Yoğurtları Ekşimiş

Yoğurtları Ekşimiş
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cuma, 21 Eylül 2012 20:21

altTicarete girişmişsek öncesinden ticaretin müşteriyle ilintili olduğunu ve müşteriyi çekmek içinde güler yüzlü olmamız gerektiğini bilmemiz lazım gelir. Aksi halde ticaret yapmaya kalkışmayacaksın, bulacaksın maaşlı bir iş, somurtarak da olsa işini yapıp ay sonunda paranı alacaksın...

Bilindiği gibi zamanımızın getirilerinden biri de modern alış veriş merkezleri. Bakkalların ekmeğiyle oynayan, onları tarih sayfalarına gömmek için uğraş veren bu alış veriş merkezlerinin adları ve kapladıkları alanları gerçekten de bakkallardan çok büyükler ve içlerinde ne arasanız,alternatifleriyle beraber bulabiliyorsunuz. Ama ne de olsa çalışanları insanlardan oluşuyor. İnsanoğlu da maalesef yaradılışları özelliğinden çok, yetişme tarzlarına göre hareket ettiklerinden çoğunluğu somurtkan tipteler. Sanki buradan para kazanan elemanlar değiller de, babalarının hayrına, lütfen orada bulunuyorlarmış gibiler. Babalarının hayrına bile olsa insan da biraz hoşluk olur. Adı üstünde hayırdır neticesinde ve hayır şefkat duygularıyla yapılırsa yerini bulur. Bunların yaptıkları anlamlandırılamaz, başka tür bir şey. Adamların içi geçmiş, dillerini yutmuşlar. Sıfatları turşumuş, sanırsınız yoğurtları ekşimiz. Bir an önce başımızdan gidin havasındalar. Bir afra bin tafra. Müşteri konumundaki biz insanlar bunlara para kazandıran kişileriz, ama sanki paramızla asık surat seyrine gidiyoruz.

Adını gerekirse vereceğim bir alış veriş merkezinden söz edeceğim şimdi. Burada çalışanları bir görün, hepsi de uykuda gezer gibiler. Müşteri gelmiş, alış verişini yapıyor onların umursadıkları yok. Kendi hallerindeler. Gelsin, alsınlar, paralarını ödeyip gitsinler havasındalar. Oysa geleneklerimizde müşteriyi de bir karşılama, uğurlama adabı vardır. Bu güzellikleri biz ne ara unuttuk. Parayı almayı biliyoruz da karşılığında bir tebessümle teşekkür etmeyi neden bilmiyoruz? Paranın karşılığı mal veriyorsanız, mal her yerde var. Ama insan suretinde mallar, bir yerde hizmet erbabı olarak bulunduruluyorsa, bir daha müşteri çekemezler bilesiniz.

Her şehirin hemen her semtinde olduğu gibi bizim semtte de arz edilmiş, talep görmüş yeni alış veriş merkezleri açılmış. Ne var ki, insanlar oralarda da aynı somurtkanlıkta. Bu durumda müşteri ne yapsın, kötünün en iyisini tercih etmekle yetiniyor.

Ben biraz yürüyüş olsun gibisine evime uzak olmasına rağmen daha yakın üç marketi geçip bir dördüncüsü ve ilk açılmışı sayılan sözünü ettiğim bu büyük markete gidiyorum. Onca taban tepmeme karşılık market çalışanlarından gördüğüm muamele beni fazlasıyla üzüyor. Buralarda çalışanları şikâyet edeceğim bir mercide bulunmadığından, buradan yazıyorum ki, birine söylediğimden hepsi de esinlensinler, kendilerine çeki düzen versinler, diye…

Bu söz konusu markette defalarca gördüğüm olumsuzluklara rağmen, "gitme" desemde kendime, altayaklarımın sürdüğü iz tekrardan aynı yere gitmeme neden oluyor. Ve yine hoşgörüsüz bir ortamdan, hoşnutsuz bir alış veriş yaparak eve dönüş, sonrası stres yaşamak…

Değer mi, el âlem para kazanacak diye paramla kendimi sıkıntıya sokmak. Değmez, deyip bir daha o alış veriş merkezine gitmeme kararı aldım. “Bana ne isterse en kaliteli ürünü satsınlar. Hiç biri amcam değil, dayım değil onlar önce insan olmayı, güler yüz tavrı takınmayı öğrensinler sonra iş yeri açsınlar” diye düşündüm. Siz de böyle durumlarda aynını yapın diye öneririm. Ama sanırım bazıları tavırlarını daha sert gösteriyor. Bakın söz konusu bu markette şahit olduğum bir konuyu size aktarayım. Evime yağ, çay-şeker, pirinç tuz gibi bazı ihtiyaçları almak için onca metre yol yürüyüp bu merkeze gittim. Gönlüm istemiyor da, sanki ayaklarım oraya gitmeyi alışkanlık haline getirmiş gibi beni yine sürükledi. Marketin kapısından girdim, çalışanlar ilgisiz “Boş ver, her gelene referans yapacak değiller ya” deyip içeride geziniyorum. Adımlarım farkında olmadan et reyonuna getirmiş beni, şöyle bir vitrindeki etlere, tavuklara göz gezdiriyorum. Kimsenin beni dikkate aldığı yok. Vitrinin arkasında beyaz önlüklü bir çalışan, bir hanım müşteriye “etlerimiz yeni geldi” diyor. Hanım da “Bir kilo kıyma, bir kilo kuşbaşı yapıver yağsız yerinden “diye talimat veriyor. Bu arada 15- 16 yaşlarında bir kız çocuğu geliyor tezgâhın başına ve çalışana “iki paket tavuk ciğeri verir misiniz” diye soruyor. Görevli adam bu soruyu duymuyor bile. O, et isteyen hanımın tarifi üzerine yağsız yerinden etleri kuşbaşı yapmakla meşgul. Kız çocuğu sorusunu yineliyor, fakat yine cevap alamıyor. Kız çocuğu, çalışan adam duymamıştır sanarak daha bir duygusal dille,” Evde kedim aç, onlar için acil tavuk ciğeri almam gerekiyor “diyor. Kadın müşteriyle ilgili adamın bir elinde satır, öteki elinde et ve dilinde sert bir tonlamayla “Tavuk ciğerini küçümserler hep alanlar kedime, köpeğime bahanesiyle alır, kendileri afiyetle yerler “diyor. Müşteri kadın kendisine anlatılan bu yoruma gülümsemekle karşılık veriyor.

Kız çocuğu, tavuk ciğeri talebinin çalışan adam tarafından duyulmuş ve önemsenmemiş olduğunu anlıyor, o da gençliğinin verdiği heyecanla sesini yükseltiyor. “İsteğimi duydunuz da neden ilgilenmiyorsunuz, ben müşteri değil miyim?” diye yine soru yöneltiyor. Çalışan adam bu soruya bıyık altından tabiriyle gülünce kız çocuğu daha bir sinirlenip “Sizi yönetime şikâyet edeceğim “diyerek yüksek sesle bağırıyor. Adam duyarsızca “Bildiğin yere git, burada iki kilo et alan müşteri varken senin iki kuruşluk tavuk ciğerinle uğraşamam” cevabını veriyor. Kız öteki müşterinin yanında küçük düşürüldüğünü düşünüp ağlamaklı “ O zaman iki kuruşluk talepleri de karşılayacak bir görevli daha bulundurun burada” deyip çıkıyor. Adam kız çocuğunun duymayacağı şekilde “Bacaksıza bak, iki kuruşluk ciğer için tonla laf saydı” demeyi de ihmal etmiyor.

Buradaki çelişkiye bakar mısınız, adam az öncesi “Tavuk ciğerini alırlarken insanlar utanıp kedime alıyoruz” diyorlar derken, sattığı ürünü son söylediği “Üç kuruşluk ciğer” kelimeleriyle aslında satmakla yükümlü olduğu ürünü kendisi küçümsüyordu. Daha vahimi bu adam “Müşteri velinimetim” sözünün ne anlama geldiğini bilmiyordu. Belki orada maaşlı çalışan olduğundan bu sözün anlamını umursamıyordu.

Oysa ne yapmalıydı bu market çalışanı adam, çocuk olarak da görse müşterisine nasıl davranması gerekirdi? “ Hoş geldiniz, biraz bekleteceğim sizi kusura bakmayın. Et isteyen hanım daha önce teşrif ettiler de o yüzden önce onunla ilgilenmeliyim. Başka bir ilgili arkadaşım daha var, birazdan gelip sizinle ilgilenecektir küçük hanım” diyebilirdi. Bu birkaç ılımlı sözlüğü sıralamak o kadar zor mudur, zor geliyorsa, insanlarla sık diyalog yaşamayacağın başka bir iş bulacaksın. Orada karşılığını güler yüzle, hoş dille vermediğin hizmetin parasını almayacaksın. Çünkü hak etmiyorsun. İnsanlara öncelikle sunulması gereken tatlı dil, güler yüzdür. “Bildiğin yere git” deme cüretini gösteriyorsa bu adam, demek ki “Gerektiğinde müşteriye böyle çıkışlarda bulunabilirsin” diye, yöneticilerinden yetki almış olması gerekir. Hiç sanmıyorum ama bu olumsuz davranış onu sergiliyordu. Biliyorsunuz bazı yerlerde insanlar kraldan çok kralcı geçinirler. Bu adamın hali tavrı da bu doğrultudaydı.

Söz konusu marketin çalışanı bu adam konuşmalarına ve müşteriye davranışlarına tanık olmuş biri olarak, ben sürekli müşterisini de bu marketten soğuttu. Artık ben “Bu markette her şey yarı yarıya ucuza satılıyor “deseler de bir daha kapısının önünden bile geçmem. Evime daha yakın öteki marketleri tercih edeceğim bundan böyle… Yoksa en iyisi marketleri görmezden gelip bakkalıma mı dönsem, ne dersiniz? Bakkalım küçük ve her aradığım bulunmuyor. Ama güler yüz ve tatlı dili sadece her alış verişimde değil, bakkalımın selamı ve hatır sorması beni gördüğü her yerde karşıma çıkıyor. Böyle bir ilgi de karşılıksız bırakılmamalı değil mi?