Berber Dükkânına Vardım

Berber Dükkânına Vardım
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 16 Mayıs 2012 11:08

altHer gördüğü mesleğe türkü yakan halk ozanlarımız, berberlik mesleğini de unutmamışlar. Günümüzün vazgeçilmezleri berberler için de, “Berber dükkânına vardım, berberi gördüm de bayıldım kaldım. Aman da berber mis gibi amber", yani beni traş ettikten sonra bir güzel kokular sür, diye türküyle arzularını çağırıp durmuşlar. Biz de bugün berberi ve berberleri yazıp duracağız.

Berberlik ve/veya kuaförlük mesleğini irdelemeye çalışacağız... Önce şunu belirtmekte yarar var. Bir kere erkeklerin avuç içinde tutalacak kadar sakal bırakmaları Peygamber Efendimiz'in sünnetindendir. Hatta sakalsız peygamber yoktur bildiğimiz kadarıyla. Rabbimizin vardır bir bildiği ve peygamberler de bir bilene uymuşlardır...

Berberlik ve Kuaförlük: Her iki başlıkta aynı işlemi işlevselleştirmeye yöneliktir. Keza isimleri farklı amaçları ve icraatları aynıdır. Berberliğin kısaca tanımı ise, saç/sakal gibi kesilmesi kısmen elzem olan kılları deriden arındırma işlemidir. Ne âlakaysa yakın bir tarih öncesi diş de çekiyorlardı berberler; kimi ipi dişe bağlayıp kapıya bir ucunu geçirip, hızla kapıyı kapatarak, kimi berber de kerpetenle çürük dişi ağızdan alarak dişinden muzdarip kişiyi acıdan kurtarıyorlardı.

 

Çok eski çağlardaki saçı, sakalı yerlere kadar uzamış zorunluluktan derbeder atalarımızı es geçersek, takriben 15. yüzyıla değin insanlar birbirlerini tıraş ederek kıllarından temizlenmeye çalışırlarmış. Elbette bütün bu işlemler iptidai usulle yapılırmış ve yaşamlarını bu şekilde sürdürmeye çabalarlarmış insanlar. Ta ki 15. yüzyıldan sonra saç sakal bıyık kesme kavramını akli melekesi bir hayli yerinde zeka sembolü bir, yahut birkaç birey berberliği meslek olarak toplumlara empoze edene kadar. Zira dayatma o kadar başarılı olmuş ki, bu meslek kısa zaman da yaygınlaşmış, yaygınlaştırılmıştır.

Devrim niteliğin de olan bu devinimle halk, topyekûn olmasa da berberliği meslek olarak kabullenmeleri ve mesleğin icabı gereği herhangi bir yerde dükkân açıp ya da seyyar vaziyette sokak ortasın da insanların tıraş olurken ki teşhirciliğini yadırgamış, neyse ki devamında bu hâli hafif travmalarla atlatmışlardır.

O dönemler de berberler adını duyurmuş, nerede ikamet ediyorsa o bölgenin dört bir yanın da nam salmış, rüştünü ispatlamış, kalitesini ortaya koymuş, halkın nezdinde prestijini sağlamış, takdir gören müteşekkir olunan zat-ı şahaneler olmuşlardır. Öyle ki berberler sözü edilen devirlerde saç, sakal, bıyık tıraşından ziyade, otacılık (doktorluk) görevini de icra etmekte ve bu vasfı üzerlerinde gururla taşımaktalarmış. Sünnet, hacamat, diş çıkarmacılık, sülükçülük, kellik, uyuz ve bit tedavilerinde ihtisas yapmış ve tıbbi açıdan kendilerini bir hayli geliştirmişlerdir. Sözün kısası, berberler eski zamanlarda halkı kıllardan temizlemekle kalmamış, sıhhi konularda da yardımcıları olmaya çalışmışlardır. Tabi ellerinden geldiği, sınırlı bilgi birikimleri yeterli görüldüğü kadar.

Cumhuriyetten önce berberlere perukar (Saç ve sakalın kesilmesi, taranması ve yapılması işiyle uğraşan veya bunu meslek edinen kimse anlamı taşımaktadır) deniliyordu. Osmanlı zamanında berberler seyyar olarak faaliyet göstermekteydi. Kahvehane de, sokak ortasın da hatta evlere servis şeklin de berberlik sanatı icra edilmekteydi. Sabun, leğen, ustura berberliği icra eden şahısın, bilumum temel araçlarıydı.

Zaman geçti devir değişti. Yeni asır, yeni jenerasyon ve tabi ki teknoloji derken, ayakta kalabilen eskilerden bir dem ve yadigar birkaç meslekten hayatta tutunmaya ve varlık göstermeye çalışabilen berberlik mesleği, elbette muhtelif zamanlarda incinmiş hasar görmüş önemsiz bir meslek olarak addedilmiş ve bu kabul edilmeye çalışılmıştır. Ama sonunda tutunabilmiş, yeniden topluma en güzel şekliyle hizmet etmeye devam etmişlerdir.

Devir değişimi, modernleşme süreci, batılılaşmaya hızla geçiş bütün dengeyi alt-üst etse de berberliği yok edememiştir. Çünkü berberlikte zamana uyum sağlamıştır mecburi olarak ve hayatta kalabilmek adına. İstek ve istem dışı transformasyona uğramıştır bu meslekte kendisini. Şayet böyle yapmamış, uyum sağlamamış olsalardı, bu durum onların aleyhine olacaktı.

Peki, onlar yani berberlik sanatını icra eden kimseler bu vaziyetten etkilenmemek için ne yaptı? İlkin gelişen ve değişen şehir merkezlerinin, en işlek ve can alıcı cezp edici noktaların da dükkânlar açtılar. Sermayesi bir hayli fazla olan kişiler dükkânlarının içlerini son moda makineler ve eşyalarla donattılar. Maddiyatı el vermeyenler ise şehrin ücra köşelerin de varlık gösterir oldular. Dükkânları dâhilin de ki araç ve gereçlerini de mümkün olduğunca daha hesaplı bir o kadar da mütevazı olmasına itina ettiler. Netice de berberlik ve kuaförlük şemsiyesi altında ki iş sahipleri bir şekilde gerek mesleği, gerek iş ortamını, gerekse kendilerini revizyona uğrattılar.

Kadın ve erkeklere özel olarak birbirinden bağımsız açıldı bu iş yerleri. Kadınlara hususi olarak “Bayan kuaförü” açılımı gösterilirken, beylere ise “Erkek berberi” adı altında hizmet verilmesi uygun görülmüştür.

Ayrıca, günümüz itibarıyla yadsınamaz bir gerçek olarak kabul edilen önemli bir faktör vardır ki o da, bayan kuaförlerin erkek berberlerini sollayacak düzeyde, haddinden fazla etkinlik sergilemesidir. Bu demek oluyor ki, bayanlar kuaförlere aşırıcı derece de düşkün ve rağbet etmekte. Esasen yine yakın zaman bakımından ele alınacak bir husus daha var ki o da beylerin hanımlardan aşağı kalmamaya, bir bayanın kendine gösterdiği alakayı ve özeni sakınmadan berberler aracılığıyla bizatihi kendine uygulatmaya başlamaları hadisesidir.

Bir zamanların beyleri, berberlere vardıklarında üstünkörü basit sayılabilecek saç sakal tıraşıyla yetinirlerken, bugünün erkekleri genç yaşlı mefhumu gözetilmeden, bakım onarım işlemine tabi tutulmaktadır. Tabi ki bu işlemleri kendi özgür iradeleriyle yaptırmaktadırlar berberlere.

Eskiden berberlere ne kadar önem veriliyorsa, şimdi o kadar bayağı bulunuyor bu meslek. Eski saygınlığından ve yaptırımcılığından eser kalmamış ne yazık ki. Bu mesleğe adım atmak şimdilerde oldukça kolaylaşmış/kolaylaştırılmıştır bir şekilde. Mesleğin erbabı olmak, ustası olmak ve bu işi uzun süreli yapmış olmak müşteriyi artık alakadar etmiyor. Yani artık cazip bulmuyor müşteri kıdemliliği ve işinde uzmanlaşmış olmasını o iş yerinin ve çalışanının.

Bunun bariz sebebinin şu olduğu var sayılıyor. Müşteri berber ya da kuaför salonuna zuhur ettiğin de anında ilgi, itibar edilmesini bekler ve duygularına hitap edecek birkaç güzel söz duymak ister. Akabinde işlem yaptıracağı ortamın temiz olmasının yanı sıra lüks olması öncelikleri arasın da gelmektedir. Bu kadın içinde erkek içinde geçerli bir kavramdır.

Oysa berber dükkanların da hijyen çok çok önemlidir. Müşterinin müdavimi olabileceği sıradan bir berber dükkânında bile hijyene uyumluluk ve uygunluk ilkesine öncelik verilmelidir. Keza bunu ilk başta berber kişi ilke edinmelidir. Zaten de bu mevzuya yönelik kanun ve yürütmeliklerde mevcuttur. Nihayetin de insan sağlığı her şeyden önce gelmektedir. Yüzlerce kişinin aynı ortamda arınıyor olması ve bu kişiler üzerinde aynı materyallerle çalışılıyor olması elbette hijyen konusunu birincil etken durumlarına sebebiyet vermelidir.

Berberlik bir sanattır. Bu artık kabullenilmiş bir hakikattir. Berberlik yetenek işidir. Özveri gerektirir. Hemen öğrenilesi, “evet ben öğrendim, ben oldum” denmesi sakıncalı ve saçmadır. Bu mesleğin eğitimi ve becerisi herkese nasip olmaz. Şöyle ki bir insan berberlik mesleğini seçmeyi kafasına koyduysa önce zeminden başlamalı, bu işin ustalarından eğitimini almalı. Ayrıca araştırmalı okumalı ve kendini sürekli geliştirmelidir. Eğer kafası sarmıyorsa ve zekâsı algılayamıyorsa teknik bilgileri, zaten de asla meslekte başarılı olamaz işi yapamaz ve hatta böyle durum da becerisinin olması da mümkünlük sağlamaz. Gerçeğe aykırı bir durum ortaya çıkar. Her ne kadar böyle olması gerektiği söylense de, maalesef günümüz de ehil olmayan berberlik ve kuaförlüğün tanımının ne olduğunu bu işin nasıl yapılması gerektiğini dâhi bilmeyenler, sektörde ahkâm keser konumda bulunmaktadırlar.

Bu mesleğin evveliyatı çok mühimdir. Genellikle küçük yaşlarda çırak olarak berberlik mesleğinin ortamına girilir. İşin ustasından yine işin incelikleri ve püf noktaları en ince ayrıntılarına kadar öğrenilir. Eğer kişi bu işi gerçekten meslek olarak görüyor ve kendini topluma en iyi şekilde kabul ettirmek istiyorsa, sıfırdan tüm cefalarına fedakârlıkla katlanıp meyletmeli. Kendini tam anlamıyla işe adapte etmeli, daha iyi nasıl olabilirim ne yaparsam kendimi ilerletebilirim ve tercih edilen berber ve dükkân sahibi olabilirim gelecekte diye daimi düşünmelidir. Düşünmekle kalmamalı tatbik etme yoluna da gitmelidir o kimse.

İşte berberlik ve kuaförlük mesleği böyle bir şey. Cefakarlık, fedakarlık, kanaatkarlık ve kalenderlik etmenizi bekler bu meslek. Çaba ister, emek ister. Şüphesiz el meziyetinin yanı sıra beyin gücü ve kafa salimliği de ister. Tüm bunlara rağmen rağbet edilen bu mesleğin vefasız oluşu da hakikatler arasındadır. Meslek mi vefasız yoksa mesleği yozlaştıranlar mı vefasızlığı ortaya çıkarıyor? Bu başlı başına bir tartışma isteyen husustur. Ancak tartışmadan ziyade çözüm yolları bulunmalı ki, bu meslek daha fazla dejenerasyona gark edilmesin. Berberlik ve Kuaförlük mesleğini geçim derdi gayesiyle, hakkaniyetle yapan insanlara adil davranılmalı, onların emeğinin karşılığı verilmeli, yine ve yeniden onlara eski saygınlıkları kazandırılmalıdır.