İnsanoğlu İyilik Bilir mi?

İnsanoğlu İyilik Bilir mi?
Volkan İLERİ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 23 Mayıs 2012 10:11

 altBir kişi seyahate çıkmış. Yolda yürümekten yorulmuş ve dinlenmek üzere bir karaağacın gölgesine uzanmış. Biraz dinlendikten sonra ağacın altında mini bir ateş yakmış. Aniden çıkan rüzgâr ateşi büyüttüğü için sıçrayan bir kıvılcımla ağaç yanmaya başlamış. Meğer ağaçta bir yılan varmış. Adamcağız, yılanın yanacağını görünce, binbir güçlükle onu kurtarmış. Kurtarmış ama ölümden dönen yılan hemen diklenmiş:

— Ey insanoğlu, ben seni sokacağım.

— Yahu neye sokacaksın? Ben seni ateşten kurtardım ya...

— Yok sokacağım. Kurtarmasaydın.

— Madem kararın böyle, üç yere danışalım, onlar sana “Sok” derse, sen de o zaman sokarsın.

Adamla yılan yola koyulmuş. Bir müddet sonra bir öküze rastlamışlar. Adam, öküze demiş ki:

— Ey öküz baba! Bu yılan ateşte yanıyordu, onu ben kurtardım. Bu iyiliğine karşılık, beni sokmak istiyor. Ben ona iyilik yaptım. Bu durumda beni sokması mı lazım?

Öküz: “Sokar” demiş ve devamla:

nsanoğluna iyilik mi yarar? Bana bütün çiftini sürdürür, sürdürür. İhtiyarladığım zaman kasaba götürür verir. Bu nedenle insanoğluna iyilik yaramaz...”

“Ha, tamam” diyor yılan, “Buradan aldık fetvayı.”

Biraz daha gidiyorlar ve bir ırmağın kıyısına yanaşıyorlar. Diyorlar ki; “Şu ırmağa da soralım, bakalım.”

“Ya mübarek ırmak, diyor adam. Bu yılan ateşte yanıyordu, ben bunu kurtardım. Şimdi beni sokmak istiyor. Ee, bu beni sokmalı mı, sokmamalı mı?”

“Tabii sokmalı” diyor, ırmak. İnsanoğluna iyilik yaramaz. Çamaşırını, her şeyini bende temizler, kendi de bende yıkanır, benim suyumu içtiği halde, elini yüzünü yıkarken de benim yüzüme tükürür...”

“Tamam” diyor yılan. “Buradan da aldık fetvayı.”

Yollarına devam ederken bir tilkiye rastlıyorlar. Ona da sesleniyor adam:

“Bu yılan bir ağaçta yanıyordu, ben onu kurtardım. Şimdi beni sokmak istiyor. Bu konuda senin fikrin ne?”

Tilki, gizliden gizliye bir işaret ediyor adama: “Bize var mı bir şey?” demek istercesine. Adam göz kırpıyor, “evet” der gibi.

Tilki bunun üzerine, “sokamaz” diyor.

“Tamam! Son cevap sokamaz olduğu için beni sokamazsın” diyor adam.

Yılan, bunun üzerine bırakıp gidiyor.

Yılan gittikten sonra tilki adama soruyor:

“Arkadaş, bana ne vereceksin şimdi?”

Adam:

“Sana ben kırk tavukla, kırk horoz getireceğim.”

“Peki, nereye getireceksin onları?”

“Yarın, falan filan yerde geniş bir tarla var. Issız bir yer, sen orada beni şu saatte bekle.”

Adam evine gidince kırk tazı koyuyor çuvalların içine ve ertesi gün tilkinin beklediği yere götürüyor. Tilki kırk tavuk gelecek diye sevinirken, adam diyor ki:

“Arkadaş, getirdim tavukları. Onları birer birer mi salayım, yoksa hepsini birden mi?

Tilki; “Of” diyor, “pek keyfim geldi. Dök dök hepsini birden dök. Ben onların dağılanını, sakalımı sallaya sallaya toplarım.”

Adam:

“Al Allah kulunu, zapt et delini” diyerek çuvalların ağızlarını açıyor. Kırk tazı çıkıp da tilkiyi görünce, saldırıyorlar üstüne.

Tilki, başlıyor kaçmaya. Güç bela kurtuluyor tazıların elinden. Tazıların erişemeyeceği yüksek bir taşın üstünden:

“Ey akıllı geçinen düşüncesiz kafam İnsanoğluna iyilik mi yaraşır? O iyilik etse de sen ona iyilik etmeyeceksin. ‘Sokar’ deseydin olmaz mıydı? Tavuktan da vazgeçtim ama şu beni koştuğu eziyete bak...

Ey, insanoğlu, ben de senin evinde, yurdunda, her nerede bulursam, tavuğunu horozunu yaşatmayacağım.”

İşte o günden sonra insanoğlunun kümesinden tavuk çalmaya ahdettiği söylenir tilkinin. Bildiğiniz gibi hâlâ duruyor ahdinde.