SAVAŞMAMIZ GEREKEN TEK ŞEY: CEHÂLET…

Câhilimiz -çok- bir milletiz… Bilhassa çocuk yetiştirme konusunda aileden eksik eğitim almışız. Gerçek hayat karşısında câhil bırakılmışız. Kim ne derse desin, çocuklarımızın aile eğitiminde ve onlara göstereceğimiz sevgi ve ilgi konusunda yetersiz kalıyoruz. Çünkü kendimizde ailemizden yeterli sevgi, ilgi görmemişiz. Bu eksikliğimizi, ileriki yıllarımızda başkalarından umarak kapatmaya çabalıyoruz. Aradığımızı birebir bulamayınca türlü hallere bürünüyoruz. Kimimiz kindar, kimimiz takıntılı, kimimiz şiddete meyilli hale dönüşüyoruz.
Bu hallerimiz ne yazık ki dış görünüşümüzden sezilmiyor. Giyim-kuşamla veya okullardan aldığımız nadir bilgilerle ört bas etmeye gayret ediyoruz. Çoğumuz bu konuda başarılı da oluyoruz. Ne var ki -iç dünyamızın- eksik yönleri bastırılamaz hale dönüşünce; farklı kişiliklerimizi çeşitli şekillerle gizliden ortaya çıkarıp, iç dünyamızı, ruhumuzu tatmin edip rahatlıyoruz. Yahut rahatladığımızı sanıyoruz.
Çocukluğumda bir arkadaşım vardı. Yedi kardeştiler. Arkadaşım bana diyordu ki:
“Annem babam beni hiç sevmiyor, hep azarlıyor. Ailemin dikkatini çekmek için bir keresinde sobanın başında oturup, yüzümü kızartıncaya kadar kaldım. Ailem ‘Ateşlendi, hasta oldu çocuğumuz.’ diyerek telaşlanırlar sandım. Koluma annemden çimdik yediğimle kaldım.”
Bu arkadaşım on sekiz yaşını doldurunca -sevdiğini sandığı- okul yolunda tanıdığı birine kaçtı. Kocası ipsiz sapsız biri çıkmış, hapislere düşmüş. Bir çocukla ortada kalan arkadaşım, kocasının ailesine sığındı. Orada da sevgi bulamayınca; daha otuzlu yaşları göremeden, çocuğunu doyasıya sevemeden, intihar ederek bu dünyadan göçtü. Dinimizde intihar günah! Lakin “Eden mi, etmesine sebep olan mı?” diye soru akla gelirse, suçlu sadece cehâlet derim. Çocuklarımıza ne yanlışlar, ne de doğrular hakkında hiç bir konuda gerekli eğitimi veremiyoruz.

İlk öğretmenimiz ailemizdir. Anne babamızdır. Fakat sevgiden anlamayan, sevgi sözcüğünü “Ayıp” sayan aile; çocuğuna kendi görmediği, bilmediği bir şeyi nasıl verebilir? Ülkemizde çoğu çocuklar, ailelerinden konuşarak bilgilendirilme yerine dayak yiyerek büyüyorlar. Ufak bir hatalarında azar işitiyorlar. İlk öğretiler aile tarafından, çocuğun bebekliğinden itibaren beynine yerleştirilir ve ömür boyu unutulmaz olur.
Öncelikle aileler, öğretmenler ve büyükler olarak hepimiz çocuklarımıza vicdanlı olmayı öğretmeliyiz. Misal; ekranlarda son zamanlarda sıklıkla gördüğümüz hayvana şiddet konusunda -cehâlet- ailede kırılmalı…
“Kedi tekmelenmez, kucaklayıp başkasının üzerine atılmaz, yükseklere fırlatılmaz. Köpeğe taş atılmaz, kulakları kesilmez. Kablumbağa ters çevrilmez, kuşların kanatları koparılmaz, karıncaların yuvası bozulmaz. Allah’ın yarattıklarına eziyet edilmez!” denilmelidir.
Dikkatimi çeken bir şey daha; eskiden televizyonlara, gazetelere hocalar çıkmıyordu. Sosyal medyada bu hocaların dini yayınları yapılmıyordu. Ülkemiz daha dingindi. Hocalar “Sakız çiğnemek orucu bozar mı, bozmaz mı…” tartışması dışında; karı koca aldatmaları hakkında -şuh- sunucularla konuşarak, konularla dedikodu yaparcasına konudan konuya gezerken, kendi şöhretlerini artırmaktan öte geçemiyorlar. Cehâletle savaşın önemini, dinimizden örneklerle ifade edemiyorlar.
Toplumca reyting ve reklam kaygısına düşmüşüz, en büyük cehâlete bürünmüşüz… Oysa kaygımız geleceğimiz olmalı, bunun için de toplum olarak savaşmamız gereken tek şey cehâlet olmalı..!
Ayfer AYTAÇ