Kıyâmete Koşuyoruz

Kıyâmete Koşuyoruz
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 18 Ekim 2012 13:20

altKöpeğin patisini değirmesiyle deniz kirlenmez... Osmanlı'yı (Nahoş vaziyetlerle) gündeme getiren iftiracı dizilerle de Osmanlı küçümsenmez...

Sanıyorlar ki, Osmanlı süslü kaftanlardan, saraydaki saltanatlardan ve harem dâiresindeki ziynet eşyası yüklü açık gerdanlı kadınlardan ibâret…

Son bir yıldır millet tarihçi kesildi başımıza… Araştırmacı yazarlarımızın fazlalığını da, Osmanlı'nın gündem çokluğundan görmüş olduk. Filanla falanın aşkı, feşmekanın gözyaşları... Mevlânalar, Yunuslar ve daha nice büyük zatlar da para uğruna öğütülüyor. Fitne pazarı kurulmuş, çakal sürüsü etrafına kurulmuş. Uydur kaydır, nokta-virgül koydur, iki süsle bir üfle, reklama yasla, sonra insanları "Roman yazdım" utanmazlığıyla kafesle...  Paraları destele... Ağ atmışlar ortama, her bir ucundan ayrı sülük tutunmuş; kanımızı emerlerken, fitne zehrini kusuyorlar. Fırsat düşkünleri, nemacılar... Osmanlı'nın ve daha nice şanlı atalarımın ahı sarsın her yanınızı da, ağrıdan duramayın…

Ağıllarda yaşayanlar bile Osmanlı'dan nasiplenir oldu. Pazara gidiyorsun, bir tezgâhta Hürrem kaşıkları... Lokanta da söz de Osmanlı yemekleri... Parfüm satıcısının birinde Hürrem güzellik kremi, ötekinde Hürrem tüy dökücüsü… Vay aşağılıklar daha ne çıkaracaksınız, görelim! Hürrem diye her salataya sos yaptığınız zat, hakîkatte koskaca Osmanlı Devletine Sultan yetiştirmiş muhterem bir anadır. Her ne kadar âhir zaman alâmetlerinden biri olsalarda... Zîrâ Peygamber Efendimiz (S.A.S) kıyâmet alâmetlerinden bahsederken, sultanları kölelerin dünyaya getirecekleri hususunda da ifâde buyurmuşlardır.

Televizyon ekranlarında salt diziler değil, dizi dizi yarışmalarda yapılmakta... Kimi güyâ fikrinize yönelik, kimi eğlendirme, kimi dinlendirme diye yutturulmakta... Hepsinde hedef, seyredenini dininden soğutmakta, düzenli aile yapısını kazımakta, ahlâka musallat münafıklıkta...

Hafta sonlarında olanlardan birinde, bir araba uğruna kadın-kız yarı çıplak, sözde evli/nişanlı diye lanse edilerek kucak kucağa arabaya tıkılmakta... Alt alta, üst üste, popolar, göğüsler birbirlerine değerek kadın-erkek onlarcası bir arabaya tıkıştırılıyor, en çok tıkaç olan arabayı kazanıyor. "Bunlar nasıl müslüman ailedir?" diye harâretle soru soruyorum kendime; âdeta haykırırcasına... Ayrıca şöyle düşüncelerde geliyor beynime: "Onlar ya münafıktırlar, yahut ajanslardan derleme üç kuruşa beş saat ekran havası atmaya çalışan, keşfedilip şöhret olmayı uman gençlerdir." diye... 

Mesele şu: Bu tür yarışmalara önce ajanstan insan bulurlar, aile katılımı olarak göz boyarlar, sonra -gerçek- aileleri çekebilirlerse sahneye, fitne okları hedefi vurmuş olur. Geçmişte de bu fitne film dalgasıyla ülkemize girmiş, pek çok kişi artistlerden gördüğü yaşantıyı yuvasına uygulamıştı. Nasıl bu hâle geldik sanıyoruz ki? Yavaştan yavaştan...

Bir de moda üzerine yarışmalar yapılıyormuş... "Yine bizim ülkemizde" (Kusura bakmayın izlemediğimden 'muş, miş' diyorum. Gözümü kulağımı fitneden koruyorum. Ama eşe-dosta bu öğüdü veremiyorum. Çünkü almıyorlar artık... Ruhen zayıf bir anında kancayı takmışlar, moda avcısı adına karşısına kurulup insanları kendi saflarına katmışlar.) Kimse demiyor ki: " Biz Müslüman kadınlarıyız! Böyle giyinmeyiz! Başı açık hanım çoksa da kıçı açık olmaz bizim hanımlardan!" demiyor, diyemiyor. Birileri parayı kazanıyor, ceremeyi çoğu mâsumlar ödüyor. Gelecek nesil ne olur Cenâb-ı Allah (c.c.) bilir... Kıyâmete dört nala koşmaktayız, ben bunu bilirim. Herkesin ölümü gerçekte kendi kıyâmetidir. Âhirete göçeceğimiz anın belirgin saati yoktur. Bugün-yarın, farketmez. Farkedecek olan Yüce Rabbin huzuruna gittiğimizde ne cevap vereceğimizdir. Bizi kendine benzetmeye çalışan kâfir için durum değişmez, onlar şeytana uymaya baştan gönüllü olmuşlar. Ama bizler "Müslümanız" deyip de, onlardan biri gibi yaşama gayretinde veya özentisinde olursak, kıyâmetimiz koptuğunda vay hâllerimize...