Hüzünlendim... Kederlendim... Gamlandım.. Elem ve esef duydum...

Hüzünlendim... Kederlendim... Gamlandım.. Elem ve esef duydum...
Târık İLERİ tarafından yazıldı.   
Salı, 01 Mayıs 2012 15:55

   Canım hep ağlamak istiyor. Bol bol ağlamak. Neden bilmem çok hüzünlüyüm.

   Hüzün. Türkçe'de hüzün kelimesini karşılayan bir kelime var mı bilmem? Biz her şeye üzülmek deriz. Parmağım kesildi, üzüldüm. Paramı düşürmüşüm, üzüldüm. Babam öldü, ona da üzüldüm. Aşağı üzülmek, yukarı üzülmek. Bunun derecesini, yoğunluğunu belli eden, dereceler arasındaki farkı gösteren kelimeler nerede?
 
   Hemen Arab lisânına başvuruyoruz; çeşitliliği, yoğunluğu ve farkları doğru düzgün ve isâbetli bir şekilde anlatmak, açıklayabilmek için. 
   Cenâb-ı Allah "lâ tahzen"= "hüzünlenme" diye buyuruyor meselâ bir hâdise üzerine.
   Kur'ân öğretiyor bize, üzülmenin derecelerini mânâlandırıp ifâde edebilmeyi. Balığın karnında kalmaya "gamlanmak" diyor. Demek balığın karnında kalmak kadar büyük ve dehşetli bir sıkıntıyı açıklamak için kullanılmalı "gamlanmak". 
 
   Efkârlanmak var sonra. Esef duymak. Bir de kederlenmek. Bakın Arabca'da üzülmenin çeşit çeşit ifâde tarzı. Çünkü niye? Zîrâ Arab lisânı ister fizikî ister mânevî bir şey olsun her şeye bir karşılık, bir ifâde vermeyi bin yıllardır âdet hâline getirerek çoğalan ve zenginleşen bir dil.
 
   Yeni doğmuş deveye başka bir isim, ilk doğumunu yapmış deveye bir başka isim, kırmızı deveye başka, beyaz deveye başka, iki doğum yapmışa, üç doğum yapmışa, gebeye, erkeğe, dişiye, yaşlıya, gence, kuyruğu kesilmişe, sütten kesilmişe, zayıfa, hantala, hızlı koşana, koşarken tozu dumana katana... hep farklı farklı isimler vermiştir.
   Bu dil o sebepten dünyânın en zengin tek dilidir. Bütün diller Allah'ın kudretinin bir nişânesi olarak yaratılmıştır, o yüzden çeşit çeşittir, ancak bu çeşitlilik içinde en muazzamı elbetteki Arabca'dır. Tek dil de olabilirdi yeryüzünde, ilk ândan kıyamete dek. Ancak nasıl tek çeşit meyve, tek çeşit çiçek, tek çeşit ağaç, tek çeşit balık bile yoksa, Allahu Teâlâ o kadar kudretli ve kuvvetli ki, birbirinden farklı binlerce dil yaratabilir, ve yaratmıştır da. Bu farklılık, kâinâtın yegâne hâkimi Allah'ın kudretini ispat eden şeylerden sâdece bir tânesidir. 
 
   Dönelim üzülmeye. Düşündükçe aklıma geliyor. Arabca kâmûsa filan bakıyor değilim bu yazıyı yazarken. Bir de elemlenmek var.
   "Bugün öyle elem doluyum ki, âh" diyebiliyoruz meselâ.
   "Kalbimde arama eski yerini" veya "Ben seni unutmak için sevmedim"...
 
   Hüzünlüyüm epey. Dünyâdaki evime/memleketime nazaran başka bir şehirde ikamet etmek mecburiyetinde kalışıma göre gurbette olduğumdan değil bu hüzün. Belki âhirete nazaran dünyâda oluşum ve belki de yalnız kalışımdan.  
 
   و للأوطان فضلاء غریب
   Ve li'i evtâni fudalâi garîbun
   (Bütün fazîlet sâhipleri kendi vatanlarında gariptir)
 
   diye yazmış kitabına Ebu'l u'lâ el-Maarrî
 
   Ben kendime bir şey izâfe ettiğimden ya da fazîlet sâhibi olduğumu iddia ettiğimden söylemiyorum bunu. 
   Binlerce, on binlerce kişinin arasındayım aylardır, ama buz gibi bir yalnızlık ve gariplik hissediyorum içimde.
 
   Bunun sebeplerini de nasip olursa gelecek yazılarımda uzun uzadıya, adamakıllı açıklayacağım bir ihtimal.
   Ama böylesi de güzel denizin.
 
   Bir dahaki yazımda hüzünlü Arab şâirlerinden bahsetmeyi plânlıyorum. 
 
 
   Selâmlarımla.
 
 
   Târık İleri
 
   twitter.com/tarikileri
    Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir