KÜFLÜ KÜLTÜRLÜLER

Beş senede beş bilgisayar tükettim. Hem de her parçası çok kapasiteli, kaliteli, en pahalılarından, en markalılarından ve en verimli olanlarından... Masa üsttü, diz üstü, çifter çifter kullanmadığım kalmadı. Şimdi de aya üstünü deniyorum. Avuç içinde taşına bilenle ne kadar ne yapabilirim bilmiyorum. İdareten, yapabildiğimce, bilgisayarımın altıncısı en kısa sürede alınana kadar.

Mesela mecburen kullanmak zorunda kaldığım, çantamda bile taşınabilir ufak olan ekranda bu yazıyı yazabiliyorum, Lakin gözlerimi yorduğundan, facebook arkadaşlarının yorumlarına cevap yazamıyorum. Allah korusun dert değil elbet, alışkanlık. Ne kolay alışmışız, nice değerlerin yerine onu koymuşuz değil mi?

Aman bir süre de beni iznim olmdan durmadan paylaşımlarına etiketleyen, gruplarına ekleyen arkadaşlar cevapsız kalsınlar ne yapayım, angarya gibi geliyordu zaten. Sokakta görsem tanımayacağım insanların paylaşımlarına, tıklamalarına cevap vermekte zorunluymuşum gibi hisseder olmuştum kendimi. Karşılıksız, paylaşımlarını tıklamasız yapsınlar da göreyim... Facebook da falan işim olmazdı benim, yıllarca direndim o alana dalmamak için. Sosyal ağlara takılma nedenim, farkındasız bende gelişen fotoğraf biriktirme tutkumdan vazgeçerim amacıydı. Fakat hepten artı, ne yapacağım, şimdilik hiç bir fikrim yok. Düşünme evresindeyim...

Gerçekten hiç abartmıyorum. Çocukların kullandıkları bilgisayarlar hariç, çünkü onlarınkiyle alakam yok. Bu beş bilgisayar kendi şahsıma aitti, çürüye çıkardım.

Beşini aynı anda almış, kullanmış değilim canım. Biri bozulunca yaptırdım, olmadı, diğerini aldım. O bozulunca ötekini, derken beş yılda beş bilgisayarı sudan sebeple harcadım. En sonuncusu ortanca oğlumun hediyesiydi. İyilerin en iyisiydi. dedim "oğlum buna gözüm gibi bakarım, ne oyun oynar, ne de çok yükleme yaparım." Bu konuda sözümü tutamamış olmak, beni bu defa fazlasıyla üzdü. Oğlum "canın sağolsun anne" diyor, ama ben mahcubum işte. Sokaktan savrulmuş gelmiş gibi acımasızca yedim. Yazık, bunun başka izah tarzı yok.

Nasıl mı yedim, çatır çutur öyle çayın yanında yemedim tabi ki de... ilim yolunda da sarfiyat yapmış değilim. Keşke öyle olsaydı, tamamen hırsımın neticesinde nihayetlendirdim... Söylemesi ayıp olmasın biraz fazlaca bağımlıyım bilgisayara... Şehrimin sınırları dahilinde piyasaya ilk çıktığı gün alanlardanım. Şimdi girmediği ev yok, ama ben daha kimselerde yokken gerekli görüp almıştım. Komşularım henüz bilmezken, ne olduğuna anlam veremezken, 1997 baharındayken... Yirmi yılı geri de bırakıvermişiz, dile kolay. Servis getirip masamın üzerine kurulum yaptığında, ilk kolay öğrendiğim adam as oyunuydu. Belediye de yoğun işlerim arasında bile fırsat buldukça bu oyunu oynardım. Harflerin bilinmesiyle oynanıyordu, tıkladığında çıkan hafleri bilemedin mi çizgi adam asılıyordu ve oyunda yanılıyordu. Ne günlerdi?

Devamını oku...

KÜFLÜ KÜLTÜRLÜLER
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 07 Ocak 2013 13:02

KÜLTÜRÜ KITLAR

Küflü kafalar... Kültürden anlamayan, atasını tanımayan, kafasının dolduruşuna göre dikta eden adamlar...alt Kültür bilir sanılıp, yetki verilip görevlendiriliyorlar. Onlarsa küflerini başka sağlam kafalara bulaştırma çabasındalar. Tıpkı yanyana duran iki limondan biri küflenince, ötekininde kısa sürede küflenip acıdığı gibi... Vah hâllerimize... 

"Dünkü güneşte çamaşır kurutulmaz." demiş atalarımız. Dün başka yerli, başka fistanlı olanı, bugün bizimkine benzer don giymiş deyip, pâyelerle donatmayacaksın. Gün görmemiş, kinden başka insanlık bilmemiş yabanları, karşılıklı üç-beş menfaat sağlayacağız, diyerekten yanına alırsan; olmadık yerde seni yanıltıverirler.

Aldırmazsan bilemem, duyarsızlığınıza bir şey diyemem. Lâkin halk olarak bizden bazılarımız aldırıyoruz. Denilenlere alınıyoruz. Hele Osmanlı ecdâdımızı diline dolayıp, dalağını şişirerek ötenleri çok yadırgıyoruz. Bugün Osmanlı'nın her zerresinden nasiplenenler, anlaşılıyor ki geçmiş vakitlerde Osmanlı'nın ekmeğiyle kursaklarını doldururken, Osmanlı'nın ihtişamlı nâmını kıskanmakta, bu kıskançlığı içlerinde kin deryâsı olarak gizlemektelermiş. Bugün eşelenme ortamı bulan, kişnemesini duyacak kulağı gören kinini dışa kusuyor. Osmanlı'ya hakaret ediyor. Bre nankörler, yazıklar olsun sizlere! 

Bir yerde etkin ve yetkin durumdaysan, senden sonraki makamlara torpili ağır, yeteneği hafif adamı kayırmayacaksın. Hattâ Cenâb-ı Hakk'tan korkup, böylesi varsa onu pasif hâle getireceksin ki, kendinin ne çapsız olduğunu bilecek. Bilgi birikimi ile donanımlı, işin ehli olanını, hakkı savunanı bulup kollayacaksın. Böylelikle senin de aklından: "Yanlışlar yapılıyor mu? Harfler kitaba göre uyduruluyor mu?" gibi sorular geçmeyecek. Ne aklın, ne gözün vesveseye takılı kalmamış olacak... Bunlar vesveseden öte ise, hakîkatin değişgeniyse, sen de yanlışlar yapıyorsan, o başka! Her yenilen halta göz yumuyorsundur açıkca...

ÜLKEMİZE YAPIŞAN KÖTÜ YAFTA: RÜŞVET VE ADAM KAYIRMA

Bizim ülkemiz adam kayırma arenası... Bunu herkes bilir de, bir gün bizi de kayıranlar bulunur, diyerek ses etmez. Mâlûm, seçimler sırası ve sonrasında sık görünür bu vakâ... Falan grubun adamı, filan cemiyetin üyesi, feşmekanın furyasından, fasulyenin kılçığı, bamyanın tüyü-sümüğü gibi bahanelerle bir dolu adam, hakkı olmayan yerlere kondurulup, cebine paralar dolduruluyor.

Bu döküntülerin beyinlerinin zekî olup olmadığına değil, fitne üretme kapasitelerine göre yanına çekeceksin ki, sonrasında onun bağlı olduğu grubun desteğini cepte bileceksin... Öyle sanıyorlar... Öyle sanılıyor ki, bu tür pazarlıklar önceden perde arkalarında, kapalı kapılar ardında teferruatlı yapılıyor.

BİLMİYORSANIZ HİÇ OLMAZSA SUSUN!

altHaybeden koltuk sahibi olan, heybesini doldurma fırsatında, masa başında imza atmaktan öte bir iş yapmazken; çenesi boş durmuyor, bazen anlamadığı konularda ileri geri konuştuğu oluyor bir şahsın... Nâmı var şimdilik lâkin ismi ehemmiyetsiz... Bu koltuk kapmış ismi gereksiz, konuşup dursa, sadece bununla yetinse iyi... "Konuşur, karıştırır, bir gün gelir o da yoklara karışır." dersiniz. Fakat öyle yapmıyor. Osmanlı'yı diline doluyor, sonunun nereye varacağını hesaplamadan atıp tutuyor. Ayıptır, ayıp! Bahsi edilen koskoca İslâm'ın nuruyla aydınlanan, her coğrafyaya bu nuru "Biiznillah" yansıtmaya çalışan, Müslümanların halîfeleri, Türk'ün atası şanlı insanlar! Yeter artık! Bu mübâreklere dikenli dilinizi uzatıp, iftira atıp, günâhlarını alıp durmayın! Bugün yetkiliyim, yetkim var diye, her dil ucuna gelen de söylenmez ki... Edeb YâHû! 

Doğrunun hakkını eğriye vermekten ne zaman âr edeceksiniz? Ne zaman aklıselim zâtlar, topluma yakışır, bilgilendirici üslûb takınıp, edeb denizinden çıkıp, âdâb sâhilinde halk ile hemhâl olacaklar? 

Eğri oluktan düzgün su akışı olmaz. Kıvrım kıvrım akarken, etrafta yıkımlar meydana geliyor işte. Gidin bir çobana sorun: "Eğri değnekten asâ olmaz. Yaparsan, yürürken eğrilir kalırsın. Eğri ağaçtan yapılan düdük ötmez." dersini de öğretir size. Lâkin sizlerin amacı ders öğrenmek yerine, dengeleri bozmaksa, eğrileri "Doğru" diye zorlada olsa, susuz bile olsa yutturmaksa, işte bu noktada halkın gözünü açması lâzım geliyor.

Mânâsına vâkıf olabilen için sonsöz: Osmanlı edebiyle yetişmiş atalarımızdan biri, bu gibiler için ne demiş, söyleyelim: "İnsan gelişimi trene benzer; kendini aşan insan garından, haddini aşan insan rayından çıkmış gibidir."

 

 
 

Turkish Arabic English