Dinimiz Dilimizde
 
 

Dinimiz Dilimizde
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 04 Ekim 2012 20:49

altMüslüman topraklarda İslam dini mensubu olarak doğma şerefine nail olmuşuz Elhamdülillah. Yüce Allah bu kolaylığı baştan vermiş bize hamdolsun. Fakat ne hikmet dinimizi bilmiyor, iyi tanımıyor, gerektiği gibi yaşamıyor, layık olduğu değeri göstemiyoruz. Neden? Zira bize daha küçük yaşımızda babamız, dedemiz: "Doktor olacaksın, o doğrultuda oku, ders çalış. Öğretmen, mühendis, terzi, kalfa olacaksın, ona göre işini belle gayret et!" dediler.

Nasılsa elde bir Müslümandık ya, Müslümanlığın korunması konusunda eğitilmemizi münasip bulmadılar. Mühendis olamayacak durumda olan çocukların ailelerinden bazıları: "Hadi bari filan okula yollayalım çocuğu, üstelik yatılı da; hem bakarlar, hem hafız yaparlar. Çocuk ölenin arkasından mevlid okur, cebi parasız kalmamış olur." diye düşündüler. Halbuki geçen vakitlerin uzunca bir zaman diliminde nice padişahlar önce dinini öğrenmiş. Hafız olmuş, Kur'ân'ı ezberlemiş. Sonra Peygamberinin izini adım adım izlemiş, dünyaya öyle hükmetmiş.

Bizlere kulaktan duyma, beyine sonradan konma uydurmasyon (kendilerince doğru) din öğrettiler. Dinimizi dilimizin keyfine bıraktılar. Gerektiğinde, laf yeri geldiğinde: "Elhamdülillah Müslümanım" demek için... Kimileri de sözde dindar değil, özde göründü; bize örnek olmaya kalktılar. Dediler ki: "İslam temizlik dinidir." Fakat bu lafı eden hoca efendi camiden çıkarken tükürünce, veyahut bir sigara yakınca onu gören, hayretle: "Bu mu İslam dini?" diyerek yanılgıya düştü. Kendimiz önce Kur'ân okumadığımızdan, okumanın lezzetine varamadık. Talep etmediğimizden o tadı alamadık. Okumak yerine dinleme kolaylığını benimsedik. Sonrasında aç kurtlar dinine saldırdı, dinini boğmaya kalktı.alt

Yo, hayır! O aç kurtlar kafirler değil, bizim içimizdeki hırsımız, tutkularımız... Kimseye suç atmayalım, kabahati kendimizde arayalım. Dünyaya yalnız gönderilmemişiz elbet. Bizle birlikte dünyaya gelen nice canlı var. Bunun yoldan çıkaranı var, cennetten alıkoyanı var. Havlayanı var, tırmalayanı var. "Senin de tırnağın var, sen de onu tırmala." Değil mesele... İman kalkanını kuşanıp aklınla onu kendine yöneltmen, yahut ondan korunmakta marifet...  

Müslümanın dinini yaşamamasına iki gerekçesi var; Makam ve şöhret hırsı. Bu iki geçici tutku yüzünden dinini yıkma pahasına farkında olmadan canavarlaşıyor Müslüman... Dinine göre değil, dünyaya göre yaşamaya merak sarıyor. Daha iyi, daha refah nasıl yaşarım? Daha yüksek hangi makama çıkarım?

Yâ hû, makamda kazık mı çakacaksınız; elbet birgün terk edeceksiniz. Ve hiç görmemişe döneceksiniz. Kimler geldi, kimler geçti; sonrasında 'Allah bilir' vicdani ağırlıkla ne ağular içti..? Maalesef dünyalık uğruna ahretimizi kaybediyoruz. Baksanıza çevrenizde Müslüman bilinene... Kendi kendimize bir bakalım ilkin, yeterli olur sanırım fikrin. Babadan, doğuştan, kafa kağıdındaki belgeden müslümandır kişi, lakin o kişi faizi evine sokar, kumara, içkiye hoş bakarsa dinini boğmaya kalkar.

Bu dünyalık heveslerle, haramlardan birini yaymak ve kendisinden sonrasına kötü örnek olmak suçundan İslamda gevşeklik olmuş. Cenâb-ı Allah'ın şeriatından kopmuşsun, insanları kandırmışsın, Cenâb-ı  Allah'ın dininden taviz vermişsin. Senin fitnen üç beş kişiye tesir etmişse vay haline! Herkes yanlışa tetikte; küçücük bir fitne bekliyor. Sonra o fitne büyüyor, tüm Müslümalığı kapsıyor. Dini yaralıyor, Müslümanlığı yalanlıyor. Kendin yaşamadığın şeyi nasıl savunasın ki?

Bilgisayar cd'si gibi senin kafana hafızlık konmuş; seni, dinini iyi biliyor sanmışız, kendimize örnek almışız. Hafız böyle yaparsa deyip, beterini yapmışız. Cenâb-ı Allah'ın huzuruna nasıl varacağız? Kıyamet günü en çok ihtiyacımız olacak sevapları nasıl bulacağız?

Dinimizin fidanını sulamaz olduk. "Cenâb-ı Allah her an görüyor, melekler izliyor!" hakikatini, edebini unuttuk... Abdest almayı, namaz kılmayı doğru bilmiyoruz. Örnek olmak kolay değil. Malı, makamı Cenâb-ı Allah'ın dinine hizmet ettiriyor olmalıyız. "Şu kişi makama geleli millette güzellikler görüldü, aksaklıklar olmuyor. Rüşvet istenmiyor. Git-gel zulmü işlenmiyor." denilmeli. Yağcılık için yüzlerce  insan yüzünüze iyi dese ne olur; asılda siz kötülerdenseniz..?

alt "25 yıldır namaz kılıyorum." diyor adam, bakıyorsun ne yapıyor, dine nasıl hizmet ediyor; hiç... Yiyip-içip orda burda konuşuyor. Maçtan, eğlenceden söz ediyor. Dededen duyma, babadan görme namaz kılmış, sadece seccade üzerine yatmış kalkmış. Zira aklını dünyaya satmış. Kaç içki sofrasını kaldırdın, kaç kişiyi kumardan alıkoydun, nasıl örnek kişi oldun?

Her şeyi Haçlılardan, Siyonistlerden biliyoruz; kendimiz 'Hacı' ünvanı almışız, ne yapıyoruz? Haccın güzelliklerini değil, orada görüp geride bıraktıklarının dedikodusunu yapıyoruz. Sonra dövünüyor kimimiz, "Niçin böyle olduk biz?"

Dışarıda kış şartları var. Sen önceden kışa tedbir aldın mı; evin sıcak mı, soban yanıyor mu? Sırtını İmana dayadın mı; dışarıdaki tipi, boran olsa etkilenmezsin. Evinin duvarı sağlam ve yüksekse, hırsız girme endişesi taşımazsın. Sen tedbirliysen, Cenâb-ı Allah'a tevekkülde etmişsen tereddütlü olmazsın.

Haçlı seferleri niye oldu-oluyor; diye kafa yoracağımıza, biz nasıl Müslümanlığımızı boşladık, onu düşünmeliyiz. Dinimize ne kazandırdık, muhasebe yapmalıyız. Hacca gidiyorsun, gelince hacılığını tutabiliyor musun, tutamıyorsun; o zaman gitmeninin ne alemi var? Kafileyle turistlik gezi yapmış oluyorsun. Kaç kişinin haram bataklığını kuruttun? Fakirin ocağına ne katkın oldu? Gençlere nasıl yol göstericilik yaptın? Abdestte, namazda nasıl örnek oldun? Onlar bir ezan dinlemekle namaza kalkacak olsalar, senin örnekliğine ihtiyaç yok zaten. Gördüklerini yaparlar ve birgün gelir, usanır yapmaz olurlar. 

Dinimiz için bir gayret yapılmıyor, hayret! Hac sektör oldu, Ramazan ayı sökter oldu. Dinsel turizm mantığındayız. Kutsal topraklara daha çok gitmek, daha çok gezmek arzusundayız. Çünkü kampanya reklamlarına kanıyoruz. Oralara çok gidince havamız var sanıyoruz. "Hacı" namıyla güven salıp, malımızı artırıyoruz. Kursağımızı coşturuyor, tuvaleti dolduruyoruz. Götüremeyeceğimiz malları ediniyoruz. Haram mı, helal mi incelemez oluyoruz. Ahiret yüklerimiz günah oluyor. Hiç düşünmüyoruz; hep iyi yapıyoruz, sanıyoruz. 

Biz Müslümanlar hepimiz biriz, zincirle bağlanmış gibi dinimiz için, ülkemiz için birlik-beraberlik gayretinde olmalıyız. Aksi halde bir yandan zincirimiz çekilse hepimiz boğuluruz. Dinimize kötü örnek olmayarak bari zarar vermesek, o bile kârdır. Adam ahiretten, ceza gününden söz ediyor; dönüyor, sözüne yalan, işine hile  katıyor. Bidat uyduruyor. Kredi çekip hacca gidiliyor. Ramazan yeme-içme, eğlenme ayı oldu. Kur'ân üzerinden bile ticaret yapılıyor. Hâşâ, Mukaddes Kitabımız'dan kazanç elde edilir oldu. Basıp basıp reklam yoluyla satıyorlar. Biz dinimizi besliyor muyuz, boğuyor muyuz?

Çarşıya-pazara gitmiyor evde oturuyorsan günah işlemezsin. Lakin insanlarla diyoloğun varsa birbirimizden sorumluyuz. İslam dinindensen, dinimize sahip çıkmalıyız. Dini kendi menfaatine kullanan, dinine hizmet etmeyen, dinin bütününe zarar verir. Bir insan bizim hatamızdan bataklığa düşerse, ülkemiz, gelecek neslimiz bizim ihmallerimizden zulüm görürse, bunun hatasını ahirette ağır öderiz. Dinimiz bize emanettir.

Mal hırsı yüzünden, makam hırsı yüzünden bir Müslümanın dinine verdiği zarar, iki aç kurdun koyun sürüsüne verdiği zarar gibidir. Bu Sevgili Peygamberimizin hadisidir (S.A.V) Zarar görmeyeyim diye makama gelmeyin, demiyor peygamberimiz. "Malınızın kölesi olmayın." diyor. "Siz o koltuğu iyi yönetin, koltuk sizi yönetmesin. Koltuğa oturun, koltuk sana oturmasın." diyor. Bizim, dinimizi korumamızı istiyor. Aslında bizi günahlardan sakındırıyor, anlamıyoruz.

Nefsinde cüret göremiyorsan koltuğa oturma! "Bozarım" düşüncesiyle abdest alma! "Her durumda tutarım!" diyorsan abdesli o! Faiz yiyen, rüşvet yiyen olma! Bu mantıkla dinimize hizmet etmiş oluruz. Birbirimizi azdırmayalım, kızdırmayalım. Birbirimizle iyi olanda yarışalım. İnsanların gözünde örnek olalım.