FITRAT MESELESİ

Her canlı bir fıtrat üzerine yaratılmıştır ve onun gereğini yapmaktadır; balığın fıtratı yüzmek, kuşun uçmak, solucanın toprak altında yaşamak… Arının bal yapmak; aslan, kaplan, sırtlan, timsah gibi hayvanların avlanmak, mikrop ve virüslerin hastalık yaymak gibi fıtratları vardır. Bu fıtratlar yaratılış gereğidir ve bunun için her canlı aldığı görevi eksiksiz yapar.

Balığı doğal ortamından çıkarıp pahalı havuzlara ya da dev akvaryumlara koysanız da, o yine özgürce yüzdüğü denizleri ister. Aslanı doğal ortamından alıp en büyük hayvanat bahçelerinde, tüm ihtiyaçlarını ayağına getirseniz bile o avlayacağı hayvanların peşinden koşmayı ister. Bir kuşu altın kafese koysanız da o, doğal ortamında özgürce kanat çırparak uçmayı ister.

Bir bitkiyi bile doğal ortamından çıkarıp başka bir ortama sokarsanız solar ve ölür. Mesela tropikal bir bitkiyi karasal bir ortamda yetiştirmeye çalışırsanız, boşuna zaman harcarsınız. Çünkü o bitkinin görevi o bölgededir ve o fıtrat üzerine yaratılmıştır.

Günümüzde insanlar mutsuz, umutsuz bir şekilde büyük bir kayboluş içindedirler. Ne istediklerini, ne yapacaklarını bilmiyorlar.

Bazıları lüks araçlara biner, en pahalı kıyafetler alır; çeşit çeşit gıdalar yer, tomarla paralar harcar, dünyanın en uzak yerlerine tatile gider fakat yine de mutsuz olur. Milyon dolarlık villalarda oturur ama bir orman köyünde kafa dinlemeye hasret kalırlar.

Bir memnuniyetsizlik, bir doyumsuzluk, bir bıkkınlık var ki, hiç bitmiyor… Hatta her geçen gün daha da artıyor. İhtiyaçlar giderileceğine her gün bir yenisi başlıyor. Dün hayallerimizi süsleyen bir şeye sahip olduğumuz an çok seviniyoruz, bugün hevesimiz kaçıyor ya da yeni bir şey çıkınca onun zamanı geçiyor ve bu hep böyle devam ediyor…

Netice:


Kadın, erkek, çocuk, büyük, zengin, fakir, sağ, hasta herkes mutsuz…


Peki neden? Nedeni fıtrat…

İnsan fıtratından uzaklaştıkça mutlu olması da mümkün olmuyor. Pahalı evler, arabalar, giysiler, takılar onu mutlu etmiyor. Çünkü -insanlığın- fıtratından uzak yaşıyor. Yaratılışının gereğini yapmıyor.

Yüce Allah şöyle buyuruyor:

“Dünya Hayatına Aldanma!”


“Onlar, dünyâ hayatının görünen yüzünü bilirler. Âhiretten ise, onlar tamamen gâfildirler.” (Rûm, 7)

-Allah muhafaza- hakikaten gafiliz, gözümüze ışıltılı perdeler inmiş.

Rabbinin uyarısını dikkate almayan insanlar ne yapıyor? Özünden, dininden, kültüründen, milletinden, örf ve adetinden, milyonlarca yıldır genlerinde taşıdığı özelliklerinden çok uzak sahte bir yaşam sürüyor. Dolayısıyla istekleri de hep bu yönde oluyor. Daha çok istedikçe daha çok kayboluyor. Hem mutlu olmuyor hem de işleri ters gidip sahip olduklarını kaybedince bulanıma girip, hayatına dahî son verebiliyor.

Rasûlullah (s.a.v) buyurdu:


“Siz dünyâ işlerinizi daha iyi bilirsiniz, ben de âhiret işlerinizi daha iyi bilirim.” (Müslim,Fedâil, 140)

Peygamberimizce de çok uyarılmışız lakin uyanamıyoruz… Şöyle bir gözümüzü aralasak, silkinip kendimize gelebilsek, yapmamız gereken şey aslında çok kolay…

Dünyada ve ahirette mutlu olmak istiyorsak, yapacağımız tek şey fıtratımızın gereğini yapmak olacak… Peki buna sahip olmak için ne yapmamız gerekli?


Çok garip ama hiçbir şey… Hatta sadece yaptığımız şeyleri yapmamak bile bizi fıtratımıza döndürebilir. Kısaca mutlu olmak istiyorsak yapacağımız tek şey var:


Fıtratımız doğrultusunda “İnsan” olmak!

Ayfer AYTAÇ

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top