustakil evde oturmak. Benim bundan 6-7 yıl evveli bahçe içinde, teras katı da bulunan kendime özgü mustakil evim vardı. Ben o evimde bahçesine güller dikerek, güllerin dikenlerinden ellerimi korumaya çalışarak, vişne ağacımın, kiraz ağaçlarımın gölgesinde serinleyerek mutluluğumu yaşarken, millette bir apartman aşkı, hatta tutkusu, takıntısı oluşmuştu. Apartmanda oturmak açık ara bir zenginlik göstergesiydi. Mahallemdeki hermen herkes beni mustakil evde oturuyorum diye küçümsüyordu. Murti dediğim bir adam vardı. Benim büyük oğlan ona Murat Hoca belleyip saygı duyardı. İşte o adam benim evi her görüşünde küçük ev diyerek alaysı laflar ederdi. Kendisi çünkü kooparatif evlerinden birinin 4. katında ikamet ediyordu. Evinde asansörü ve kalorifer petekleri vardı. Benim evimse sobalıydı. Çocuklarım bundan etkilenmiş olacaklar. mustakil evimi bana sattırdılar. Satıldığı günden beri şavkım kaymış hallerde, lakin geri dönüşü yok, giden gitti elden. Hiç toprak satılır mı, dedim. 250 metrekare toprağım vardı benim bu yeryüzünde, dikili ağaçlarımda mevcuttu. Çocukların aklına uyalı şimdi beşinci katta, toprağa basmadan havalarda geziniyorum. Türlü hastalıklarla cebelleşerek, ne yapalım? Buna da şükür diyorum, yarınlar ne getirir bilmiyorum...
 
Ben kata çıkalı beri  bazılarında geride kaldı apartman sevdası. Hatta çoğunlukta katlarda yaşamak, bıtkınlık yaptı. Apartman tutkusu 30 yıl öncesindeydi denilerek maziye uğurlandı. Her şey gibi modası geldi, geçti. Rezidanslar türedi. Lüks malikanaler üredi. Çok şey değişti artık; apartmandakiler müstakil eve çıkmanın planlarını yapıyor; ama gelin görün ki bu evler ateş pahası oldu. Çok parası olanlar alabiliyor. Hatta parası olana ormanlar tahsisi ediliyor. Ağaçlar katledilip yerine villalar konduruluyor. Allah sonumuzu hayreylesin inşallah...
 
Kırsal alanda düğün yapmak modamız da vardı. Korona hallerinden halk bundan mahrum olsa da, bilhassa zenginler arasında hayli revaçtaydı. Bizim çocukluğumuzda bağı, bahçesi olanlar düğününü, derneğini zaten buralarda yaparlardı ama "Salon tutacak paraları yok" denirdi. Şimdi tersi oldu; bağı, bahçesi olanlar salon tutarken, zengin kesim kır düğünü yapmak için can atıyor."Kınayı getir aney!" sözlerini sosyetede duymak mümkün değilken, artık en zenginler için olmazsa olmaza dönüştü. 
 
Mum denilen aydınlatıcı yoksul semtlerinde elektrikler sık sık kesildiği için durumu olmayan ailelerle özdeşleşmişti. Şimdiyse mum sadece ortam yaratmak amacıyla lüks mekanlarda kullanılıyor. Güya ortama loşluk sunuluyor. Adına nostalji deniliyor. Edison'ın "Elektrik o kadar ucuz olacak ki mum sadece zenginlere ait olacak." sözü gerçekleşti bir bakıma. Daha neler neler, yeri geldikçe dillendirilecekler. Bunlar biliniz ki, moda denilen şeyin bizi yönetmesidirler.
Ayfer AYTAÇ