Dam Alçak Değnek Kalkmaz

Dam Alçak Değnek Kalkmaz
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 09 Ağustos 2012 11:56

 

altİçinde bulunduğumuz Ramazan ayında gördüklerim, duyduklarım ve söyleyemediklerim... O kadar çoklar ki. Hangi birini sayayım?..

Bir hırs uğruna kardeş kardeşi öldürenler, öldürtenler. Ağlayanı duymayanlar, kurallara uymayanlar. Makinelerde modernleşenler, insanlıkta vahşileşenler. Hak yiyenler, hep gülenler. Mideyi haramla dolduranlar... Ölçüyü yanlış tartanlar, kuru diyerek ıslağı satanlar... Anne babaya sahip çıkmayıp köpeğe kediye sahip çıkanlar...Anne babayı bakım evine gönderip, köpeği kediyi yataklarına alanlar... Fitne yayanlar, arayı bozanlar, dedi kodu yapanlar. Ülkeyi karıştıranlar. Karış karış topraklarımızı satanlar... Rotasız güdücüler, sessizce güdülenler. Bir ıslıkla alemi oytatanlar, kendi çalıp kendi oynayanlar, çaldığı tefin önünde oynanmaz olanlar...

Daha neler var söylenecek de, ne var ki; "Dam alçak değnek kalkmaz".

Sözün özü: dünya üzerinde bu yaşıma kadar dokuz köy arasında çok dolaştığımdan ve gidebileceğim 10. Bir köy olmadığından kelamımızı (Hislerimin hassasiyetine göre bazen Ney, bazen Kavalım da) dediğim, yorgun kalemimizin avazınca edelim. Zira çürük zihniyetlerin yol açabileceği ceremeye artık benim takatım kafi gelmez. Nefesim uğraşılara yetmez. Müslüman bir ülkede müslümanlığın gerektirdiği gibi doğruları konuşup yazamıyoruz maalesef... Çatal kazık yere geçmez, eğriliğe doğru denmez. Lakin insanoğlunun çokluğu doğrulara değer vermez...

Ne yaparsınız, bizim devremizde ülkemizin ve bizlerin imtihanı da budur. Malum her anımız imtihan vesilesidir de aynı anda... Vaziyet böyle diye oturup kalacakmıyız, iyiliğe, güzelliğe, üretmeye katkımız olmasın mı? Hiç değilse doğruları doğru rehber olan kur'andan okuyup, okumakla öğrendiklerimizi yaşamımızda tatbik ederek çevremize örnek olabiliriz...Emir kulu olduğunu düşünenlere diyeceğimiz yoktur, ama Allah'a kul, peygambere (s.a.v) yaraşır ümmet olmanın yolu budur. Acilen bu yola yönelmeliyiz. Yoksa hallerimiz pek yaman ve yazıktır...

Ramazan eğitim ayıdır

Kur’an okumalıyız.

Rahmeti bol ramazan ayı, feyz ve bereket ayıdır. Bu bir aylık süre, allah’ın bize yanlışlardan ve haramdan arınmamız için sunduğu bir lütuftur. Bu bakımdan sunulanı iyi değerlendirmemiz gerekir. Bu muazzez ay içinde yapacağımız öncelikler arasında kur’an okumak gelmelidir. Ramazan ayı içersinde inmeye başlayan ve tamamlanan kur’an; bizi eğitecek, doğruluğa, dürüstlüğe sevk edecek tek rehberdir. Ama her nedense bizde kur’an okumak diye bir şey yoktur. Bize göre kur’anı sadece hocalar okumalıdır. Arap ülkelerinde esnaf bile dükkânında alış veriş olmadığı zamanlarda boş vakitlerinde kur’an açıp okurmuş. Ya biz ne yapıyoruz. Albenili bir kumaştan bir kılıf diktirip kur’anı içersine yerleştirip onu evimizin görünmeyecek bir yerine, daha çok yatak odasının duvarına asıyoruz. Orada öylece duruyor. Bir kez bile indirip elimize almıyoruz. Bazıları önemli belgeler kaybolmasın düşüncesiyle mushaflın içine saklıyor. Lazım olduğunda da musaffa elini götürüyor. Bazıları da arada bir perşembe akşamları ölmüşlerine yasin okumak için kur’anı eline alıyor. Yasin’i bitirince yerine koyuyor. Sanılıyor ki, duvarda asılı durdukça bizi güvende kılacak. İçinde “allah yazıyor bizi korur” sanılıyor. O bizi okumazsak, duvarda durduğu yerde nasıl koruyacak? Elimize alıp okuyacağız ki, öğrendiklerimizle kendimizi tüm kötülüklere karşı korumuş olacağız. Yanlış düşünüyorsam allah beni affetsin ama benim mantığım bana bu fikri veriyor.

Türk medeni kanunu isviçre ülkesinden alınmıştır. Peki ya isviçre kanunları kimden alınıp hazırlanmıştır? Gavur alemi teknolojiyi nerden esinlenip geliştirmiştir? Yüce kitabımız, en güvenilir rehberimiz kur’an-ı kerim’den… biz yaya kalırken, gavur nasıl aya gittim, gidilebilir diyor. Kur’an’ı satır satır okuyup ilmini kavramaktan…

Allah’ın yeryüzüne son kitap olarak gönderdiği, üstelik ramazan ayı içinde gönderdiği kur’an-ı kerim’den. Gavur bile biliyor kitabımızın himmetini, hikmetini biz hala anlayamadık, öğrenemedik ve öğrenmeye de çalışmıyoruz. Sanıyoruz ki, kur’anı sadece hocalar okur. Bu yüzden de hocalara para verip siparişle hatim okutuyoruz.

Hepimizin evinde kur’anı kerim vardır. Elhamdülillah müslüman’ız, ama dediğim gibi evimizde bulundurmakla yetiniyoruz. Arapça bilmiyor olabiliriz. Öğrenmemizde şart değildir. Fakat türkçe mealini okumamıza kim engel oluyor. Nefsimiz mi? Evet biraz öyle, biraz da küçükken bizlere bu alışkanlık verilmediği için.

Size samimi bir itiraf

Örneğin ben, çocukluğumda ne zaman kur’an’ın içeriğini merak edip elime almaya kalkışsam rahmetli annem hemen gelir ellerime vurur “çarpılırsın o aklına estiğince ele alınacak sıradan bir kitap değil” derdi. İçinde ne yazdığını da söylemezdi. Ki; eminim o da kendi ailesinden bana davrandığı şekli görmüştü. Ama ben “çarpılırsın” sözüyle korkuya bürünmüş ve senelerce kur’an’dan uzak kalmıştım. Ta ki annemin vefat ettiği 1993 yılına kadar. Annem öldükten sonra eve gelip ardından arapça, “anlamadığım için fazla dinlemediğim” kur’an-ı okuyan cami hocaları, kur’an-ı mushaf’ın içine koyup bırakıp gittiklerinde, annemin acısını bir an unutup “annem artık müdahale edemez şu kitaba bir bakayım” diyerek, herkesin dikkatinin başka yerde olduğu bir anda kitabı mushaf’tan çıkartıp elime aldım. Çarpılmadığımı görünce daha bir mutluluk duyarak, sayfalarını çevirdim. Dış kapı eskimiş, sayfaları sararmış kitabın arapça yazılımından bir şey anlamayınca, içime iyice bir heves ve merak düştü ve annemin toprağa verilmesinin ardından hemen müftülüğe giderek, kur’an’ın en türkçeleştirilmişini aldım. Sonra da telaşla evime dönüp, hiçbir işime bakmadan o cildi parlak, sayfaları pırıl pırıl türkçe kur’an-ı okumaya başladım. .

Sanki derya ya düşmüş gibiydim. Bir okyanustaydım, ama boğulmuyordum. Aksine içim huzurla dolmuş, ruhum aydınlığa erişmişti. Her bir sayfada kendimi buldum, gerçek müslümanlığı öğrendim. Sonra kendi çocuklarıma gösterdim kuran’ı okumalarını istedim. Annemin bana söylediğinin aksine “korkmayın çarpmaz, siz onu okudukça o sizi doğru yola götürecek rehber olur” dedim. Çocuklarım da şevkle okumaya başladılar… bugün onlar doğru insanlarsa, bana ve çevresine zarar vermeden yaşıyorlarsa ve gurur duyduğum dürüst kişiliklerse bunu ben kur’an-a borçluyum. O yüce kitabı çocuklarıma sevdirmeye, okutmaya yönlendirmeme borçluyum. Bu yüzden de herkese salık veriyorum. Gelin şu içinde bulunduğumuz mübarek günler hürmetine bir başlangıç yapın çocuklarımıza kur’an okumayı öğütleyin.

Ramazan aylarını biz farklı değerlendiriyoruz. Gelişine elbette pek çoğumuz seviniyor ve pek çoğumuzda bir ay süresince bize farz olunan orucumuzu tutuyoruz. Ancak kaçımız, dedi-kodu dan kaçınıyoruz, kaçımız, kıskançlığa gönlümüzü kapatıyoruz, kaçımız harama gözümüzü kapatıyoruz, kaçımız yoksulu, yoksunu kolluyoruz. Yanlışın yanlış olduğunu kaçımız fark ediyoruz. Oruç tutuyoruz diye, bir gün aç kalmışlığımızı akşam iftar saatinde en az iki çeşit yemekle midemizi ve gözümüzü doyuruyoruz, sonrasında da ya televizyon karşısına geçip, dizi keyfine dalıyoruz, ya da belediyenin düzenlediği eğlence etkinliğine katılıyoruz. Bu durumda bizim yaptığımız yalnızca aç kalmak oluyor.

Oysa ne yapılabilir? Yine belediye veya valilik yetkililerince eğitime yönelik etkinlikler düzenlenebilir. Bu eğitimin içinde ilahiyat hocalarının, tasavvuf konulu sohbetleri ve dinimizi doğru öğretici konuşmaları olabilir. Kur’an türkçe olarak doğru bir insan tarafından, anlaşılır şekilde sesli okutularak, kişiler aydınlatılabilir. İnsanlar hep eğlenmeye yönlendiriliyor. Zamanımız hep yemek, içmek ve çalışmakla geçiyor. Oysa bu dünya ya gelme amacımız salt bunlarla sınırlı kalmamalı. Ebedi hayatımız içinde bankaya birikim yapmalıyız. Bu dünya da yapacağımız güzel davranışlarımızı öteki dünya bankasına havale olarak göndermeliyiz ki, oraya gittiğimizde ellerimiz kuruya kalmasın, azık torbamız boş olmasın. İçinde bizi cennete gönderecek iyi meziyetler bulunsun.

Bana, “ahkâm kesme, biz biliyoruz hepsini” diyenlerinize. Ben bilenlerinize “siz de bana ahkâm kesmeyin” demeyeceğim. Aksine bildiklerinizi bana da öğretin, ben dinimiz konusunda hala bilgiye açım ve öğrenme sevdalısıyım. Bu konuda ne kadar çok eğitilir ve öğretilirsek, o kadar çabuk doğru insan oluruz. Şüphesiz doğru insan, yüce allah’ın arzuladığı kullarındandır. Doğru insan yaşadığı sürece vatanına ve milletine de faydalı olan insandır. Bu fayda illa bir görev üstlenmekle olmaz. Yanlış yapmamakta bir doğruluk ve yardımdır. Bir ülkede ne kadar çok doğru, dürüst insan yaşarsa, tüketiciden çok, ne kadar tutumlu ve üretime katkı sağlayan insan varsa, o memleket o kadar çok refah içinde olur.

Giderek nemelazımcı bir topluma dönüştüğümüzün farkında değil misiniz? Nemelazımcılık belki bugün bize bireysel olarak zarar getirmeyecektir. Ama çoğunluğumuz böyle olduğu zaman ülkemizi bitirecektir. Koskoca osmanlı hanedanlığı bile son devrelerindeki bu nemelazımcılıktan batmış gitmiştir. Türkiye cumhuriyeti henüz yüz yaşını doldurmadı, ama insanımızın nemelazımcılığı osmanlı zamanından daha fazlalaştı. Henüz geç değilken hem bu dünya için, hem ebedi yerimiz için doğru insan olalım ve doğru işler yapalım. Bunun içinde eğitime önem verelim. Benden söylemesi… hepinizin ramazan ayı hayırlı ve bereketli olsun…