Dini yüreğinde yaşarsın, yaşantına uyarlarsın ve yaşantınla örnek olursun. İfşa ve istismar ederek, çıkarlarına kullanmazsın! Bu ne kardeşim ya, bu nasıl Müslümanlık ve İslamiyet’e bu nasıl saygısızlık? Üç günlük dünya için yapmadığınız çirkinlik kalmadı artık… Hile-hurda, kandırma, aldatma… Bütün bunları kanıksadık… “Müslümanlığa yakışmıyor” dediysek de alıştırıldık. Lakin dinimiz üzerinden pay kapmaya çalışmanızı kaldıramıyoruz. Kaldıramıyorsak, bırakalım öyle mi? Bu ülke bizim, bu din bizim, bu maneviyat bizim; çökerse siz-biz hepimiz altında ezilen oluruz. Bu ne hırstır yahu, bu ne göz kararmasıdır!

“İlla hepsi ve hep benim olsun…” diyerek, masum halkın maneviyatını istismar etmek size hak mıdır? Makamı bulan, bir daha kaptırmamak için Kur’an-ı Kerim’i elinden düşürmüyor. Çok para kazanmak isteyen, dinimizin değerlerini amacına yönelik kullanmaktan çekinmiyor. İnsanların maneviyatına çöreklenip, semirdikçe semirecek… Sinirlerimi bozuyor böyleleri..! Öylelerine nasıl hitap edeceğimi çok iyi biliyorum ama terbiyem müsaade buyurmuyor.
Allah’tan korkmayandan “Kork” derler. Bana kalırsa Allah’tan korkmayanı güzelce korkutalım… Çünkü onun, Allah’ın rızasını kazanmak gibi bir derdi yoksa da, kaybetmekten korktuğu bir sürü putu vardır.
Çağımız, manevi değerlerden uzaklaştıkça, insanlar yeni yeni putlar ediniyorlar. Bunlardan biri de “Hırs” putu… Görünmeyen ama hep içimizden dürtükleyen… Bir de alenen yansıtılanı var “Başarı” putu…
Günümüzde en çok kullanılan kelimelerden biri; başarı, başarılı olmak, başarılı insan… Neredeyse başarı kelimesi bile, birçok insanı kendinden geçiriyor. Ağızlarının suyunu akıtarak öyle bir bahsediyorlar ki, onların başarıdan anladıkları da maddi zenginlik, bol para, mal, mülk, mevki, makam…
Denize nazır yalılarda, orman içinde köşklerde yaşam… Hizmetçiler, özel şoförler, korumalar, gönlün arzuladıklarını elinin altında bulmalar… Müslüman bilinen ülkemde nice insan bunların sözünü ediyor, hayallerini kuruyor, rüyalarını görüyor.
Masum insanları yalan vaatlerle kandırıp bu imkânları elde edenler de, bir daha kaybetmemek için daha da çirkinleşebiliyor. Bu dünyaya niye geldi, sonra nereye gidecek, umurlarında değil! Sanıyorlar ki ölüm onlara hiç gelmeyecek…
Ya Rabbi, ne kadar maddileştik..! Manevi güzelliklerimizden ne çabuk uzaklaştık..! Değer yargılarımız ne kadar değişti..! Bakıp da ürpermemek mümkün mü? İster istemez insanın içi acıyla, hüzünle doluyor. Her gün gazetelerde okuyor, televizyonlarda seyrediyor, bazen bizzat şahit oluyoruz. Bizi biz yapan, bizi asırlarca dimdik ayakta tutan, nice zaferler kazandıran manevi değerlerimizi, güzelliklerimizi her gün biraz daha kaybediyoruz. Allah sonumuzu hayretsin…
Ayfer AYTAÇ