Galibiyeti Hak Olanlar/Mağlûbiyete Gark Olanlar

GENÇLERİMİZ, GELECEK GÜVENCELERİMİZ...

EĞİTİLİRKEN MANEN ÖĞÜTÜLENLERİMİZ...

İnsanlığımıza iman şuuruyla olan eğitim gerek. Rabbini tanımaya çalışan onun sanatı olan evreni hayvanları ve tüm mahlûku tanımak ister, merak ettikçe de iman şuurunda tefekkürde bulunur. Allah’ın ilminden ve sanatından daha üstün bir sanat ve ilim yoktur.

Eğitimmiş, öğretilmeden eğitim; yemişim senin bu eğitimini… Eğitimliler âlâ, cahiller pek alâka değil mi? Okullarda eğitilmişler iyidir, herşeyi iyi bilirler değil mi? Zaten atom bombasını da dağdaki çoban üretti, zehirli gazları köyde bostan eken çiftçi üretti. Silahları da köyün delisi üretti; işte eğitimli günümüz dünyası… Eğitim adı altında maddiyatçı, menfaatçi, bencil, çıkarcı, hırstan başka bir şey düşünemeyen bir sürü cahil üretiliyor. Doğrusu dünyalık eğitim kapitalizme hizmet ediyor. Bütün üniversitelerin açılma gayesi sözde öncelikle açıldığı yöreyi kalkındırmak içindir. Hani insanların eğitimi içindi? Devreye öncelikle ekonomi girmiş olmuyor mu?

Bakınız üniversite kurulması öncesi o yöre insanı şöyle ikna edilir. “Şehrinize üniversite açılması demek, yüzlerce öğrencinin şehrinize dolması demek, açacağınız kafeler, dükkânlar o öğrencilerle dolması demek, lokantalarınız, kiralık evleriniz boş kalmayacak demek…  Üstelik hısım akrabalarınızdan bazılarının buralarda iş sahibi olması demek… “

Halk fakirlikten kurtulma, varlığa kalkınma, daha çok para umma, işsiz hısımına iş bulma amacıyla destek olur gafilin gayretine ve üniversite o şehre kurulur. Pek çok işsiz yahut sıradanlıkta işli kimseler, arkalıkların gücüyle üniversitede yeni iş sahibi de olur. Hem de makamlı, bol maaşlı… Bölümler açılsın, öğrenciyle çevreye neşeler saçılsın. Öğrenci ilk etapta bilmez, sağılacak inektir kapitalizm nezdinde;  ailesinin desteğini alırda, gün gelir yetmez olur, çabalar bitmez, günler, aylar bitmez olur… 

Çoğu öğrenci aileden uzak, özgürlüğün tuzaklarından bihaber, bocalamalar sürecinde gününü gönlünce geçirmenin keyfini sürerken, kimileri parasal sıkıntılar içinde, manevi boşluklar bitişiğinde ders geçme gayretinde bulunur. Kimileri kendinden farklıya özentiyle doğru yolunu kaybetmekte; kimi her şeye rağmen okulunu bitirip bir meslek edinme azminde, hâsılı çocuklarımız bu çarkta bir şekil öğütülmekte…

Devamını oku...

Galibiyeti Hak Olanlar/Mağlûbiyete Gark Olanlar
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Salı, 01 Ocak 2013 11:27

altBugün dünya insanının çoğunluğu akşamdan kalma... Müslümanlar dâhil hayatta olan milyonlarca insan, dün geceyi, seherin nuru âşikâr oluncaya değin uykusuz geçirdi. Âdeta uykusunu, gecenin peşi sıra sürükledi. Kimi "Milâdî" takvimin yenilenmesini, kimi de "Fetihlerin namlısı, şehirlerin en nurlusu Mekke"nin kansız zapt edilmesinin sene-i devriyesini yâd etti... Ahlayıp inleyenler, aç -açıkta kalanlar,derdine yananlar Yaratan'ına yakaranlar yine dünyalarında yalnızdılar. İnsanlık dün akşam muhtemeldir uykusuz kalışta eşittiler. Kimin ne yaptığı kendine bağlandı. Gülenle, ağlayan aynı karanlığın altında sabahlayıp, aynı gündüze uzandılar...

Dün gece âhiret mükâfâtını kazananlar ve kaybedenler oldu. Şüphesiz, kayıptakiler, mükâfâtın ehemmiyetinden bîhaber olanlardı. Ne hazîndir ki, bir asrı aşkın zamandır biz Müslüman Türkler, rotamızı şaşmışız. Hazreti Âdem'in (A.S.) torunları olarak yanlış yollara sapmışız. Karşımıza çıkan fitnecileri doğrucular sanmışız. Şekerle çocukları kandıran sevimli sıfattaki sapıklar gibi, bize dostluk eli uzatanların avuçlarının içindeki zehri görmemişiz. Yahut onu da şeker belleyip, âfiyetle yemişiz. Şimdi geldiğimiz noktada nasılız?

Pek çoğumuz dünyaya dalmışız, dünyalık olmuşuz. Derdimiz, tasamız, birinci yasamız dünyaya ayak altuydurmak olmuş. Dünya derdine düştükten sonra kaybolduk. Şimdi de yolumuzu bulmaya çalışıyoruz… Lâkin bir dolu engeller çıkıyor karşımıza; bir çok fitneler, fitneciler, zehir saçanlar, necis ağızlarını açanlar, Hristiyana uyanlar, Yahudiyi kucaklayanlar, Budizmi eve dâvet edenler... Neler neler... Çevremizi kuşatmış, İslâm güneşimizi perdelemişler. Isımızı, ışığımızı, bizi ısıtan ateşimizi soğutmuşlar; söndürmüşler. İslâm ateşi öyle bir ateştir ki; bıraktığında seni yakar, tuttuğunda nefes aldığını hisseder, ferahlarsın. Allah Teâlâ bizleri mağlûbiyete gark olanlar saffından uzak tutsun, daimî galibiyeti hak edenlerden eylesin İnşallah. Âmin.

 

 

 
 

Turkish Arabic English