KÜFLÜ KÜLTÜRLÜLER

Günümüz Gerçeği
O Kadar Derinden Hissediliyor ki...

Dünyanın en prestijli (saygın) 100 üniversitesi açıklanmış. En itibarlı üniversitelerden çoğu Amerika ve  İngiltere'de; sonraki sıralamalarda Çin var, Japonya var. Onların üniversiteleri saygınlığı fazlasıyla hak ediyor. O üniversitelerin hocaları nice harika mühendisler, doktorlar, ilim alanında dehalar yetiştiriyorlar. Dolayısıyla ülkeleri gelişiyor, kalkınıyor, güçleniyor, devleşiyor. Bu üniversitelerin yetiştirdiği öğrencilerin her biri dünyanın geleceğini değiştiren girişimlerde bulunuyor. İş bulma kaygıları olmuyor, zira diplomaları altın değerinde... Ne mutlu onlara... Onlar ki bilimde, fende, teknolojide ileri; bizimkiler yaya yolda bile geri, bir arpa boyu kadar cüce seli...

Batılın batılını kapıyoruz, yaptıkları işlere karşıdan şaşkınlıkla bakıyoruz. İşimiz düştüğünde mühendislerine paraları saçıyoruz. Bizim doktorumuz, mühendisimiz ne işe yarar derseniz? ilaç sektörüne, inşaat sektörüne, sadece imza yetkilerine dayalı para kazanır bizimkiler.

Ülkemizde 200 kadar üniversite var. onlara bağlı olan fakültelerin, yüksek okulların sayısını merak edip saymadım. Zira kalitesiz olanı niçin ciddiye alayım? Oy uğruna, yörelerin kalkınması adına neredeyse dağa taşa, kurda kuşa üniversite açmışız. Mezunlarını saldım çayıra yapmışız. her sene her bir okuldan binlerce çocuk mezun oluyor. Lakin olduğuyla kalıyor. Dayısı olan iş buluyor, olmayan yengesinin dizi dibinde dinleniyor...

Türkiye'den bir tane bile adını duyuran üniversite yok. Gösterişli lakin göstermelik eğitimi olanları yıkıp yerlerine hakiki eğitim veren üniversiteler yapmak gerekir. Neden? Çünkü biz genellikle öğrenmeye, öğretmeye değil; öğrenciye, öğretmene değer veriyoruz. Bunun zıttını uygulamalıyız. Nasıl mı? Şöyle ki, öğrenciyi yeteneğine yönelik ve ülkemiz hayrına  yönlendirmeliyiz. Eğitime yönlendirmediğin gençler, başka eğilimlere yönlendirilirler. Ülkemde diplomalı çok, lakin diplomasının hakkını veren yok. Zira elinde hak ederek aldığı bir diploma yok. Bütün yıl kafelere takıl eylen, eylemlerde bulun; sene sonu ezbere dayalı ders geç. Çoğunluk böyle, azınlık sistemce itibar görmez. Çalışarak sınıf geçenin emeği karşılık bulmaz. Haklıya hak verilmez. Hocaların etrafında pervane olanlar ışık saçarlar, her türlü fırsatı havadan kaparlar. Bu sistem nasıl bir zillettir, devasız bir illettir. Kandırarak kazanmak  ülkeme ihanettir. Çarktan beslenenlerin yolları tıkanmalı, gençlerimizin geleceği için yanlışlar bugünden budanmalı. (Ülkemde her alanda haksızlık yapan adeta zil takıp oynuyor. Kabulü mümkün müdür, böyle zihniyetin?)

Öğrenci okullar için ve hatta okulların bulunduğu yöreler için bir para kaynağı görülüyor. Ne kadar çok öğrenci, o kadar çok o yöreye gelir sağımı.

Ne kadar çok eğitim merkezi, o kadar çok eğitimci. Ancak eğitimci konumundakilerin, çevrelerinde " hocam" diyen çoğaldıkça; ünvan adamın kibirini kabartıyor, kapasitesini azaltıyor. Öğrencisini, kendisini övdüğü kadar öğütür oluyor. kendisi de bağlı olduğu makamların daim itaatkarı bulunuyor. Sözün özü; hoca geçinenlerin övgüyle kıçları büyüdükçe, beyinleri, algıları küçülüyor. Cepleri doldukça insaniyetleri eksiliyor.

Öğretmene hak etmeden payeler vermek yerine; eğitimin önemi kavransa, eğitime ciddi anlamda özen gösterilse, öğrencilere "parasını al, diplomasını ver," mantığından uzaklaşılsa, gençlere  geleceğin umudu diye değer verilse, onların geleceğin istikballeri olduğu bilinse, sistem daha farklı olacak. Hocalar da belki hakkıyla itibar görecek. Ama nizam, izan nerde?!

Öğrencilerin tez çalışmalarıyla kitap çıkaran ve öğrencilerine bu kitapları para karşılığı kakaklayan öğretmenler, dünyalığa daldıkça, nasıl hakkaniyeti hatırlasınlar?

Ülkemizde ismini reklamla namlandırmış, çok puanla öğrenci alımı yapan üniversiteler var, ama eğitim kaliteleri yokmuş meğer ki, yurt dışına ünlerini salamamışlar.

Çok paralı 70 binden 112 bin liraya kadar özel liseler, kolejler var, üniversiteler var. Hepsi hap yap para  kap. Fiyatlar hocaları doyuruyor, çocukları bilgiyle donatmıyor. Yıllık ufak bir servet ödeniyor. Sanki önemli iş yapıyorlarmış gibi bir de hocaların burnu yüksek, yağlamadan yanlarına yaklaşılmıyor. Öğrencisi olmasa hiçbir değeri olmayacak adamlar, kibire bürünmüşler.

Devamını oku...

KÜFLÜ KÜLTÜRLÜLER
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 07 Ocak 2013 13:02

KÜLTÜRÜ KITLAR

Küflü kafalar... Kültürden anlamayan, atasını tanımayan, kafasının dolduruşuna göre dikta eden adamlar...alt Kültür bilir sanılıp, yetki verilip görevlendiriliyorlar. Onlarsa küflerini başka sağlam kafalara bulaştırma çabasındalar. Tıpkı yanyana duran iki limondan biri küflenince, ötekininde kısa sürede küflenip acıdığı gibi... Vah hâllerimize... 

"Dünkü güneşte çamaşır kurutulmaz." demiş atalarımız. Dün başka yerli, başka fistanlı olanı, bugün bizimkine benzer don giymiş deyip, pâyelerle donatmayacaksın. Gün görmemiş, kinden başka insanlık bilmemiş yabanları, karşılıklı üç-beş menfaat sağlayacağız, diyerekten yanına alırsan; olmadık yerde seni yanıltıverirler.

Aldırmazsan bilemem, duyarsızlığınıza bir şey diyemem. Lâkin halk olarak bizden bazılarımız aldırıyoruz. Denilenlere alınıyoruz. Hele Osmanlı ecdâdımızı diline dolayıp, dalağını şişirerek ötenleri çok yadırgıyoruz. Bugün Osmanlı'nın her zerresinden nasiplenenler, anlaşılıyor ki geçmiş vakitlerde Osmanlı'nın ekmeğiyle kursaklarını doldururken, Osmanlı'nın ihtişamlı nâmını kıskanmakta, bu kıskançlığı içlerinde kin deryâsı olarak gizlemektelermiş. Bugün eşelenme ortamı bulan, kişnemesini duyacak kulağı gören kinini dışa kusuyor. Osmanlı'ya hakaret ediyor. Bre nankörler, yazıklar olsun sizlere! 

Bir yerde etkin ve yetkin durumdaysan, senden sonraki makamlara torpili ağır, yeteneği hafif adamı kayırmayacaksın. Hattâ Cenâb-ı Hakk'tan korkup, böylesi varsa onu pasif hâle getireceksin ki, kendinin ne çapsız olduğunu bilecek. Bilgi birikimi ile donanımlı, işin ehli olanını, hakkı savunanı bulup kollayacaksın. Böylelikle senin de aklından: "Yanlışlar yapılıyor mu? Harfler kitaba göre uyduruluyor mu?" gibi sorular geçmeyecek. Ne aklın, ne gözün vesveseye takılı kalmamış olacak... Bunlar vesveseden öte ise, hakîkatin değişgeniyse, sen de yanlışlar yapıyorsan, o başka! Her yenilen halta göz yumuyorsundur açıkca...

ÜLKEMİZE YAPIŞAN KÖTÜ YAFTA: RÜŞVET VE ADAM KAYIRMA

Bizim ülkemiz adam kayırma arenası... Bunu herkes bilir de, bir gün bizi de kayıranlar bulunur, diyerek ses etmez. Mâlûm, seçimler sırası ve sonrasında sık görünür bu vakâ... Falan grubun adamı, filan cemiyetin üyesi, feşmekanın furyasından, fasulyenin kılçığı, bamyanın tüyü-sümüğü gibi bahanelerle bir dolu adam, hakkı olmayan yerlere kondurulup, cebine paralar dolduruluyor.

Bu döküntülerin beyinlerinin zekî olup olmadığına değil, fitne üretme kapasitelerine göre yanına çekeceksin ki, sonrasında onun bağlı olduğu grubun desteğini cepte bileceksin... Öyle sanıyorlar... Öyle sanılıyor ki, bu tür pazarlıklar önceden perde arkalarında, kapalı kapılar ardında teferruatlı yapılıyor.

BİLMİYORSANIZ HİÇ OLMAZSA SUSUN!

altHaybeden koltuk sahibi olan, heybesini doldurma fırsatında, masa başında imza atmaktan öte bir iş yapmazken; çenesi boş durmuyor, bazen anlamadığı konularda ileri geri konuştuğu oluyor bir şahsın... Nâmı var şimdilik lâkin ismi ehemmiyetsiz... Bu koltuk kapmış ismi gereksiz, konuşup dursa, sadece bununla yetinse iyi... "Konuşur, karıştırır, bir gün gelir o da yoklara karışır." dersiniz. Fakat öyle yapmıyor. Osmanlı'yı diline doluyor, sonunun nereye varacağını hesaplamadan atıp tutuyor. Ayıptır, ayıp! Bahsi edilen koskoca İslâm'ın nuruyla aydınlanan, her coğrafyaya bu nuru "Biiznillah" yansıtmaya çalışan, Müslümanların halîfeleri, Türk'ün atası şanlı insanlar! Yeter artık! Bu mübâreklere dikenli dilinizi uzatıp, iftira atıp, günâhlarını alıp durmayın! Bugün yetkiliyim, yetkim var diye, her dil ucuna gelen de söylenmez ki... Edeb YâHû! 

Doğrunun hakkını eğriye vermekten ne zaman âr edeceksiniz? Ne zaman aklıselim zâtlar, topluma yakışır, bilgilendirici üslûb takınıp, edeb denizinden çıkıp, âdâb sâhilinde halk ile hemhâl olacaklar? 

Eğri oluktan düzgün su akışı olmaz. Kıvrım kıvrım akarken, etrafta yıkımlar meydana geliyor işte. Gidin bir çobana sorun: "Eğri değnekten asâ olmaz. Yaparsan, yürürken eğrilir kalırsın. Eğri ağaçtan yapılan düdük ötmez." dersini de öğretir size. Lâkin sizlerin amacı ders öğrenmek yerine, dengeleri bozmaksa, eğrileri "Doğru" diye zorlada olsa, susuz bile olsa yutturmaksa, işte bu noktada halkın gözünü açması lâzım geliyor.

Mânâsına vâkıf olabilen için sonsöz: Osmanlı edebiyle yetişmiş atalarımızdan biri, bu gibiler için ne demiş, söyleyelim: "İnsan gelişimi trene benzer; kendini aşan insan garından, haddini aşan insan rayından çıkmış gibidir."

 

 
 

Turkish Arabic English