Hırsızın da Onurlusu Vardır

Zahid bizi tân eyleme

 Hak ismin okur dilimiz

Sakın nefsane söyleme

Hazrete varır yolumuz

 Sayılmayız parmağ ile

 Tükenmeyiz kırmağ ile

Devamını oku...

Hırsızın da Onurlusu Vardır
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cuma, 11 Kasım 2011 20:30

 altGünümüzde, mazlumun hakkını yiyerek cebini doldurup, sonra da onurlu insanlar gibi yaşayan, onursuz o kadar çok adam var ki; oysa her birinin saygınlığı parasının gücü kadardır. Haydan gelen parası, huyu nedeniyle bir gün apansız kaybolunca, bu kişilerinde saygınlığı bitiverir. Hızlı gazetecilik yaptığım dönemlerdeki notlarım arasında, hırsızlık yaptığını apaçık dile getiren ve Allah’ın bildiğini kuldan da saklamayan Hamdi ağa denilen bir zat vardır. Bugünkü hileli hırsızlara, o günkü Hamdi Ağayı örnek olsun diye anlatmak isterim. O hırsızlığını kimseye sezdirmeden başarıyla yapar, bilindiğinde mutlu olur, kendisini kahraman gibi görürdü. Zira Hamdi Ağa, onurlu bir hırsızdı. Hırsız olduğu bilinmezse, günahının gizlenmiş olduğunu düşünürdü. “yapıyorsan, açıkça yapıyorum diyeceksin. Çalıp da, ‘çalmadım. Alın terimle kazandım’ diyorsa insan, o cehennem çerisidir” diyordu. 

 Isparta’nın 1970’li yılları, eski bir mahallede kerpiç evlerin bulunduğu bir sokağın sakinlerindendi Hamdi Ağa. Evi, küçücük bir avlusuyla sokağa bakardı. Avlusunda eşek ahırı bulunurdu Hamdi Ağa’nın. Evinin iki kapısı vardı. Biri sokağa açılan, ötekisi kendi yatak odasından, arka bahçelere kaçılan bir kapıydı.

Odasındaki kapıyı hiç kimseler bilemezlerdi. Hamdi Ağa için, iki kapının da önemi büyüktü. Çünkü ayrı ayrı amaçlarla kullanıyordu. Sokağa açılan kapıyı, evine normal insanlar gibi gelip gittiğinde kullanıyordu. Bahçelere çıkan kapısını hırsızlık amacıyla evden çıkarken açıyordu.

Zira Hamdi Ağa profesyonel bir hırsızdı. Hırsızlık bu kişi de, sanki yaşamın bir parçasıydı. Herkesin mesleğini yaptığı gibi, işini seven insanlar gibi, Hamdi Ağa da hırsızlığı meslek edinmiş ve benimsemişti. O, hırsızlık yapmadığı günler esrar, ya da eroin çekememiş bağımlılar gibi kriz nöbetine girer. Hiç çalacak bir şey bulamadığında, eşeğine ot çalar getirirdi. Gününü, devamlı çalacak bir şeyler aramakla tüketirdi. Gün içinde mutlaka bir kez olsun hırsızlık yapmak isterdi. Asla kendini tutamaz, nefsine söz geçiremezdi. Ama Hamdi Ağa, onurlu bir hırsızdı. Meslek edindiği hırsızlık üzerine ne söz söyletir, ne de toz kondururdu.

Adeta hırsızlığıyla övünürdü. Çünkü o hırsızlığı kimselerden gizlemeden yapıyordu. Fakat hırsızlığı ne başkalarına tavsiye ederdi, ne de çalıp çırpan başkalarını severdi. “vebali çok ağır bir yük” diye, yorumlardı hırsızlığı. Hırsızı ve hırsızlığı katiyen sevmezdi. Kendisi yaptığı zaman tatlı bir dürtü, başkası yaptığı zaman çok çirkin, yüz kızartıcı suçlardan sayardı. Hamdi Ağa hırsızlığını büyük bir titizlik içinde ve kimseye görünmeden yapar, ardında hiçbir iz bırakmamaya çalışırdı. Zaten profesyonelliği de buradan geliyordu. Her ne kadar hırsızlığının bilinmesini istiyor olsa da, usulün bilinmeme şeklinde olduğunu belirtiyordu. Şayet yaptığı hırsızlık kısa zamanda bilinmemişse, duyulmamışsa bundan son derece rahatsızlık duyar. İnsanların kör ve sağır olduklarından yakınırdı. “Allah’ın bildiğini kul da nasıl olsa öte âlemde öğrenecek, bu dünya da öğrenirlerse haklarını helal etmeleri daha kolay olur” derdi. Ve Hamdi Ağa bu kadar hırsızlık müptelası olmasına karşın, asla kendi mahallesinin insanlarının bir toplu iğnelerini bile çalmazdı. Mahallesi onun için mahrem yerdi. Bu yüzden olacak, komşuları da Hamdi Ağa’yı çok sever, sayarlardı. Ne zaman mahalleye bir hırsızlık soruşturması için polis gelse, tüm mahalleliler ketum olurlar, Hamdi Ağa’yı ele vermezlerdi.

Gerçi polis biliyordu şehirde kimin hırsızlık yaptığını, şehirde ne zaman bir hırsızlık olayı olsa, polis önce Hamdi Ağa’nın kapısını çalardı. Hamdi Ağa, ne zaman polisi karşısında görse, “aman efendi oğlum, emin ol. Bu defa ben yapmadım. Sen buraya yanlış geldin” der. Biraz naz, niyaz eder, sonra suçunu açıklar, hırsızlığını bir kahraman edasıyla anlatır, polisi yormazdı. Bazen de bunun aksi olurdu. Şehirde yapılan hırsızlığı polis ağırdan araştırıyorsa, Hamdi Ağa adının duyulmadığına kahrolur, hemen bir yerlerden birileriyle polise haber ulaştırır, kendini ele verirdi. Çünkü o, iş saydığı hırsızlığın faili meçhul kalmasını istemezdi. O, gizli kapaklı hırsızlık yaparak “onursuz bir hırsız” olmak istemiyordu.

HAMDİ AĞA ÇALDIKLARIYLA HAYIR YAPMAZDI

Hamdi Ağa çalıp çırptıklarıyla çokça bir mal varlığı edinmişti. Evini bile yeniden onartıp, üzerine bir kat daha çıkmıştı. Ancak hırsızlıkla kazandığı paralardan kimseye bir kuruş yardım yapmazdı. “iyi insan olmanın başka yolarlıda var. Komşuya hatır sormak bile iyi insanlığa örnektir. Zaten haram olan paradan hayır mı gelir ki, kula göstermelik için hayır yapayım” derdi. Kendi, bu dünyada suçunun cezasını cezaevine girip çıkmalarla ödediğini; ahiretde de Allahın merhametine sığınarak kurtulacağını umut ederdi. Bir gün Hamdi Ağa yeni onardığı evinin üst katını kiraya vermiş. Kiracısı PTT hat çavuşu emeklisi Mehmet Efendiyi akşam yemeğine davet etmişti. Yemekte bol etli bulgur pilavı, turşu ve dövme pekmez vardı. Hat Çavuşu Mehmet Efendi bulgur pilavının içinde tutam tutam kıl görünce, kaşığı aş tabağından geri çekti. Ev sahibi Hamdi Ağa vaziyeti anlayınca “Mehmet Efendi kusura bakma gece yaptım bu işi.

Erkecin kılı etine karışmış. Ye, ye kıldan zarar gelmez. Hayvanın anası da, babası da kıllı zahir ne yaparsın” diyerek, misafirini sofraya ısındırmaya çalışır, yine de yediremez pilavı. Hamdi Ağa’nın o güne kadar erkeç çaldığını kimseler bilememişti. Hat Çavuşu Mehmet Efendi, sofradaki etin hırsızlık olduğunu anlayınca biraz daha fazla ürperdi. Hamdi Ağa onu aydınlatmak için, adeta askerlik anısını anlatır gibi, nükteli bir dille, erkeç hırsızlığını detayıyla Mehmet Efendiye anlattı. Hırsızlığının bilinmemesi Hamdi Ağa da aşağılık duygusu yaşatıyordu. Kiracısına hırsızlığını anlatmaktan büyük keyif aldı. Rahatlamış olarak, kendisini hayretle dinleyen kiracısına teşekkür bile etti. “Sağol Mehmet Efendi, sana içimi boşalttım rahatladım. Şimdi çok huzurluyum” dedi.

Ertesi günde alt mahalleden geçerken bir evin önünde eşelenen horozu çalıp yemişti Hamdi Ağa. Alt mahalle kendi mahallesi sayılmadığından, oradan hırsızlık yapmakta bir mahsur görememişti. Ancak akşamın geç saatlerinde tüneğine gelmeyen horozu aramaya çıkan alt mahallelinin, ağlar gibi yüksek sesle bağırıp çağırmasına yüreği dayanmadı Hamdi Ağa’nın. Az daha “senin horozu ben yedim” deyiverecekti. Üzülmüşlüğünden diyemedi. İtiraf sözcüğü ümüğüne düğümlendi. Oysa horoz sahibi kapısını çalıp “Hamdi Ağa, horozumu sen mi çaldın yoksa” dese, belki de hemen söyleyecekti. Horoz sahibinden duyamadığı soruyu, Hamdi Ağa’y yarım saat kadar sonra kapıya gelen polis sordu: ”Hamdi Ağa horozu sen mi çaldın yoksa?” Şu polisler ne gıcık adamdı.

Şehir küçük olduğundan kısa sürede her duyumda Hamdi Ağanın kapısına dikiliyorlardı. Bu Hamdi Ağa için hem sevindirici, hem de üzüntü verici bir durumdu. Polislerin hırsızlığı kendinden bilmesi sevindiriciydi, yaptığı suç gizlide kalmıyordu. Ama daha hırsızlığın tadını çıkaramadan gelmeleri üzücü oluyordu. Sevinçle üzüntü ikileminde kalan Hamdi Ağa, her zaman yaptığı gibi önce polislere “vallahide billahi de ben çalmadım polis efendiler “dedi. Ama polislerden biri “Hadi Hamdi Ağa, bizi yorma. Bak gece uzun, bizde seni bu gece çok yorarız” dediğinde, Hamdi Ağa mahzunca başını öne eğip, “horoz benim evin avlusuna kendisi gelmiş. Sanki ‘hadi beni ye’ dercesine gözlerimin içine bakıyordu zavallı. Ayağıma gelen kısmeti tepemedim polis efendi oğlum.

Çektim bıçağı, sonrası olan oldu. Midem biraz inince, siz gelmeseydiniz de, ben gelecektim karakola” demesi yadırganmadı. Horoz sahibi acıdı Hamdi Ağaya, “benim horoz kendi çöplüğünün dışında eşelenmeyi pek severdi. Hamdi Ağa doğru söylüyordur. Yediyse helal hoş olsun. Zaten o yemese de ben kesip, yesin diye ona getirecektim. Şikâyetçi falan değilim” diyerek, Hamdi Ağa’yı polislerin götürmesine müsaade etmedi. Aynı akşam. Vakit gece yarısıydı. Hamdi Ağanın kiracısı emekli PTT Hat Çavuşu Mehmet Efendi derin uykudaydı. Rüyasında dağlarda telefon direkleri dikerken görüyordu kendisini. Çalıştığı günleri unutamadığından olacak, bu haller sıklıkla rüyalarına girerdi. Mehmet Efendi dalgın uykusundan büyük bir gürültüyle uyandı. “deprem oluyor” diyerek, kendisini ak donuyla sokağa attı. Sokaktan geçenler yaşlı birinin ak donuyla, acayipçe dolaştığını görünce hemen polisi çağırıp ‘mahallede deli var’ deyip Mehmet Efendiyi yakalatırlar.

Karakola götürülen hat Çavuşu Mehmet Efendi ifadesinde olanı biteni anlatır. “Peki deprem olmadıysa, benim yattığım odanın tavanındaki o müthiş gürültü neydi? “ diye, sorar polislere. Polis olayı araştırınca mesele anlaşılır. Tarif edilen tavan arasında yeni atılmış ıslak tahtalar ve dilmeler bulunmuştur. Polis Hat Çavuşu Mehmet Efendinin ev sahibi Hamdi Ağa’ya “gel bakalım” deyip götürürler. Mehmet Efendinin deli olmadığı anlaşılıp, salıverilmiştir. Ama Hamdi Ağa birkaç gündür yapmayı planladığı hırsızlığı o gece gerçekleştirdiği için yakayı ele vermiştir. Sorgulama sonucu şu gerçek ortaya çıkmıştır. Hamdi Ağa gece yarısı, en büyük sırdaşı ve hırsızlıktaki yardımcısı olan eşeğinin ayaklarına “taş döşeme yollardan geçerken ses çıkarmasın” diye keçe bağlayıp, yularını kısa tuttuktan sonra, karanlık sokaklardan, karanlık bir tünelden geçer gibi görünmezliğe karışıp, büyük bir inşaata varır.

Buradan eşeğine taşıyabileceği kadar tahta ve dilme sarar. Yine geldiği sessizlikle, evine döner ve çaldığı tahta ve dilmeleri tavan arasına atarak saklamaya çalışır. Bu işlemi defalarca yaptığından ve boşaltma sırasında tangırtı çıkardığından, kiracısı Mehmet Efendi ne kadar dalgın uykuda olsa da, deprem korkusuna kapılıp uyanmış olur. Hat Çavuşu Mehmet Efendi, karakoldan ayrılırken ağarmış kaşlarını çatarak Hamdi Ağa’ya şöyle bir bakar, “Yarın evinden taşınıyorum. Sen burada kalacağına göre anahtarı kime teslim edeyim?” der. Hamdi Ağa bu soruya şu yanıtı verir. “Ben buradan bu defa çıkacak gibi değilim. Evim senin evindir, korkmadan rahatça oturasın. Ev sahipliği yapasın.” Mehmet Efendi cevap vermeden, hızla çekip giderken, Hamdi Ağa’da han bellediği mapus damına götürülür. Hamdi Ağa’nın bu son hırsızlığı olur. Cezaevinde yatarken yakın tarihimizde öldü. O basın emekçilerine bile kendini sevdirmeyi başarmış onurlu bir hırsızdı. O bir Kleptomandı, ama aynı anda yürekli bir adamdı. Hamdi Ağa’nın ölümü duyulunca kendisini sevenleri arasında büyük üzüntü yaşandı. Polislerin neredeyse her gün kapısı çaldığı, hâkimin, savcının birkaç güne bir karşısına alıp sigara ikram ettiği ve sohbet eder gibi ifade aldığı Hamdi Ağa, sevabıyla, günahıyla bu dünyadan göçtü. Onun ölümünden sonra nice hırsızlar var oldu yeryüzünde. Hepside suçunu kabullenmeyecek kadar korkak ve hırsızlığını gizleyecek kadar onursuzdular.

 
 

Turkish Arabic English
Ayfer AYTAÇ
Ayfer AYTAÇ
Târık İLERİ
Târık İLERİ
Aytaç İLERİ
Aytaç İLERİ
Volkan İLERİ
Volkan İLERİ
Furkan İLERİ
Furkan İLERİ