ÇEVREMİZE BİRAZ DAHA ÖZEN…
Müslüman insana temiz bir evde, temiz bir çevrede yaşamak yaraşır. Ama bizim sokaklarımız o kadar bakımsız ve kirli ki “Biz bu kirlilikle nasıl Müslümanız?” dedirtiyor insana… Avrupalıların cadde ve sokaklarını ekrandan görüyoruz. Hıristiyan insanlar bizim dinimizde emredileni, bizden daha iyi uyguluyorlar. Çevrelerinde bir çöp kırıntısı bile görülmüyor. Biz çevre temizliği dersinde hep sınıfta kalan oluyoruz.

Yaban hayvanlarının barındığı kırlara, ormanlar gidin bakın; etraf tertemiz… İneklerin otladığı meraları görün, imrendirici bir temizlik… Çayırda-çimende yatıp yuvarlanası geliyor görenin, o kadar temiz…
Ya biz insanların yaşadığı yerler? Sokakların pisi-kiri hiç eksilmediği gibi, şimdi de çöp yığınları gözümüzü karartır oldu.
Biz temizliğimizi maalesef sadece “Dünya Çevre Günü”nde etkinlikler yaparak ve bu etkinliklerde nutuklar atarak kutlamasını biliyoruz. Ancak ertesi gün de dün yaptığımızı, ağzımızdan çıkan nutuklarımızı unutuyoruz. Tıpkı evimize haberli gelecek misafir öncesi evimizi paklayıp, misafirin ardından normale dönüşümüz gibi, yalnızca çevre gününde çevremize önem veriyoruz.
Sözde dünya insanlarına o gün için ayak uyduruyoruz. Hâlbuki yaşadığımız yer bizim ülkemiz, bizim şehrimiz… El âleme göstermelik iş yapmayalım. Bu şehrin içinde kendimiz yaşadığımız için, çevremizi temiz tutalım.
Belediyenin temizlik işleri özelleştirildi. Ama “Özelleşti” diye adamlar gece-gündüz bizim atıklarımızı toplayacak değiller ya… Onlar nihayetinde mesaili çalışan işçiler, belli saatlerde gelip çöplerimizi alıyorlar, yolları süpürüyorlar. Hani ev hanımları bilir; evin dağınıklığını toplar, süpürürsünüz de, ardından çocuklarınız kirletir, eviniz hiç temizlenmemişe döner ya; biz de çevremize karşı aynını yapıyoruz. Temizlik işçilerinin süpürdüğü sokağa elimize geçeni atıyoruz. Çöp bidonlarına yemek artıkları döküyoruz, çevremize pis kokular yayıyoruz. Çevreyi korumakta esas yük, insanın üstündedir. İnsanlar benimserse temiz olmayı, sağlıklı çevrede yaşamayı, çevre daha kolay ve daha iyi korunur.
Bana göre çevre sorununun en büyük nedenlerinden biri eğitimsizlik, ikincisi ise önlenemeyen iç-dış göçtür. Yorganını sırtına vuran geliyor, şehirlere yerleşiyor ve “Şehirde nasıl yaşanırsa, çevreye ayak uydurabilir.” bilmiyor. (Belediyelerin bu konuda göç etmişlere seminerler düzenlemesi ve göçerlere çevre bilincini aşılaması gerekir.)
Tenzih ederek söylüyorum fakat ne yazık ki kırsal kesimden gelmiş-göçmüş vatandaşlarımızdan bazıları (Alınmasınlar; onları benimsemişiz, pek çoğunu sokakta görüp selam veriyoruz.) köylerindeki yaşamlarını burada da aynen sürdürdüklerinden çevreyi kirletmenin ne demek olduğunu bilmiyorlar.

Mesela bir örnek: Köyden gelip şehre yerleşmiş, pazarcılık yapan biri; çöp bidonunun boşaltıldığını görür görmez, satamadığı çürük sebze-meyveleri gelişi güzel bidona boşaltıyor, bunların yarısı bidon dışına taşıp caddeye yayılıyor. Temizlik işçileri bir daha gelene kadar caddenin çürük sebze-meyve görünümlü manzarası hiç değişmiyor. Görüntüden ve kokudan rahatsız olduğumuzdan dayanamayıp uyarsak, aldığımız cevap bizi daha fazla rahatsız ediyor ve deniyor ki: “Belediyeye onca temizlik vergisi ödüyoruz, işçiler temizlesinler.” İşçilerin de insan olduğu ve belli bir güçleri bulunduğu hiçe sayılırcasına…
Köylerdeki ahır/kümes uygulamasını, şehirde de yaşatanlar var. Evinin bahçesinin bir bölümünü briketle çevirmiş besihâne ve tavuk kümesi yapmış; içinde inek, koyun, tavuk, horoz besliyor. Besihânenin atıkları çevreye yayılmış, kokusu insanların evlerinin içine kadar girmiş, umurlarında değil. Diğer mahalleliler bu duruma ses çıkartmayınca, her şehre yerleşen köyünde gördüğü gibi yaşıyor, çevreyi kendine özel kullanıyor. Oysa çevre herkesin ortak alanıdır ve herkesin menfaatine yönelik bakımı, korunması sağlanmalıdır.
ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞIMIZ VAR AMA TEMİZ ÇEVREMİZ YOK
Ülkemizi yöneten hükûmetimizin kadrosu içinde bilindiği gibi Çevre ve Şehircilik Bakanımız da vardır. Bu Bakanlığın asrî ve aslî görevi, çevrenin korunmasına yöneliktir. Yani alanına; denizlerimiz, göllerimiz, ormanlarımız, kısaca yaşadığımız toprağın temizliği bile girer.
Ancak gördüklerimiz ve duyduklarımızda bir gerçektir ki; denizlerimiz, göllerimiz ve topraklarımız üzerinde kirlilik oranı yüksektir. Ve bu ülkenin insanının ihtiyaçlarına harcanması gereken onca paralar; Bakanlıkça, kirlenen sularımızın, toprağımızın temizlik harcamalarına gidiyor.
Bu kirlenmeyi kim yapıyor? Biz insanlar… Çevresine duyarsız, salt kendini düşünen insanoğlu… Bilmiyor ki, kirlettiği yerde bir gün kendisi de yaşayamaz hâle gelecek…
Pek çok çevreci kuruluşlar oluştu. Çevrecilik artık bir çeşit “Çevrecilik kördüğümü” hâline geldi. Lâfta dahi herkes çevreci geçiniyor. Ama kimse çevreyi kirletmekten geri kalmıyor, kirleteni uyarmıyor. İnsanoğlunun kirlettiği göllerimizin/denizlerimizin temizliği için Çevre Bakanlığı’nca para harcandığını, insana yapılacak yatırımın çevre temizliğine yatırıldığını söylemiştik. “Temiz suyu olan gölde güzel bir manzara seyredeceğiz.” diye aç kalmanın mânâsı yok… Çevreyi biz kirletmezsek, o temizliğe harcanan paralar insana ayrılacaktır.
Çevreyi korumakta esas yük insanın üzerindedir. Çevre ve kalkınma insanla ilintilidir. İkisi bir arada yürütülmelidir. Örneğin göl ve göletlerimizden yapılan bilinçsiz sulamalar bile bir çevre kirliliğidir. Etrafındaki betonlaşmış imar yapısı bir çevre kirliliğidir. Bunlar önlenirse göllerimiz, denizlerimiz, toprağımız temiz ve bakımlı kalacaktır. İçinde yetişen balıklarla insan yaşamına katkı sağlayacaktır. Yaşadığımız, soluk aldığımız her alan bizim çevremizdir. Çevremizi temiz tutuyor olmamız “Dünyamızı temiz tutuyoruz.” anlamı taşır. İnsanlar ne kadar çok temizliği benimserse, dünyamız o kadar temiz olur.
Başka gezegende yaşama imkânı yok, biliyorsunuz. İçinde bulunduğumuz gezegenin kıymetini bilelim, bilmeyenlere öğretelim. Burada bana göre iş, belediyelere düşüyor. Her pisliği temizlemekten öte, temizlenmiş çevrenin temiz kalmasını sağlayabilmek için ne gerekiyorsa yapılmasını öneriyorum. Zira çevre temizletilmez, çevre temiz tutulur ve kalkınma çevre temizliğiyle başlar.
Her şeyden önce ruhlar ve düşünceler temiz olmalıdır. Temiz düşünceler yaşama yansıdığında, çevremizde temizlenmiş olacaktır. O zaman da “Dünya Çevre Günü” gibi bir günlük etkinliklere gerek kalmayacaktır. Önemli olan temiz düşüncelerimizi yaşama geçirmesini bilmektir. Temiz bir çevre, temiz bir dünya demektir.
Ülkemiz havasıyla suyuyla çok güzel bir diyar, bu güzeli korumaya mecburuz. Kirletenleri uyarmaya mecburuz; yöremizi, yanımızı temiz olarak korumalıyız. Her hizmeti Belediye’den, Bakanlık’tan beklememeliyiz. Biz kendi üzerimize düşeni yapmalıyız zira bu şehirde yaşayanlar, bu çevreden yararlananlar biziz. İnsanlar kendi sorunlarında bir araya gelerek, kendileri başkalarına örnek olacak şekilde dayanışma sergilemeyi öğrenmelidir artık…
Önce temizlik sorunumuzu çözelim, temizlik bereketi de getirir bilirsiniz. Caddelerde yürürken kaldırım kenarlarındaki çöplüklerden rahatsız olmayan insan var mıdır?

Bazen duyuyorum… “Bu şehirde temizlik işçisi yok mudur?” deniliyor. Kirleten olmazsa, kirli görüntü de olmaz. Önce kirletmemeyi öğrenelim. Yazıktır, günahtır. Biz günahı bilen insanlar olarak, bu yanlışlardan kaçınalım. Dünyamıza gereken önemi, önce temizliğe özen göstererek verelim.
“Temizlik imanın yarısıdır.” demiş Peygamber Efendimiz… “Bizim imanımızın yarısı bu durumda nasıl temiz oluyor?” dersiniz. (İmanımızın diğer yarısı ne kadar bu sözle ilintilidir acaba?)
Biz Müslüman insanlarız, bize temiz olmak yaraşır. Önce evlerimizi, sonra çevremizi temiz tutucağız ki, imanımıza yaraşır Müslüman olalım.
Yukarıdaki satırlarda da belirttiğim gibi çevre temizletilmez, çevre temiz tutulur. Paralar temizlik için değil, insanın kalkınması için harcansın. İnsan olana temiz bir çevrede, iyi şartlar içinde yaşamak yaraşır. Ama bunu sağlayacak olan da, yine insanın kendisidir.
Hem temizlik işçileri de biraz rahat yüzü görsünler… “Bu rahatlık onların da hakkı…” diye düşünüyorum ve sizlerden bu önemli hususta duyarlılık bekliyorum.
Ayfer AYTAÇ