Rahmân'ın Has Kulları mıyız?

Rahmân'ın Has Kulları mıyız?
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 21 Ekim 2013 21:17
بسم الله الرحمن الرحيمalt
 
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
 
Allah Teâlâ Furkan sûresinde has kullarını şöyle tanımlamıştır:
 
Rahmân’ın kulları ise, öyle kimselerdir ki, yeryüzünde tevâzû‘ (ve vakar)içinde yürürler; câhiller onlara bir lâf attıkları zaman, “Selâm (Allah selâmet versin)!” derler (geçerler). (25/63)
 
Onlar ki, Rablerine secde eden kimseler olarak ve kıyâma durarak gecelerler.(25/64)
 
Ve onlar ki: “Rabbimiz! Cehennem azâbını bizden uzaklaştır! Çünki onun azâbı devamlıdır” derler. (25/65)
 
 
Gerçekten orası ne kötü bir karargâh ve (ne kötü) bir ikametgâhtır!(25/66)
 
(Furkān Sûresi: 65, 66 âyetleri) gibi pek çok âyetler ve başta Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm umum peygamberler ve ehl-i hakīkat, her vakit duâlarında en ziyâde: اَجِرْناَ مِنَ النَّارِ*[Bizi ateşten koru!]*نَجِّناَ مِنَ النَّارِ [Bizi ateşten kurtar!] خَلِّصْناَ مِنَ النَّارِ*[Bizi ateşten halâs eyle!] ve vahiy ve şuhûda (görmelerine) binâen, onlarca kat‘iyet kesb eden (kesinlik kazanan) ‘Cehennemden bizi hıfz et!(koru)’ demeleri gösteriyor ki, nev‘-i beşerin (insanlığın) en büyük mes’elesi Cehennemden kurtulmaktır ve kâinâtın pek çok ehemmiyetli ve muazzam ve dehşetli bir hakīkati Cehennemdir ki, bir kısım o ehl-i şuhûd ve ehl-i keşif ve ehl-i tahkīk (Allah’ın velî kulları) onu müşâhede eder (görür) ve bir kısmı teraşşuhâtını(izlerini) ve gölgelerini görür, dehşetinden feryâd ederler. ‘Bizi ondan kurtar!’ derler.” (Şuâ‘lar, 11. Şuâ‘, 224)
 
Hem onlar ki, harcadıkları zaman ne isrâf ederler, ne de cimrilik ederler;(harcamaları) bu (ikisi)nin arasında orta bir yol da olur. (25/67)
 
Onlar ki, Allah ile berâber başka bir ilâha yalvarmazlar; hak bir sebeb olmadıkça Allah’ın haram kıldığı canı öldürmezler ve zinâ etmezler. Kim bunları yaparsa, bir günah ile (o günâhın cezâsı ile) karşılaşır. (25/68)
 
Onlar (o mü’minlerdir) ki, yalan yere şâhidlik etmezler; boş şeyler (söz ve hareketler) ile karşılaştıkları zaman, (yüz çevirerek) vakarla geçip giderler. (25/72)
 
 
Hem onlar ki, Rablerinin âyetleri (kendilerine) hatırlatıldığında, onlara karşı sağır ve kör kimseler olarak (münkirler gibi, anlamadan) yüzleri üzere kapanmazlar. (Bil‘akis o hakikati hakkıyla idrâk ederek secdeye kapanırlar.) (25/73)
 
Yine onlar ki: “Rabbimiz! Bize zevcelerimizden ve nesillerimizden göz aydınlığı olacak (sâlih) kimseler ihsân eyle ve bizi takvâ sâhiblerine imam (her hususda kendisine tâbi‘ olunan rehber) kıl!” derler. (25/74)
 
“Nefs-i emmâre (dâimâ kötülüğü emreden nefis) tahrib ve şer cihetinde nihâyetsiz cinâyet işleyebilir, fakat îcâd ve hayırda iktidârı (gücü) pek azdır ve cüz’îdir. Evet, bir hâneyi bir günde harâb eder, yüz günde yapamaz. Lâkin eğer enâniyeti (benliği ve gurûru) bıraksa, hayrı ve vücûdu tevfîk-ı İlâhiyeden(Allah’ın muvaffak kılmasından) istese, şer ve tahribden ve nefse i‘timaddan (güvenmekten) vazgeçse, istiğfâr ederek tam abd (kul) olsa, o vakit: يُبَدِّلُ اللّٰهُ سَيِّاَتِهِمْ حَسَناَتٍ [Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir] sırrına mazhar olur. Ondaki nihâyetsiz kābiliyet-i şer (kötülük yapma kābiliyeti), nihâyetsiz kābiliyet-i hayra (iyilik yapma kābiliyetine) inkılâb eder (döner).” (Sözler, 23. Söz, 110)