SAYGININ SAYISI MI OLUR?

SAYGININ SAYISI MI OLUR?
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 26 Ocak 2013 07:33

altSEVGİ, SAYGI SINIRLANDIRILMAMALI

Her değeri sayılarla belirlemişiz. Ne yapıyorsak sayıların içine sığdırmışız. Ölçümüz, ölçütümüz sayılar olmuş. Hayatın anlamını güya bir bilen üç sayısına sokuşturmuş; "Hayatta mutlu olmak istiyorsan şu üç şeyden vazgeçme demiş ve eklemiş. Sevgini sun, gülümse ve hayaller kur." İyi de üçle belirtilmiş çerçevenin dışında başka mutluluk kaynağı yok mudur?

Mutlu evliliğin sırrı da üçe bölünmüş: Sevgi, saygı, sadakat. İçten gelen başka güzellikler olamaz mı? İlla rakamla mı sınırlandırılmalı?

Bir bildiğini sanan da demiş ki, "On tane dostun olacağına bir tane sırdaşın olsun."

Doğru bilen bir başkası "İki kişinin bildiği sır olmaz, sırdaşı ne yapacaksınız," demiş. Ama söz doğru olduğundan ve içinde rakam bulunmadığından dikkate alınmamış.

Ölümüze, dirimize sayılar kondurmuşuz. Ölenin ardından yadlarımızı yedisi, sekizi, kırkı, elli ikisi diyerek belirlemişiz; dirimiz için "O bir geldi ben üç gittim. Ona beş vermiştim, ondan iki aldım. Bir adım gelsin, beş adım gideyim."

Bunlar basit misaller, dahası, çoğaltılabilir… Bir de sevgiye yönelik sayılarımız var. “Sen beni ne kadar seviyorsun? “

altBu soruya herkesin vereceği cevap, yürek çapıyla alakadardır. Yüreğin hacmi ne kadarsa, kaç rakamı içinde barındırabiliyorsa, o kadarını söyleyebilirsiniz… Lakin sevgiye, saygıya yönelik sorulacak soruların doğru cevabı rakamla belirtilmemelidir…

Neye göre belirlenmiş bilmiyorum, bu konuda hatada yapmak istemiyorum. Fakat bizi yoktan var eden Rabbimize yönelik anmalarımızda rakamlar arasına sığdırılmaya adeta zorlanmış, sığ bırakılmaya çabalanmış… Misal:

 “Yetmiş kere şu duayı edersen, şu dileyin yerine gelir. Yedi yüz kere bunu yaparsan, şu olur. Rabbimiz dünyadaki güzellikleri sayısızca yaratmış. Mesele gökyüzündeki yıldızların sayısını bilebiliyor muyuz, yahut dünyada ne kadar ağaç var, kaç çeşit bitki mevcut? Sevginin, saygınında sayısı, derecesi olmamalı. İbadetimiz içinde var olan sayılara bir laf etmem, haddim değil. Onlar Yüce Rabbimizin buyruğudur amenna. Peygamberimizin (S.A.V) sünnetidir. Başımız, gözümüz üstünedir. Zaten ibadette sayıyla sınırlandırma yok diye biliyorum. Namazda rükudaysan Rabbimizi üç kez değil, çokca anabiliriz. Secdeye vardığımızda yüreğimizden geldiğince 'Subhanerabbiyelala' diyebiliriz. Namaz sonrası otuz üçer defa Rabbini tespih et. Amenna sevgili peygamberimiz böyle yapmışsa, bize de ümmeti olarak izinden gitmek yaraşır. "Bunlar güzel kaideler elbette. Hele ki hiç yapmamaktansa; lakin gönlünden geçeni kısıtlamamalı, sayısızca sevgili yad edilmeli. Benim öz hissiyatımdan yükselen sese göre hakikatte sevgi, saygı kalıplanmamalı, sayılara hapsedilmemelidir.

Ben Rabbime sayıları aklıma getirmemeksizin secde etmeyi, o süreçte gözlerimden yaşlar akana kadar dua etmeyi arzulamışsam, kalbimin Yaratıcısına olan aşkı sayılarla kısıtlanmayacak kadar şiddetle çarpıyorsa, beynimin komuta ettiği iradem devreye girip, “Bu kadar kâfi” diye dürtüklerse, hızla giden bir aracın önündeki seti son anda fark edip ani fren yapması gibi bir durum çıkmaz mı ortaya? O zaman benliğim, ruh halim ölgün, yahut yaralı kalmaz mı?

Kısaca saygının, sevginin miktarı, sayısı, kısıtlaması olmamalı. Bu konuda arifleri kızdıracak derinliklere dalmadan, kafalarda beliren soru işaretlerini çoğaltmadan minik bir kıssayla bağlayalım konuyu…

 Bir gün bir derviş, güneşin bağrında elinde tespih çekerek dinlenmekteymiş. Bir kucak dolusu elma ile bayırlar aşan bir genç kıza rastlamış…

Bozkırın sıcağında yorgunluktan al almış kızın yanakları…

“Nereye gidersin? Ne doldurdun kucağına?” diye sormuş derviş.

Uzak bir tarlayı işaret etmiş kız:

“Sevdiğim çalışıyor orada, ona elma götürüyorum.”

“Kaç tane götürüyorsun," diye soruvermiş derviş.

Kız şaşkın: “İnsan sevdiğine götürdüğü şeyi sayar mı hiç?” deyivermiş…

Ve usulca koparıvermiş dervişin elindeki tespihin ipini!..

Sözün en kısasını da Mevlana şöyle söylemiş: “Gönül gitmek isterse gidilecek yol bitmez. Göz görmek isterse görülecek yer bitmez. İnsan çekilirse içindeki mağaraya, her yanı karanlık bilir. Her yer ona mağara görünür. İçindeki aydınlığa yürümenin yolu mesafe farkı gözetmeden yollara düşmektir.”